İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

RESULULLAH’IN DAVETİNDE BELİRLİ İLKELER

2022-04-22
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

İslam, Hz. Muhammed’in vizyonunun yol gösterdiği bir serüvene gönüllü olarak katılmak olarak tanımlanabilir. (Marshall Hodgson, İslam’ın Serüveni, 1.Cilt) Müslüman olmak Hz. Peygamberi kabullenmek demektir. Kabullenmek ise O’nun eylemlerine yön veren ufkunu, amaçlarını, sonuçlarını ve ruhunu iyi anlamak demektir. Resulullah’ın 23 yıl boyunca yaptıkları, yapmadıkları, sustukları ve konuştukları bizim değerlerimizi ve evrensel yöntemimizi şekillendirmeye devam ediyor. Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem), İslami bir evrensel anlayış sunmak, özgürlük çağını başlatmak, tiranlığı yok etmek, tekelciliği ve adaletsizliği yıkıp, yerine adalet ve ahlâka dayalı evrensel bir düzen inşa etmek için gönderildi. Bu ufku ve amaçları iyi anlayan ilk iki nesil sadece üç çeyrek asır içerisinde Kur’an ve sünnetten beslenerek dünyanın yarısı üzerinde hükümran olma şerefine erişti. İmam Zeynel Abidin (ö. 94/712): “Biz çocuklarımıza Kur’an’dan bir sure öğretir gibi Hz. Peygamberin savaşlarını öğretirdik” diyerek sahabenin ve tabiinin peygamberin ufkunu anlamaya yönelik çabalarını ortaya koyuyordu. Hz. Peygamber’in siyerini bütüncül bir şekilde okuduğumuzda, göze çarpan ilk şey; O’nun risâleti boyunca davranışları ve eylemlerinin belirli bir amaca hizmet ettiğidir. Daha nübüvvetinin başında gayesinin “Alemlere rahmet” olduğu, sorumluluk alanının bütün yeryüzü olduğu ve “Güzel ahlakı tamamlamak” üzere geldiği misyonuyla yola çıkmıştı. Bu temel amaçlar Resulullah’ın eylemlerine, söylemlerine ve ufkuna direkt etki ediyordu. Attığı her adım, söylediği her söz bunlarla ilişkili ve bunları besleyici olmuştur. Resulullah, davetinin tamamında bu misyonunu hayata geçirmek için davasını belirli ilkeler üzerinden sürdürmüştür. Bunlardan ilki, Islah ve Ahlak temelli bir metottur. “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” hadisi ve “Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslamiyet’i seçtim” ayetinde işaret olunduğu gibi Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) sıfırdan yeni bir ahlak inşa etmeye veya sıfırdan bir din getirmeye çalışmadı. Nerede bir güzellik varsa sahiplenmeye çalıştı. Kusurlu olanları ıslah etti; yanlış olanları ise doğrusunun ne olması gerektiğine işaret ederek ortaya koydu. Hz. Peygamber, insanlığa ait iyilik mirasından kopmadan üzerine ekleyerek yolunu sürdürdü. Gençliğinde “zalime karşı, mazlumdan yana” sloganı ile kurulmuş olan Erdemliler Hareketi’ne katılan efendimiz, peygamberliği döneminde de o oluşumdan övgüyle bahsederek güzel ve faydalı olana sahip çıkılması gerektiğinin altını ısrarla çiziyordu. İkincisi; tedriciliği tercih ediyordu. İnsanın fıtratını göz önünde bulundurarak olayların kademeli olarak neticeye varmasını bekliyordu. İslam fıtrat dinidir. Fıtrat ise aceleciliğe değil, kademe kademe ilerlemeye uyumludur. Özellikle ilk adımların sağlam ve köklerinin derine ulaşması gerekir. Mekke’de ve Medine’de kestirmeden kazanımlar elde etmek yerine zamana yayılan kazanımları daha önemli görüyordu. Uzun vadede daha sağlıklı sonuçlar elde edebilmek için dikenli yollarda yürümeyi göze almıştı. Zaman içerisinde Hz. Peygamberin tedriciliğinin olumlu sonuçları ortaya çıkmış; Medine ve Mekke halkı zamanı geldiğinde kendiliğinden peygambere teslim olmuşlardı. Üçüncüsü; gündemleri ve sınırları kendisi çiziyordu. Allah Resulü hiçbir zaman Mekke’nin dar gündemine hapsolmadı. Hiçbir zaman gündemi belirlenen olmadı. O, hep gündemi belirleyen ve konuşulan kişi oldu. Düşmanlarının onu kendi çizdikleri sınırlara hapsetmelerine izin vermedi. Edilgen değil etkendi. Mekke’de ulaşmadığı ev görüşmediği kişi kalmayana dek mücadelesini sürdürdü. Mekke artık ona dar gelmeye başladığında ufkunu şehrin ötesi Taif'e ve panayırlar vasıtasıyla da bütün çevre ülkelere taşıdı. Medine'ye varınca Medine Sözleşmesi ile dostlarını ve düşmanlarını kendisi belirlediği gibi Bedir’de düşmanla karşılaşmayı da kendisi seçmişti. Hendek’te düşmanlarına sürpriz yaptı ve planlarını bozdu. Yahudilerin, Müslümanların gündemlerini karıştırmalarına izin vermeden onları Medine dışına sürdü. Gücü tükenen Kureyş’e Hudeybiye Antlaşması ile karşılık verdi.  Bir adım atılması gerektiğinde ilk adımı daima kendisi attı. Hep faildi, özneydi ve gündemin sahibiydi. Dördüncüsü, yok ederek değil, mümkünse kazanarak yoluna devam etmeye çalışıyordu. Yeryüzünde bugüne kadar yaşanan değişimlerden hangisi onunki kadar kansız ve adil oldu? Kendinde önce gelmiş veya ondan sonra gelecek olan liderler gibi egemenlik, şan, şöhret ve otorite uğruna değil, bir mesaj ve ideal uğuruna yaptı her şeyi. Kureyş’in bütün düşmanlıklarına rağmen asla onları kökünden yok etmek istemedi. Ya da Taif halkının onu taşlamalarına aldırış etmedi. “Rabbim, onlar bilmiyorlar” diyerek yoluna devam etti. Ufak da olsa karşıdakini kazanma ihtimali varsa o ihtimali sonuna kadar kullanmaya gayret gösterdi. Hiçbir zaman köprüleri ilk atan taraf olmadı. Beşincisi, Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) yalnızca bugünü değil geleceği de düşünerek ve ona yönelik planlar yaparak yoluna devam etti. Gelecekte yaşıyordu, gençlikle yaşıyordu. Sürekli olarak “Allah’ım, onların (Kureyş, Taif ve diğer kabileler) neslinden İslam’a hizmet edecek muvahhidler çıkar!” diye dua ediyordu. Mekke’nin inkârcı liderlerinden Aziz İslam davasına hizmet edecek nesiller çıkmasını umut ediyordu. Mekke’nin fethinden sonra ilerleyen zamanlarda bunun meyvelerini toplamıştı. Davetini, geleceği temsil eden gençler üzerine kurmuştu. Gençleri öğretmen kılmış ve gençlerle yol almıştı. Uhud Savaşı’nda kendisi şehirde kalmayı istemesine rağmen gençlerin şehir dışında savaşma isteklerini kırmamış ve ağır bir yenilgi almalarına rağmen gençlere güvenmekten ve gençlerle yol olmaktan asla geri durmamıştı.  Nihayetinde ordu komutanlığını 18’inde bir delikanlı olan Üsame’ye vererek yolculuğunu tamamlamıştı. Altıncısı ve son olarak; gücünün zirvesinde olan hiçbir düşmanını direkt olarak karşısına almamıştır. Kureyş ve diğer kabilelerin kendi aralarındaki ayrışmalardan istifade ederek, mümkün oldukça parça parça mücadele etmeye çalışır. Medine’deki Yahudilerle anlaşma yapıp iç güvenliği sağladıktan sonra Mekke kervanlarına baskınlar yapar. Ancak Hendek Savaşı’ndan sonra ihanet eden Kureyza Yahudileri sorununu çözer. Kureyş ile Hudeybiye barışını imzalayıp onları etkisiz kıldıktan sonra fitnenin merkez üssü konumundaki Hayber’in fethi mümkün olur. Hicaz bölgesinde kontrolü sağladıktan sonra Bizans üzerine ordu gönderebilmiştir. Yukarıda alan darlığından dolayı kısa bir özetini vermeye çalıştığımız ilkeler etrafında siyer okumalarımızı sürdürebilirsek, Hz. Peygamber’e dair bilgilerimiz tarihi malumatlar seviyesinden, gündelik düşünme ve yaşama biçimimize dönüşür. İşte o zaman; Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ticaret hayatı, “İdeal tüccar nasıl olur?” sorusuna cevap olur. Hira dağındaki sancılı süreç, “Hakikat arayışı nasıl olmalıdır?” sorusuna cevap olur. Dar’ul Erkam süreci, “Eğitim-Öğretimde usul, yöntem ve müfredat nasıl olmalı?” sorusuna cevap olur. Mekke’deki boykot, zorluk ve sıkıntılara dayanmayı öğretir. Akabe görüşmeleri ve biatleri, yola baş koymayı, sadakati ve teslimiyeti öğretir.  Hicret, yolculuk adabını ve teslimiyet bilincini öğretir. Medine’deki muâhat, “Kardeşlik ama nasıl?” sorusuna cevap olur. Medine sözleşmesi, ötekiyle bir arada yaşamayı öğretir. Bedir, galibiyet ahlakını, Uhud mağlubiyet ahlakını ve Hendek ise direniş ahlakını öğretir. Hudeybiye bizlere politik ve stratejik bilinç verir. Tebük, “İnfak nedir ve nasıl olmalıdır?” sorusuna cevap olur. Böyle bir okuma biçimi bize neyi nasıl yapmamız gerektiğini söyleyecektir.  “Sadece gelenekleriyle değil, prensipleri ve ruhuyla da İslam'ı yaşamak gerekiyor. Unutulmamalıdır ki, ataların ocağına sadık kalmak demek, onların küllerini muhafaza etmek değil, aksine alevini taşıyıp aktarmak demektir.”
inzar

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS