İnsanlar kendilerine gönderilen resullere iman etme mükellefiyetiyle birlikte onlara itaat etmekle de yükümlüdürler. Kur’an-ı Kerim’e baktığımızda istisnasız bütün peygamberlerin insanlara “bana itaat edin” dediğini görürüz.
Onlara iman ve itaatin yanı sıra çoğumuzun gözden kaçırdığı veya dikkat etmediği bir yükümlülük daha vardır; onları desteklemek.
Peygamberlerin davalarını desteklemek, onların oluşturmaya çalıştığı yapıyı kurmada onlara yardımcı olmak da inananlar için olmazsa olmaz bir görevdir.
Rasûllerin getirdiği dinlerin yaşayabilmesi için kurumsallaşması, sistemleşmesi, bir başka deyişle devletleşmesi gerekmektedir. Bunun için de insanların mükellefiyetleri rasûllerin davetine sadece icabet etmekle bitmez. Rasûller insanların sadece kendilerine iman etmelerini yeterli görmemiş, onların yardımını ve desteğini de istemiştir.
"Ey iman edenler! Allah'ın yardımcıları olun. Nitekim Meryem oğlu İsa havarilere; Allah yolunda benim yardımcılarım kimdir, demişti. Havariler de; Allah yolunun yardımcıları biziz, demişlerdi. İsrail oğullarından bir zümre iman etmiş, bir zümre inkar etmişti. Nihayet biz inananları düşmanlarına karşı destekledik, böylece üstün geldiler." (61/14)
"Bunun üzerine ne zaman ki İsa onlardan küfrü hissetti; "Kimdir benim Allah yolunda yardımcılarım?" dedi. Havariler "Biziz, dediler Allah yolunun yardımcıları, biz Allah'a iman ettik, hem bizim Müslümanlar olduğumuza şahid ol!"(3/52)
"Hem Allah vaktiyle peygamberlerin şöyle mîsakını almıştır: Celâlim hakkı için, size Kitab ve Hikmet'ten her ne verdimse, sonra size beraberinizdekini tasdik eden bir rasûl geldiğinde, ona mutlak iman edeceksiniz ve mutlaka ona yardımda bulunacaksınız. "Bunu ikrar ettiniz mi ve bunun üzerine ağır ahdimi boynunuza aldınız mı?" buyurdu. "İkrar ettik" dediler. "Öyle ise şahid olun, ben de sizinle beraber şahidlerdenim!" buyurdu." (3/81)
"... O vakit ona iman eden, onu kuvvetle destekleyen ve onunla beraber indirilen nûru takib eyleyen kimseler, işte o felaha erenler onlardır!"(7/157)
"Eğer sana hile yapmak isterlerse, şunu bil ki Allah sana yeter. O, seni yardımıyla ve müminlerle destekleyendir. Ve onların kalplerini birleştirmiştir. Sen yeryüzünde bulunan her şeyi verseydin, yine onların gönüllerini birleştiremezdin, fakat Allah onların aralarını bulup kaynaştırdı. Çünkü O mutlak galiptir, hikmet sahibidir. Ey peygamber! Yetişir sana Allah, arkanda gelen müminlerle!"(8/62-64)
Ayetler bu gerçeği gözler önüne serdiği gibi, peygamberlerle ümmetleri arasındaki bu ilişkiyi tarih de açık bir şekilde ortaya koyar. Akabe biatının can damarını da bu husus oluşturur; yani Rasûlullah'ı (s.a.v) destelemek. Medineli Müslümanlar Akabe'de verdikleri sözde, müşrikler Rasûlullah'ı (s.a.v) şayet Mekke'den çıkaracak olurlarsa onu kendi canları gibi koruyacaklarına ve destekleyeceklerine dair söz vermişlerdi. Daha sonra da verdikleri bu sözü nasıl yerine getirdiklerini bütün dünyaya göstermişlerdi.
Hatta Akabe biatından çok önce, İslam davetinin ilk günlerinde Allah Teala’nın “yakın akrabanı uyar” emriyle Peygamber Aleyhisselam Haşim oğullarını toplayıp onları İslam’a davet ederken açıkça kendisini desteklemesini istemiştir.
Aynı desteği Taiflilerden istediğini de görmekteyiz.
Bir peygambere iman ettikten sonra onun davasının hakim olması için ayrıca onu desteklemek dinin çok önemli bir bölümünü oluşturmaktadır.
Bu yapılmadığı takdirde Allah'ın dininin tamamının yaşandığı söylenemeyeceği gibi, daha sonraki nesillere de aktarılması söz konusu olamayacaktır.
Kısacası, Allah Teala bizden Rasûlullah (s.a.v) Efendimizi desteklememizi ayrı bir madde olarak istemektedir. Hayatında ashabının onu desteklemesiyle bu iş orada bitmemiştir. İslam dinini fertler olarak yaşamakla, Allah'a ve Rasûlüne fertler olarak itaat etmekle mükellef olduğumuz gibi, bu dinin toplumlara hâkimiyeti için ayrıca destekleme, bu uğurda mücadele verme mükellefiyetimizin olduğunu unutmayalım.
“…O Peygambere iman eden, onu koruyup destekleyen, ona yardım eden ve onunla birlikte gönderilen nura uyanlar, işte onlardır kurtuluşa erenler.” (7/157)
Mehmet Göktaş
Mehmet Göktaş