Yine dikkat ettiğimizde Rabbimiz Kitabının hemen ilk başında bizleri isimlendirirken, başta “mümin, müslim” gibi hayatta en çok kullandığımız isimlerimiz dura dura bizleri bu isimlerle değil, “Müttakî” ismimizle, sıfatımızla zikretmekte, “Bu Kitab, kendisinde bir şüphe yoktur, müttakîleri için bir hidayettir”(2/2) buyurmaktadır.
“Şüphesiz ki Allah müttakîlerle beraberdir, onlar ihsan sahibidirler”(Nahl 128) buyurarak takva sahibi olmanın ne anlama geldiğini özetlemektedir.
Yani Kur’an-ı Kerim müttakîler için bir hidayet rehberidir, oruç tutmak da insanı bu şekilde müttakî yapar.
Evet, oruç tutmak insanı takva sahibi yapar, insanı takvaya götürür.
Çünkü bir insan sadece ve sadece Allah Teala’yı dikkate aldığı için, onu hesaba alıp, ondan korkup çekindiği için oruç tutar, başladığı orucu aynı samimiyetle akşama kadar tamamlar.
Yoksa hiçbir güç insana özellikle böyle sıcak ve en uzun günlerde, tenha yerlerde oruç tutturamaz, kimsenin olmadığı, kendisini hiç kimsenin görmediği bir pozisyonda, tek başına kaldığı kapalı bir odada, orucunu bozma imkânının olduğu her yerde orucunu bozabilir, herkes de onu oruç tutuyor zannedebilir.
Böyleyken oruç insana doğrudan doğruya, aracısız bir şekilde Rabbi ile muhatap olmayı, her an Rabbi ile birlikte olmayı öğrettiğinden dolayı, sadece onun korkusundan değil, aynı zamanda onun sevgisinden, onun karşısında duyduğu yakınlıktan dolayı orucunu tutar.
Bu şekilde oruç tutan bir Müslüman için Rabbinin kendisini biliyor olması, görüyor olması onun için yeterlidir. Müsülümana orucunu tutturan işte bu şuurdur.
Bu aynı zamanda ihlasın, samimiyetin ta kendisidir.
İhlas, bir insanın Rabbine sunabildiği en temiz, en halis ve bütün kirlerden arınmış amelidir, eylemidir.
Yani ihlas, bir insanın beşer olarak yapabileceği en muhteşem, en samimi eylemidir, ulaşabileceği en yüksek zirvedir.
Rabbimiz Kitabında Rasûllerini bize överken onların her birinin ayrı ayrı ihlasa erdirilmiş, muhlis kişiler olduğunu belirtmektedir. Tabii bizlerden de bu şekilde olmamızı istemektedir.
Eğer ihlas sahibi olabilmişseniz gerçekten kurtulmuşsunuzdur.
Çünkü bu durumda İblis artık size hiçbir şey yapamayacak, İblis’in saptıracaklarının listesinde olmayacaksınız.
Bilindiği üzere İblis Rabbimizin secde emrine isyan ederek huzurdan kovulduğunda Adem ve onun evlatları olan bizlere bir numaralı düşman kesilmiş, onların da kendisi gibi cehennem ehli olmaları için mücadele edeceğini ilan etmiş, büyük bir çoğunluğunu saptıracağını, dalalete düşüreceğine dair söz vermiştir.
Fakat her defasında “Senin ihlaslı kulların hariç” diyerek muhlisleri ta baştan güç yetiremeyeceğini haber vermiştir.
İhlas öyle bir kale, öyle bir çelikten zırhtır ki şeytan asla oraya nüfuz edemez, ihlasla donanan bir kişiye kesinlikle bir zarar veremez.
Aslında insan yaratılışında temiz ve ihlaslı bir fıtrata sahiptir. Eğer bunu daha sonra kaybetmişse veya ihlasını zayıflatmışsa, Allah’ın izniyle çalışıp gayret ederek yeniden ve daha mükemmel bir şekilde kazanabilir. Rasûller zaten bunun için gönderilmiş, kitaplar bunun için indirilmiştir.
Allah Teala’ya karşı ihlasın ne olduğunu en güzel anlatan ayet-i celile ise, çoğumuzun dilinden düşürmediği, hatta namazların girişinde okuduğumuz En’am Suresinin 162-163 ayetleridir.
“De ki: Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm hepsi âlemlerin Rabbi Allah içindir. O’nun ortağı yoktur. Bana sadece bu emredildi ve ben Müslümanların ilkiyim.”
Sevgili Peygamberimiz (sas) şöyle buyuruyor: “Allah, ancak ihlas ve samimiyetle sadece kendisi için ve rızası gözetilerek yapılan ameli kabul eder.” (Nesei Cihad 24)
Bizler bile insan olarak karşımızdaki kişinin bize karşı samimi olmasını bekleriz. Hatta birlikte olduğumuz insanların bize karşı samimi olmaları bizim için en büyük bir mutluluktur.
Ne mutlu samimi eşlere sahip olanlara, ne mutlu samimi arkadaşlara sahip olanlara, ne mutlu samimi iş ortaklarına sahip olan kişilere. İyice düşündüğünüzde bir insan için bu çok büyük bir mutluluktur.
Bunun zıddı da bir insan için bir toplum için çok büyük bir kayıptır.
Bugün insanlığın çektiği en büyük sıkıntıların başında, samimi insanlara duyulan hasret, samimi dostların azlığı gelmektedir.
Toplumların içini kemiren bunalımların, kaosların ve cinnetlere varan huzursuzlukların başında samimiyetin kaybolması birinci sırada yer almaktadır.
İşte oruç bize kaybettiğimi bu samimiyeti geri getirecek, bizleri Rabbi ile her an irtibatlı bireyler ve toplumlar yapacak, bizlere hem dünya mutluluğunu, hem de ahret saadetini verecek, hepsinden de önemlisi, bizleri kaliteli ve seviyeli Müslümanlar yapacaktır.
Mehmet Göktaş / İnzar Dergisi – Temmuz 2014 (118. Sayı)
Mehmet Göktaş