İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Peygamberlik müessesinin zorunluğu:

2020-05-07
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

İnsanlar için bu dünyada düşünme, konuşma ve araştırma konusunda çeşitli yollar ve yöntemler vardır. Bunların fiilen ve tek başına takip edilmesi mümkündür. Fakat bunlar Hak Yol değildir. Hak Yol, sadece bir tanedir. Aynı şekilde bu hak yol üzerine kurulan doğru hayat tarzı ve düzeni de bir tanedir. İnsanoğlunun ihtiyaç duyduğu doğruyu bulmak, bilmek onun en temel ihtiyacıdır. Bu öyle bir ihtiyaçtır ki, insan buna bizatihi insan olduğu için ihtiyaç duyar. Bu ihtiyaç karşılanmadığı takdirde insanın tüm hayatı düzensiz, işleri karışık ve yolu aşırılmış olur. İnsanı yaratmadan önce onun için her türlü nimeti yaratan ve her türlü ihtiyacını karşılamak için türlü-türlü vasıtalar yaratan Allah (cc), insanın doğru yolu bulması ve istikamet üzere yaşamını sürdürmesi için hiçbir şey yapmaması, en büyük ihtiyacı olan bir rehber göndermemesi düşünülemez. O, insanı güzel bir surette yarattığı gibi, güzel bir hayat yaşaması için de ona talimatlar göndermiş ve bu talimatları uygulayan peygamberler göndermiştir. "Allah kendilerine peygamber göndermeden –asi olsalar bile- hiçbir kavmi azap edecek değildir." Bu konuda kimi realist düşünen insanlar, şu tezi öne sürüyorlar: "Peygamberler olmasa da insanoğlu üstün akıl ve zekâsıyla Allah'ı tanıyabilir ve doğru yolu bulabilir." O halde bu insanlara şunu sormak gerekir: Kişiler akıl ve zekâ seviyesi yönünden farklı olduklarına göre, her insan kendi aklınca bir yol tayin eder ve o akıllı insanlar sayısınca yollar ortaya çıkarsa bunlar arasından doğru olanı seçmek nasıl mümkün olabilir? Bu farklı görüşler arasında çıkan ihtilaflardan doğru olanı nasıl tesbit edebilir ve çözüm yolunu bulabiliriz? İşte bunun cevabını bulamazlar. Tecrübeyle sabittir ki, bu yolların çoğaldığı materyalist dünyada insanın doğru yolu bulması imkânsız olmuştur. Ayrıca Allah'u Teâlâ’nın insanın kurtuluşu için hiçbir tedbir almadığını da iddia edemezler. Çünkü insanoğlunun büyüme, gelişme ve rahat yaşaması için bunca nimetleri bahşeden Allah (cc), insanı cehaletin pençesinde bırakacak değildir. Bilakis insana rehberlik edecek, ona Allah (cc)'ın dosdoğru yolunu gösterecek bir rehbere ihtiyaç vardır. İşte o ihtiyaç duyulan rehber kişiler peygamberlerdir. Şu halde, insanlığın selameti, dünya ve ahiretlerinin mutluluğu için peygamberlik müessesesi bir zarurettir. Peygamberlik müessesesi olmadan insanlar rablerini bulabilseler bile Ona nasıl ibadet edeceklerini, helal-haramı nasıl seçeceklerini bilemez ve tayin edemezler. Nitekim İslam'ın birçok hükümleri, özellikle namaz ve hac gibi ibadetlerin yapılış şeklini biz ancak peygamberin uygulamasından öğreniyoruz. Biz ancak peygamber aracılığıyla yüce ufuklara bağlanabiliyoruz. İnsanlar doğru yolda oldukları ve peygamberlerin getirdiği şeriata tabi oldukları müddetçe, ikinci bir peygamberin gelişine ihtiyaç duyulmaz. Ne zaman ki, insanlar tevhidi çizgiden ayrılmış, peygamberlerin getirdiği şeriatın hükümlerini kötü maksat ve emelleri doğrultusunda tevil ederek tahrif etmişler... İşte o zaman yeni bir peygamberin gelişine ihtiyaç hâsıl olmuştur. Böylece ihtiyaca göre peyderpey Allah (cc), kullarına elçiler göndermiş, yollarını aydınlatmıştır. Şu var ki, bazen bir dönemde ve aynı topluma birden çok peygamber gelmiştir. Hz. Musa ile Hz. Harun ve Hz. Davut ile Hz. Süleyman gibi! Bunun sebebi ise, peygamberlik ile hükümdarlık müessesinin, aynı elde yürütüldüğünden dolayı fazladan duyulan ihtiyaca binaendir. Nitekim bazı kavimler özellikle İsrailoğulları, bazı peygamberlerini (Davud aleyhisselam gibi) hükümdar olarak telaki etmişlerdir. Peygamberlik Allah vergisidir. "O Allah (cc), risaletini dilediğine verir." Dünyada insanın ihtiyaç duyduğu her şeyi yaratan ve bunları, onun hizmetine sunan Allah (c.c) insana görmek için göz, işitmek için kulak, koklamak için burun, hissetmek için derideki hassasiyet, tutmak için el, yürümek için ayak, düşünmek için kalb ve beyin vermiştir. Dünyada Bedensel güç, akıl, zekâ, düşünme, konuşma kabiliyeti ve benzeri yetenekler her insanda az-çok vardır. Ancak bu kabiliyetler, bütün insanlara eşit miktarda verilmemiştir. Bunun hikmeti ise şudur: Şayet her insan aynı güç ve kabiliyete sahip olsaydı, kimse kimseye muhtaç olmazdı. O zaman da aralarında ne dayanışma ne de kaynaşma hâsıl olurdu. Bu itibarla Allah (cc), insanlara bu tür nimetleri verirken ölçülerini farklı tutmuştur. Bir takım imkân ve kabiliyetler bazı insanlarda fazla, bazılarında ise az bulunur. Kimi insanlar, belli bir mesleğe doğuştan yatkın olurlar. Kimilerinde bu gibi hüner ve marifetler az bulunur. Kimi insanlar da akıl ve zekâ bakımından diğerlerinden üstün olurlar. Kimisi askeri dehası ile öne çıkarken, kimisinde yöneticilik vasfı öne çıkar, kimisinde ise üstün hitabet yeteneği kendisini gösterir. Bazılarına yazarlık ve sanat kabiliyeti verilmişken bazıları da matematik alanında uzmanlaşırlar. Yine öyleleri de vardır ki, çeşit-çeşit aletleri icat edip insanları kendilerine hayran bırakırlar. Bazıları ise hukukun öyle ince noktalarını ortaya koyarlar ki, herkesi şaşkına çevirirler. İşte 'Allah Vergisi' denilen şey budur. Kimse bu hüner ve kabiliyetleri kendi kendine elde edemez. Eğitim, kültür ve edebiyat da bunları yoktan var edemez. Ancak bu kabiliyetlerin geliştirilmesine yardımcı olabilir. Bunlar doğuştan olan kabiliyetler olup, Allah'ın lütfuyla dilediğine bahşeylediği kişilerde ancak bulunur. Allahu Teâlâ, insan medeniyeti için gerekli olan yetenekleri az-çok her insana vermiştir. Ancak üstün bilgi ve zekâ sahipleri diğer insanlara nispeten az olurlar. Siyaset adamları, devlet adamları ve komutanların sayısı daha az olur. Ayrıca fen ve teknikte fazlasıyla uzmanlık isteyen sahalarda yetişenler daha da az olurlar. Çünkü bilim adamlarının hizmetleri ve buluşları insanlara asırlar sonra da yarar sağlamaya devam eder. Şimdi üzerinde düşünmemiz gereken husus şudur: Dünyada başarılı ve uygar bir hayatın icapları sadece kimyacı, matematikçi, bilim adamı, hukukçu, politikacı, iktisatçı veya diğer meslek sahiplerinin yetişmesinden mi ibarettir? Elbette hayır! Bütün bunların üstünde bir ihtiyaç daha vardır. İşte o ihtiyaç insanlara Allah (cc)'ın dosdoğru yolunu gösteren birilerinin bulunmasıdır. Birileri bu dünyada yalnızca insanlar için nelerin faydalı ve nelerin zararlı olduğunu, bu eşyaların nasıl ve ne amaçla kullanılması gerektiğini anlatmak ve öğretmekle mükelleftir. İşte peygamberler, Allahu Teâlâ’nın insanlara rehber olarak gönderdiği bu mükellef ve muvazzaf şahsiyetlerdir. Peygamberler insanların dünya ve ahiretlerinin saadeti için bir kurtarıcı olarak gelirler. Yaşadıkları devrin karanlığının en koyu anlarında şafağı parçalayan güneş gibi doğuverirler. İnsanlığın şirk ve cehalet bataklığında debelenip bunaldığı bir zamanda kurtarıcı bir el gibi yetişirler. Bu cihetle peygamberler, insanlığın yaşamı için cansuyu, barış ve mutluluğu için en zorunlu ihtiyacıdır. Peygamberler Allahu Teâlâ’dan aldıkları buyrukları sadece yerine getirmekle kalmaz, aynı zamanda bilfiil hayatlarında yaşamakla birlikte, toplumlara tebliğ edip yaymakla da yükümlüdürler. Bu sebeple peygamber sallallahu aleyhi vesellemin uygulama safhasındaki söylemleri, fiilleri ve yapılmasına şahit olup sessiz kaldığı her şey onun birer sünnetidir. Bunlar mutlaka uyulması ve yapılması gereken prensiplerdir. Bu prensipler aynı zamanda Kur'an-ı Kerim’i açıklayan uygulamalı tefsiridir. Kuşkusuz Kur'an'ın en güzel, en mükemmel ve en ideal tefsiri, peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemin açıklamalarıdır. Bu Kur’an, Cibril-i Emin vasıtasıyla Ona nazil olmuş, O da olduğu gibi ümmetine tebliğ etmiştir. Bunun dışında ümmetine söylediği veya aktardığı şeyler ya Kur'an'ın açıklamaları ya da Kur'an'ın ahkâmına uygun biçimde yaptığı içtihatlarıdır. Dolayısıyla O –sallallahu aleyhi vesellem- Kuran'a aykırı hiçbir söz söylememiş farklı bir uygulamada bulunmamıştır. Zaten eğer böyle bir şey söz konusu olsaydı hemen vahiyle uyarılır ve düzeltilirdi. Şu halde peygamber sallallahu aleyhi vesellem, sadece bize Kur'an'ı okumakla yetinmemiş, aynı zamanda ilmek ilmek ümmetin hayatına nakşederek, bilfiil uygulayıp tatbik ederek hayata aktarmıştır. O'nun Kuran'ın dışında söylediği veya yaptığı şeyler, Kur'an'ın uygulamalı tefsirinden başka bir şey değildir. Onun Sünnet-i Seniyyesi bizim için Kur'an'dan sonra ikinci derecede şer'i delildir. Teşri'de Sünneti devre dışı bırakmak dinin önemli bir kısmını koparıp atmak demektir. Onun sünneti dikkate alınmadan yapılan tüm tefsirler eksiktir, yanlıştır, hatarlıdır. Bugün birileri çıkmış, "Bize kuran yeter, peygamberin görevi, getirdiği vahyi iletmekten ibarettir. O bu görevini yaptı gitti; Kur'an'ı açıklamak, ondan hüküm çıkarmak insan aklına bırakılmıştır. İnsanlar kendi asrına göre ondan hüküm çıkarabilirler" diyorlar. Bu yaklaşım başta masum gibi gözükse de çok hain ellerin kurduğu bir tuzaktır. Oryantalistlerin üretip Müslümanların arasına attığı kalleşçe bir plandır. Müslümanlar nezdinde Peygamberi sıradanlaştırmak kadar daha tehlikeli, daha çirkin ve daha iğrenç bir plan yoktur. Sonuç olarak peygamberlik müessesesi, geldiği günden ta kıyamete dek yolumuzu aydınlatan bir ışıktır. Onsuz yol yürünmez, onsuz din olmaz, O olmadan dinin teferruatına ilişkin birçok uygulamasını bilemeyiz, doğru istikametimizi tayin edemeyiz. Öyleyse peygambere ve Onun sünnetine uymak, asla ve kat'a vazgeçilmez bir zorunluluktur. Onun kılavuzluğu, sünneti olmadan doğru yolu bulmamız şöyle dursun, imanımız tehlikeye girer: "Hayır, Rabbine andolsun ki, aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar." (Nisa: 65)
Mehmet Şenlik

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS