İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Rızkımız Kimler Adına Geliyor Biliyor musunuz?

2012-08-18
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Eğer kapitalist bir mantıkla düşünecek olursanız, insanlar ürettiklerine göre değer kazanırlar. Üreten ve ürettiğinin karşılığı olarak tüketen, satın alan insan ideal insandır. Özellikle üreten insan...
Eğer kapitalist bir mantıkla düşünecek olursanız, insanlar ürettiklerine göre değer kazanırlar. Üreten ve ürettiğinin karşılığı olarak tüketen, satın alan insan ideal insandır. Özellikle üreten insan iyi insandır, verimli insandır, toplumsal hayata katkıda bulunan insandır. Üretmeyen insan iyi bir insan değildir, topluma her hangi bir katkısı olmayan insan niçin iyi bir insan olsun ki? Üretmeyen bir insan asalaktır, toplumun sırtında bir yüktür. Böylelerinin yokluğu varlığından çok daha iyidir. Böyleleri bir toplumda ne kadar az bulunursa o toplum ekonomik açıdan o kadar iyi bir toplum olur.

Ekonomiyi çok iyi bildiğimi söyleyemem fakat yine bu kapitalist mantıkla baktığımızda şöyle bir sonuca varabiliriz; Çalışmayan, hiçbir şey üretmeyen ve devletin sırtında yük olan birileri ölüp gittiklerinde kazanan hep devlet olmaktadır. Devletle birlikte o kişinin yakınlarının da kazançlı çıkacağını söylemek hiç de yanlış değildir.

Kapitalizmin toplumlara bir diğer yansıyış biçimi olan Faşizmin tartışılmaz liderlerinden Adolf Hitler, ülkesinde ne kadar işe yaramayan insan varsa, sokaklarda yatan, sakat, kötürüm, köprü altlarında geceleyen ve toplumsal üretime hiçbir katkıda bulunmayan bu kişileri gizli gizli imha ettiğini, öldürüp temizlediğini okumuştuk. Adam bu mantığa göre haklı değil mi yani? Madem üretmek yegâne ölçüyse…

Bir ülkedeki bütün emeklilerin bir gecede yok olduklarını düşünün. Veya yüz binlerce emeklinin bir stadyumda, bir gösteri esnasında veya başka bir şekilde büyük bir felakette yok olduklarını düşünün.

Belki bireyler olarak onların içinde her birimizin yakınları veya bir emekli olarak bizzat kendimiz olacağımız için bunu kabullenmeyebiliriz. Fakat kapitalist bir devlet açısından baktığınızda yüz binlerce emeklinin bir anda yok olması gerçekten müthiş bir kazanç değil mi?

Öyle ya, hiç çalışmadıkları ve üretmedikleri halde milyarlarca lira maaş alan, ülke bütçesinin önemli bir bölümü kendilerine ayrılan, hatta devletin hastanelerini, ameliyathanelerini en çok işgal eden, devletin ilaçlarını en çok tüketen ve daha birçok yönden devlete yük olan bu insanların bir gün aniden yok oluşu kapitalist bir devlet için en büyük bir bayram değil midir?

Şimdi bütün bunları unutun ve bir başka fotoğrafı gözünüzün önüne getirin.

Bir ev düşünün, o eve her gün bir zarf geliyor, zarfın içerisinde bir miktar para var ve o evin sakinleri bu parayla geçiniyorlar. Aslında zarfın üzerinde bir de isim var, fakat hiç kimsenin dikkatini çekmiyor veya zarfın üzerindeki yazıyı okuyamıyorlar.

Veya bu eve para değil de her gün paketler içerisinde yiyecekler içecekler geliyor, evde kalanlar da bunları yiyorlar içiyorlar. Yine aynı şekilde bu yiyecek paketlerinin üzerinde sadece bir kişinin ismi yazılı fakat hiç kimsenin dikkatini çekmiyor veya merak etmiyorlar veyahut da okuyamıyorlar.

Siz bu misali, bu fotoğrafı biraz daha büyütün. Küçük bir ev değil de, biraz daha büyük bir kalabalık, bir sokak, bir mahalle veya büyük bir toplum olarak düşünün.

Ne demek istediğimi daha güzel anlatabilmem için Bedir Savaşından bir sahneyi sunmak istiyorum.

Bilindiği üzere Bedir Savaşı neticesinde elde edilen ganimetlerin ve esirlerin ne yapılması gerektiği konusunda bir takım anlaşmazlıklar çıkmıştı. Esirlerin öldürülmesi veya fidye karşılığında bırakılması konusunun dışında, eşya olarak elde edilen ganimetlerin nasıl paylaştırılacağı konusunda da bir takım anlaşmazlıklar çıkmıştı. Özellikle savaşa bizzat atıyla, kılıcıyla iştirak eden, savaşta somut bir şekilde başarı sağlayan, Kureyşli müşrikleri öldüren ve esir alanların yanında, savaşa katıldıkları halde çok az veya hiçbir yararı dokunmayan bir takım zayıf Müslümanların ganimetlerden alacakları pay hususunda anlaşmazlıklar vardı. Enfal Sûresini bir tefsirden okumanızı tavsiye ederim.

Neticede bütün ganimetler bir araya toplanır ve savaşa katılan Müslümanlar arasında taksim edilmeye başlanır. Herkese hak ettikleri bir bir verilir. Sonunda savaşa katıldıkları halde hiçbir şey hak etmeyen, savaşta hiçbir yararlılık gösteremeyen zayıf ve zavallı kişilere sıra gelir. Rasûlullah (s.a.v) onlara da ganimetten pay verir. Bunun üzerine bazıları itiraz ederler, onlardan birisi de Sa’d bin Ebi Vakkas’tır;

Ya Rasûlallah, bunlar hiçbir şey yapmadılar, hiçbir şey hak etmediler, bunlara niçin veriyorsunuz?” deyince, Rasûlullah (s.a.v) bunun üzerine Sa’d b. Ebi Vakkas’a:

“Senin anan ağlasın! Sizler yardıma ve rızka içinizdeki zayıflarınız yüzünden nail olmuyor musunuz?”buyurdu.

İşte vahyin görüşü budur, işte hakikat budur. Kapitalizmle ne kadar da taban tabana zıt öyle değil mi?

Evet, şimdi anladınız mı kimlerden dolayı rızka nail olduğumuzu? Şimdi anladınız mı evimize gelen zarfların üzerinde kimin adının yazılı olduğunu, kime gönderildiğini?

Şimdi anladınız mı mahallemize giren rızık paketlerinin, yiyeceklerin içeceklerin üzerinde kimlerin adının yazılı olduğunu?

Şimdi anladınız mı yağmurun daha çok kimler için yağdığını, bitkilerin kimler adına yerden fışkırdığını?

Hiç kimse kerameti kendisinde görmesin, hiç kimse kazananın kendisi olduğunu zannetmesin.

Hiç kimse zayıfları lüzumsuz ve asalak olarak görmesin!

Ve şu noktayı asla unutmayınız. İçimizdeki zayıflar ve zavallılar hürmetine rızka nail olduğumuz gibi, içimizdeki zayıfların ve zavallıların unutulduğu ve terk edildiği bir demde Allah’ın gazabını da üzerimize çekmiş olacağız.

Ramazan’ı bir de bu anlamda değerlendirmeye çalışalım.

Mehmet Göktaş / İnzar Dergisi - Ağustos 2012

 


Mehmet Göktaş

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS