İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Özgürlük arayışı ve bariyerler

2020-08-07
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Kavramlar, zaman ve mekânın ruhuna göre şekillendikten sonra insanın düşünme-algı kalıplarının bilkuvve anlam dizgelerini ihata eder ve bu şekilde veya benzer şekillerde eylemlerin, faaliyetlerin yönlendirilmesinde bilfiil tezahürle tecessüm eder. Yani her kavramın nazarî-amelî olmak üzere iki varlık çeperine sahip olduğuna yönelik bir fikir teatisinde bulunmak mümkündür. Kavramın nazarî çeperi, ‘şey’den-amelden soyutlanmasına veya aslî formu/ideası cihetiyle soyut alana, saflaştırılmış olana karşılık gelir. Bu nazarî çeper, amelî alanda, ‘şey’ üzerinden işarete veya bilmeye mevzubahis olduktan sonra görünürlük, ‘şey’lik, nesne-llik, çözünürlük kazanır. Kavramın ‘şey’deki potansiyel ve aktüel imkânını bilmenin yetkinliği, nazarî ve amelî çeperlerin birlikte söz konusu şeyin bilme telakkisine dâhil etmekle olanaklıdır. Kavramın her iki imkânını, birçok kavram ve bilme teknikleri üzerinden ele alınabilir. Burada her iki çeper, özgürlük alanı söz konusu olduğundan şu şekilde okunabilir: Özgürlük, varolandan daha üstün bir değere sahip olmak (şeref ve asalet, kerem ve erdem) cihetinden soyut kavramlar dizgesine dâhil edilirken(i) amelî talepler/istenç etrafında ise toplumsal, hukukî, politik, üretim ve tüketim vs cihetlerdeki görünürlük düzlemidir(ii). Buna göre özgürlüğün informel ve formel, kuramsal ve kurumsal, nazarî ve amelî, hürriyet ve seküler boyutlarıyla freedom/freiheit/liberty(serbestî), aşkın ve içkin gibi birbirini tamamlayan iki varoluşsal bağlamından söz edilebilir. İlk varoluşsal bağlam, özgürlük arayışının aşkın, nazarî, müteâl ve dolayısıyla aslî/meta eksenine mukabil gelir. Diğer bağlam ise insanın burada, şurada ve oradaki amelî eylemlerinin ve dâhi bilme tarzlarını şekillendirme talebinin anlam zeminidir. Burada özgürlüğün her iki formu ekseninden sorulması lazım gelen temel sual şu olsa gerek; özgürlüğün soyut/nazarî dizgeleri mi öncelenmeli veya ‘şey’ üzerindeki amelî/görünürlük boyutları mı tercih meselesi yapılmalıdır? Ya da ikisi birlikte referans alınması gerektiğinde, yöntembilim açısından hangisi öncelenmelidir veya hangisini bu süreçte çıkış basamağını yapmak gerekir? Bu tercih meseleleri arayışın konusudur. Her arayış, özgürlüğün semantik bağlamı itibariyle, aynı zamanda despotik, politik, ekonomik ve sömürgeci dayatmalar gibi baskıların neticesinde hâsıl olan her türlü bunalım ve kriz biçimlerinden arınmak gayesiyle kemâle, yetkinliğe yöneliktir. O zaman mezkûr sorulara yanıt nispetinde özgürlük, öncelikle varolandan-‘şey’den başlamayı gerektir, ancak teleolojik bakımından ‘şey’le sınırlı değildir. Yani, özgürlük arayışı, salt entelektüel kaprislerin seküler meydan okuyuşlarına gark edilmeden, burada-bugün başlar, lakin burada bitmez. Özgürlük arayışı, salt burada arandığında dünyeviliği-sekülerliği öncelerken ötelerle ilişkilendirip sadece meta söylemlerle vaz’ edildiğinde ütopik bir teşebbüs olur. Dolayısıyla özgürlüğe açılacak her yelken, sadece ne burası ne de varolanın ötesine yönelik olmalı, aksine nazarî ve amelî çeperler cihetinden ikisinin bir arada bulunuşuna ilişkin makul ve makbul özgürlük formlarından muhtevî olmalıdır. Diğer bir ifadeyle özgürlük arayışının makbul formları, insanın ne sadece ruh ne de sadece cismanidir, ancak ikisinden oluşmuş üçüncü bir şeydir şeklindeki umumi kaide gereğince, hem burayı-şimdiyi-yarını hem ahiret dünyasını-geleceğini mamur edecek makul çerçevelerdir. Yani özgürlük, cüzi/hür iradenin, ferdin tikel istencinin-buranın konusu olmakla birlikte özgürlük mücadelesinde önerilen makul ve makbul formların cüzi irade ile külli iradenin te’lifiyle varlık sahnesinde muntazam olabileceği gibi şimdi ve gelecek arasında ontolojik bağları tesis etmek suretiyle bütüncül çerçevede şekillendirmeyi gerektirir. Şimdi, özgürlüğe ilişkin bu kısa nazarî çerçevenin takdiminden sonra özgürlüğün amelî faaliyetlerin konusu olması bakımından zaman ve mekânın ruhu ile hâlihazırda piyasada geçerli olan özgürlük trendi hakkında kısa bir fikir teatisi icra edilebilir. Öyle görülüyor ki özgürlük arayışı, ana hatlarıyla, seküler çevrelerin/çerçevelerin öncülük ettiği şekilde üretim- tüketim alışkanlıkları ve politik hukuk ile belli idoller (Latincede idol, put anlamına gelir) ekseninde kültürel birikimin yaşanabilirliğine yönelik mücadeleler indeksi etrafında şekillenmektedir. Bu bakımdan yer kürede özgürlük söylemi/istenci, amelî bağlamda arayışın mevzû olup bu yönde manzara tasvir edilmekte ve trend kazanmaktadır. Bu durum, biyolojik arzu istençleri etrafında, üretim-tüketim alışkanlıklarının bireyi, toplumu ve devletlerin her türlü davranış edimlerinde temel bir belirleyen olarak tezahür ederek seküler özgürlük kavrayışını yaygınlaştırmaktadır. Seküler özgürlük kavrayışı, ferdin özgürlük arayışının nazarî çeperini teşkil edecek şekilde düşünmeye, ontik tefekkür tarzına yönelik değil, aksine çoğunlukla mevzubahis nazarî çeperin inkârı üzerinden ‘burada/madde’ ile kendini sınırlandırmaktadır. Böylesi bir özgürlük kavrayışı, aslında ferdin bizatihi kendisinde ya da “öz-gürlüğün” “öz”üne/tinine/geiste yönelik değil, bu bizatihi kendisini/özü çevreleyen niceliklere, organizmaya hizmet eder. Aynı şekilde seküler özgürlük arayışı, bir taraftan her ne kadar ferdin yaşamının özgür istencine bağlı olarak bir tanzimi ihtiva etse de, diğer taraftan ise, nihaî kertede insanlığın küresel ölçekte sermayenin, makinanın, siyasetin, toplumsal alan, ideolojik örgütlemelerin ve belki önemlisi kendi ‘ben zindanı’ gibi birçok tasallutun, bariyerin hükmü ciheti altına alınmasına aracılık etmektedir. Ayrıca seküler özgürlük, ferde, hedonizm, cebriyecilik, zevkperizm, nefsperestlik, anarşist ve pragmatist gibi seküler tefekkür dizgeleri etrafında kendisine kendini gerçekleştirme, anlamlandırma olanağını sunmaktadır. Bu manzara, öyle görülüyor ki gerek uluslar gerekse küre ölçeğinde, bir taraftan ferdin kendini seküler bir biçimde gerçekleştirmesine şahitlik ederken diğer taraftan da öteki üzerine tahakküm kurmak, onu yönetmek, sömürmek, aline etmek gibi şekillerde de tezahür etmektedir. Peki, bu manzara/bariyerler karşısında, hülasa-i kelâm kabilinden ne yapılabilir? Her halde ilk yapılması gereken ve zaman ile mekânın nazarî ve amelî beklentilerini ve ruhunu da göz ardı etmeden, özgürlük arayışının ontik formlarına dönüşü olanaklı hale getirmekle başlanır. Burada özgürlük arayışı, ferdin veya toplumsalın biyolojik, politik ve iktisadi hazlarına hapsetmeden, iyi ve kötü eğilimler arasında iyi olanın belirlenip bunun bir yaşam felsefesi haline getirilmesi önem arz eder. Böylesi bir özgürlük kavrayışı, Gazzâlî’nin de belirttiği üzere her türlü “tutkunun/arzunun esaretinden kurtuluş/kaçışı” sembolize etmelidir. Daha sonra özgürlük arayışı, ana hedefe, ilk ilkeye kavuşmak bakımından her türlü alinasyona, asimilasyona, sömürgeleştirmeye, dikta devletlerin otoritesine, küresel sermayenin faaliyetlerine bir başkaldırıya dönüştürülebilir. Zira özgürlük, İslâm hayat ve dünya kavrayışı ekseninde hasbihale mevzu edildiğinde, muhalefete kapı aralamaksızın, nazarî cihetle ferd ile Allah arasındaki iletişim ağındaki her türlü zincirlerin, engellerin ve dahi zihnî sekülerleştiren her türlü kavramsal ve düşünsel kuşatılmışlığın aralanarak Allah’a kul olma arayışıdır. Bu bakımdan özgürlük istenci, nazarî çeperi itibariyle sadece ferdin arzu ettiği şekilde ve piyasa koşullarında güvenlik ve arzularının temini, hayatın ve yaşamın idamesi gibi eksenlerde kendisini gerçekleştirme çabası olarak değerlendirmek, ne denli isabetli olabilir ki. Zihinlere pranga/kelepçe vurup elleri serbest bırakan özgürlük, varsın ötelerde dursun.
Siracettin Aslan

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS