İslam standartları dâhilinde her bir Müslüman aynı zamanda bir liderdir, bir öncüdür. Olabilir, olmalıdır. Her yönüyle zirve ve rehber olan önderimiz, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa(sav): “Üç kişi olduğunuzda içinizden birini imam (yönetici) seçin.” (Münâvî, Feyzü’l-Kadir, Nşr. Muhyiddin Abdülhamîd, Kahire, Nâşirin Girişi, I, 431) diye emretmiştir.
Başka bir hadisi şeriflerinde ise “Hepiniz yöneticisiniz ve hepiniz yönettiklerinizden sorumlusunuz” (Buhârî, Cuma 11, Cenâiz 32; Müslim, İmare 30) diye buyurmuştur.
Bu mümtaz emir ve muazzam buyruk ile ümmetinin her bir ferdine maksimum düzeyde sorumluluk bilinci aşılanırken, minimal düzeyde liderlik alıştırmaları yaptırılmaktadır. Lider olmak, öncü olmak; “Rabbimiz! …bizi takvâ sahiplerine imam/lider yap” (Furkan Suresi, 74) Kur’an-ı Kerim’de geçen bir dua-yı azamdır.
Rabbi Rahman(cc), kıyamet gününü hatırlattığı ayeti kerimenin girişinde ise şöyle ferman buyurmaktadır: “Her milleti, imâmıyla (lideriyle) çağırdığımız gün, ..." (İsra Suresi, 71. ayet) Mahşer günü, her millet kendi liderlerinin peşinde Huzur-u İlahiye varacak ve o şekilde hesap verecek...
Bu derece önemli ve etkili, Kur’anî birer dua olan (imamlık) liderlik mevzusu tabiidir ki her mümin için de mühim ve elzem olan bir konu hükmündedir.
Rabb-i Rahim ve Rabb-i Azim olan Allah(cc) indinde, en makbûl, en muteber kul, Allah'dan en çok haşyet edendir. Kalbinde Allah korkusu bulunan kul öncüdür, öndedir, imamdır, liderdir ve bilmediklerini de bilir. Bu müttakîlerin, bu liderlerin serdarı, imâmı da şeksiz, şüphesiz Hazret-i Fahr-i Risâlet Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vesellemdir. Asr-ı Saadet’e yaklaştıkça sayıları artan ve ahir zamana gidildikçe sayıları azalan nadidelerdir bunlar.
Bu mühim hakikatin ışığında mühim olan konumuza devam edelim.
Lider menbaı ve öncü harmanı mesabesinde olan İslam, tarih boyunca tarihin gidişat seyrini değiştiren nice komutan ve fedai, tarihe yön veren nice düşünür ve âlim, insanlık tarihine öncülük eden nice önder ve imam yetiştirmiştir. Bunların tümüne rehber veya öncü diyebiliriz.
Görev aşkı ve sorumluluk bilinci ile yola koyulmuş nice öncüler insanlığın gözünü açmış, gönlünü aydınlatmış, kalbini nurlandırmıştır. Hakikat ve adalet onlarla nevş-ü nema bulmuştur. Cesaret ve feraset yüklü şahsiyetleriyle zalimlere karşı hep dik durmuş ve birçok zulmü engelleyip nice mazlumların hamisi olmuşlardır.
Asr-ı fesad olan bu asrımızda da aykırı, aşırı, ayrılıkçı, zehirli fikirler onlar sayesinde bertaraf edilmiş ve onlar sayesinde nice kez insanlık fikirsel, fiziksel, bilimsel zehirlenmekten kurtarılmıştır.
Onlar sayesinde aşılmaz sanılan pek çok engeller aşılmış, çözülmez denilen sayısız sorun çözülmüştür. Zor işler kolaylaşmış, zahmet rahmete tevdi etmiştir. Onların öncülüğünde başarının zirvelerine erişme fırsatı yakalanmıştır. Hem maddi hem de manevi zirvelere. Hem ferdi hem içtimai...
Bireylerin ihyası ve toplumların ıslahı için kendilerinden bile vazgeçebilen bu vazgeçilmezleri sıradan bir makaleye sığdırmak elbette ki muhaldir. Bu nedenle hazinenin numuneciklerini mukayese yoluyla anlatımına gayret edilecek ve anlatılmayanlara erişim işi okuyucuya bırakılacaktır.
Öncüler, nadideler. Onların olmazsa olmaz üç vasfı vardır:
İlki tâzim li-emrillâh: Allâh’ın emirlerini huşû ile kalp ve beden ahengi içinde, tazim ile tatbik edebilmek... Onlar için fetva önemli ancak takva vazgeçilmezdir.
İlim ehlidirler. Öyle bir ilim ki; onları hem zâhiren ve hem de bâtınen kemâle ermiş olduklarının alâmetini taşır ve aleme nur saçan âmellere dönüşür. Onların ilmi, haşyet ve takvâyı ziyadeleştiren ve istikamet üzere istikrar sağlayan hakikat ilmidir.
Diğeri şefkat alâ halkillâh: Allâh’ın mahlûkātına şefkat sergilemek. Cenâb-ı Hakk’ın rahmet sıfatından nasîblenmek... Kaba ve katı kalpli değiller. Tevazu ve merhamet sahibidirler. (Ali İmran, 159)
Müslümana karşı müşfik kafire karşı şedittirler. Kınayıcının kınamasından korkmazlar.(Maide, 54)
Bir diğeri ise işi ehline vermek ve adalet ile hükmetmektir. Duygularıyla değil gerçeklerle karar verirler. Hem görev dağılımını çok iyi yapar hem de görevlendireceklerini çok iyi tanırlar.(Nisa, 58)
Takva, şefkat, liyakat ve adalet...
Evet, onlar Hakkı hak bilir ve haktan taraf saf tutarlar, batılı da batıl bilir ona karşı çetin bir mücadele içine girerler. Net ve şeffaftırlar. Buğulu ve muğlak değillerdir.
Allah'tan başka hiç bir merciden korkmazlar. Bu sayede Allah onlara feraset nuru ve hidayet şuuru bahşeder. Onlara furkanı verir.(Enfal, 29)
Dostlarından ziyade düşmanlarını iyi tanırlar. Düşmanı hakkıyla tanımak hakikaten mahir iştir. Zaten tüm işleri maharet ister öncülerin. Toplumsal vakalara hakimdirler. Tedbirde çok ciddi, teşhiste çok dakik ve tedavide çok hızlıdırlar. Anı düşünürler ancak geçmişin gölgesinde ve geleceğin eşiğinde anı düşünürler. Geçmişi geçmemiş gibi geleceği de gelmiş gibi hesaba katarlar...
Zaman onlar için birer hazinedir. O nedenle zaman yönetimi ve planlamada eşsizdirler. Onlar için geçmiş, faslıyla geçmiştir, gelecek de daha aslıyla gelmemiştir. O nedenle tüm zamanları aslında hep şimdiki zaman olmuştur.
Onlara bahşedilmiş iki büyük nimet daha vardır. Cesaret ve feraset… Onlar bilgi ve güç doğrultusunda değil cesaret ve feraset doğrultusunda hareket eder. Bilgi ile güç sonradan edinilebilir ancak cesaret ile feraset bir lütfu ilahidir. Sonradan öğrenilse de elde edilemez.
Tuğyana karşı bazen sarsılırlar hatta canlarından bile olurlar fakat asla savrulmazlar. Sağlamdırlar. Onların sırat-ı müstakimde gösterdikleri istikrar dillere destan olur/olmuştur. Yön verdikleri hayatlara hayat yüklerler. Üst düzey empati yetenekleri vardır. İrfanî lisanlarıyla kalplere hitap ederler. Mütebessim ve sempatiktirler. Onlar kainat kitabının müderrisleri, huzur kaynağının mübelliğleri ve mücadele dersinin muallimleridirler. Onlar, uhuvvet ve muhabbet aşığı, gayret ve azim sevdalısı fedailerdir.
Farkındadırlar, farklıdırlar.
Örneğin batmakta olan bir gemide kendimizi kurtarmak için tüm yükümüzü feda ederiz, onlar ise gemiyi kurtarmak için çırpınır ve gerekirse kendilerini bile feda ederler. Eyleme dönüşmeyen düşüncelerimiz çoktur. Onlar eyleme dönüşmeyen düşünceleri düşünmeye bile değer bulmazlar. Biz bedeni rahatımıza ve maddi konforumuza onlar vicdani rahatlığa ve manevi konfora önem verirler. Sürekli ilgi alanımızda yaşarız onlar ise aktif alanlarında yaşar. Müdahale edemediğimiz sorunlarla boğuşuruz, onlar müdahale edemeyecekleri sorunları kendilerine sorun etmezler. Onlar için tüm sorunlar çözmek için vardır.
Her konuda illa biraz afakiliğimiz vardır. Onlar afaki değil her halleriyle muhakkak hakikidirler...
Onların yetiştirildiği özel bir mektepleri var.
O mektep, "İttekullah ve yuallimükümullah”dır.
Yani:
"Siz Allah'tan korkarsanız, takva sahibi olursanız, o size öğretir." Bilmediklerinizin tümünü öğretir. Her şeyi...
Bu mektebin müthiş bir tahsili, mükemmel bir eğitimi ve öğreteceği sırlarla dolu ilimleri vardır. Başta da belirttiğim gibi hepimiz bu mektebin birinci sınıfına kayıtlı talebeleriyiz. Maalesef bir türlü mağlup edemediğimiz nefsimizden dolayı hâlen tahsile başlamayanlardanız. Bu mektebin sırrını daha keşfedememiş bağrı yanıklarıyız.
Onlar bu ayeti kerimenin, bu mektebin sırrına erişmiş kâşiflerdir. Bu mektebin bahtiyar, bahadır talebeleri, müdavimleridirler. Dahası onlara Allah öğretir.
Bu nedenle; onlarla ancak ve ancak iftihar edilir. Gıpta edilir, hayran kalınır. Çünkü onlar öncüdürler, öndedirler, liderdirler, rehberdirler...
Onlar gizem dolu efsanevi liderlerdir.
Velhasıl-ı kelam:
Hayatımız huzurlu ve akıbetimiz umutlu olsun diye İslam’a sarılmışız, onlar İslam hayat bulsun, gelecekte en gür seda olsun diye hayatlarını İslam'a adamışlar.
Evet hayatımız için İslam’ı seçmişiz, onlar ise İslam için hayatlarını...
inzar
inzar