Göklerden gelen kutlu misafirimizi yine aynı şekilde göklere uğurladık. Onu karşılarken de, uğurlarken de gözlerimiz hep göklerdeydi, ufuklarda heyecanla onun hilalini gözetliyorduk.
Gelirken beraberinde bize getirdiği ne varsa hepsi göklere aitti, vahye aitti, Cebrail’e aitti, yerlerin ve göklerin sahibi olana aitti.
Giderken bizden alıp götüreceği, bizim kendisine teslim ettiğimiz hatıra olarak kabul edeceği her şeyi de aynı şekilde alıp göklere götürdü, bundan hiç şüphemiz yok.
Bir ay boyunca üzerimizden akan bir çağlayandı Ramazan, sağanak halindeki bir yağmurdu, kirlenen yeryüzünü yıkamak için gelmişti. Arınmak isteyenleri arındırdı ve gitti.
Kirlenen neyimiz varsa hepsini temizleyiverdi.
Bir yıl boyunca kirlenmedik neyimiz kalmıştı ki.
İnsanoğlu gözlerinden başlar kirlenmeye, sonra gözleri söz konusu kirleri önce beynine taşır, böylece düşünceler kirlenmiş olur.
Ardından da gözler bu kiri kalbe bulaştırır.
Ramazan öncelikle gözlerimizi ve bakışlarımızı temizledi, çünkü gözlerimize de oruç tutturduk.
Ramazan dillerimize bulaşmış kirleri de, kirli sözleri temizleyiverdi, lüzumsuz kelimeleri sildi süpürdü. Vahyin kelimelerini yerleştirdi bunların yerine.
Dillerimizi temizlemesi demek aynı zamanda kulaklarımızı da kirli seslere kapatması anlamına geliyordu. Cennet insanları olduk o an için. Öyle ya, cennetin en önemli özelliklerinden birisi, orada ne bir boş söz, ne bir günah söz, ne bir yalan söz vardır.
Farkındaysanız Ramazan bizim tıkanan cömertlik damarlarımızı açtı, bir türlü cebimize cüzdanımıza gitmeyen ellerimizi harekete geçirdi, daha önce görmediğimiz, farkına varmadığımız gariban insanları gösterdi bize. Paslanmaya yüz tutmuş vicdanlarımızı pırıl pırıl yaptı, çalışır hale getirdi.
Sonra, öfkelerimize gem vurdu, şeytanlarımızı bağlayıverdi, Rabbimize sunabileceğimiz nice güzellikler yaptırdı bizlere.
İşte diyoruz ki, bu güzellikleri sürdürelim, ebedileştirelim. Ramazandan kalma hatıralarımız olmalı.
“Elhamdülillah, 2022 Ramazan ayında başlamıştım bunu yapmaya, o günden bu yana hep sürdürüyorum” diyebileceğimiz güzelliklerimiz olmalı.
“Kur’an üzerinde bu kadar yoğunlaşmam, Ramazandan kalan güzel bir hatıradır” diyebilelim. Yani bu yoğunluğu hiç eksiltmeden artık sürdürelim.
Unutmayalım ki, “Elemtera”dan aşağısı ile Allah Teala’nın dinini ne yeryüzüne hakim kılabiliriz, ne de kendi nefsimize.
Sahura kalktığımızda, aynı zamanda teheccüde kalkmış olduk, teheccüd kıldık.
Ramazandan sonra bir hatıra olarak teheccüdü sürdürmeli değil miyiz?
Allah’ın dinini bu coğrafyaya hakim kılma iddiasındaki Müslümanlar olarak zaten bizim mutlaka gece hayatımız olmalı değil midir?
Peygamberî deyişle, “Bir süt sağımı kadar da olsa” gece uyanık olup, Allah Teâlâ’nın huzurunda bulunmamız gerekmez mi?
Diğer insanlardan farklı olarak, uykumuzu bölüp huzura varmalı değil miyiz?
Bilmeliyiz ki, gecesi olmayanın gündüzü yoktur. Gece sabaha kadar yatağa boylu boyuna uzanan birisinin gündüze vereceği hiç bir şeyi yoktur. Gece bizlerin feyizle dolduğumuz, gündüz ise boşaldığımız, tükendiğimiz vakit değil midir?
Ne güzeldir gece! Yıldızların parlayıp kendisini gösterdiği, nurların tecelli ettiği zamandır ve mekândır gece.
Evet, gece gönül adamlarının akşama kadar bekleyip durduğu vakittir. Gece samimiyettir. Gecenin riyası yoktur. Herkes uyurken kalkmalıyız, bir abdest almalıyız soğuk suyla, Rabbimizin huzuruna varmalıyız, boynumuzu bükmeliyiz...
Cömertlik damarlarımızın kabarışını Ramazanla birlikte sona erdirmemeliyiz, başkalarına infakta bulunma işini gücümüzün yettiği oranda bir hatıra olarak sürdürmeliyiz. Unutmayalım ki, insanlar sadece Ramazan ayında muhtaç durumda değildirler, insanların ihtiyaçları devam etmektedir.
Eğer bu Ramazan boyunca dilimizi de oruçtan nasiplendirerek gıybeti bırakmışsak veya en aza indirmişsek, bunu bir Ramazan hatırası olarak devam ettirmeliyiz.
Yani, demek istiyorum ki, şöyle geriye dönüp baktığımızda, bu Ramazan’dan bizde hatıralar kalmalıdır.
Kısacası Ramazan başlangıç ve bitiş olmamalı, başlangıç ve devam ediş olmalıdır.
Mehmet Göktaş
Mehmet Göktaş