Önce onların ağızlarından dökülen bu aynı cümlelerin, kelime ve kavramların ne olduğunu söyleyelim, sonra da o bir tek istisnanın kim olduğunu, onun ağzından çıkan ilk sözün ne olduğunu görelim:
A’raf, Hûd, Şuara, Mü’minûn ve daha birçok sureye baktığınızda bütün peygamberlerin şunu dediğini görürüz:
“Ey benim kavmim! Geliniz, kendisinden başka ilahınız olmayan Allah’a ibadet ediniz!”
Bu kalıp cümleyi bütün peygamberlerin her birinin tekrar ettiğini görürüz, hem de Rablerinden görevi alır almaz onların ağızlarından çıkan ilk cümledir bu.
“Andolsun ki biz, Nuh’u kavmine gönderdik. Ey benim kavmim! Geliniz kendisinden başka ilahınız olmayan Allah’a ibadet ediniz, sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum.” dedi. A’raf Suresi 59. ayetteki bu cümle, başta Hûd ve Mü’minûn olmak üzere Hz. Nuh Aleyhisselamın mücadelesinin anlatıldığı bütün surelerde tekrarlanmaktadır.
Sonra sırasıyla aynı cümleleri Hz. Hûd, Hz. Salih, Hz. Şuayb ve diğer peygamberler tekrarlamaktadır.
Bu şekilde her bir peygamberin tekrarlamasıyla birlikte Allah-u Teâlâ, “Biz, Senden önce hiçbir peygamber göndermedik ki onlara şöyle vahyetmiş olmayalım: Benden başka ilah yoktur, sadece Bana ibadet edin!”(Enbiya 25) buyuruyor.
Bu anlamdaki toptan ifadeler de Beyyine Suresi gibi birçok surede tekrarlanmaktadır. Bu herkesçe bilinmektedir.
Peki, bunun istisnası kimdir? Hangi peygamber davetine bu şekilde başlamamış, yani hemen ilk başta insanları Allah’a ibadete çağırmamıştır?
Hz. Lût Aleyhisselam. Onun ağzından çıkan ilk söz insanları Allah’a ibadet olmamıştır.
“Lût’u da peygamber olarak gönderdik. Hatırlayın, o kavmine şöyle dedi: Siz o kadar hayâsız mı oldunuz ki sizden önce dünyada hiçbir kimsenin yapmadığı fuhşu yapıyorsunuz?” (Araf 80)
Diğer surelerde de aynı cümleler tekrar edilmiş;
“Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi terk ediyor da erkeklerle mi ilişki kuruyorsunuz” gibi biraz değişik kelimelerle aynı noktaya vurgu yapılmaktadır.
Livata eden, homoseksüel bir toplumla muhatap olunduğunda onlardan derhal bu iğrenç amelden vazgeçmeleri istenilir ve bunun mücadelesi verilir.
Biz buradan şunu anlıyoruz ki bu boyuttaki ahlaksız bir toplumu ve ferdi öncelikle bu ahlaksızlıktan, bu fuhşiyattan vazgeçirmekle işe başlamak durumundayız.
Bir başka deyişle böylesi bir fuhşiyatı ve terbiyesizliği işlemekte olan bir toplumu ve ferdi Allah’a ibadete çağıramayız. Bu terbiyesizliği sürdürdükleri müddetçe bu insanların Allah’a sunacakları bir şeyleri, bir ibadetleri olamaz. Önce söz konusu bu ahlaksızlığı terk etmek durumundadırlar.
Hiç kimse şöyle bir şey diyemez:
“Efendim, hele bir ibadet ede dursunlar, daha sonra yavaş yavaş bu kötülükleri de bırakırlar, bakalım…” Veya:
”Şimdilik biz bunları Allah’a ibadete çağıralım, daha sonra da bu fuhşiyatlarını terk etmelerini de yavaş yavaş söyleriz…”
Ayet-i celilelerde de görüldüğü üzere onlar asla ibadete çağrılmamış, öncelikle söz konusu kötülükleri derhal terk etmeleri istenmiştir.
Şimdi biz soruyoruz: Livata ve homoseksüel fuhşiyatına eş değer veya ona yakın bütün fuhşiyat çeşitleri için de aynı şeyi söylemek durumunda değil miyiz?
Gelelim bir başka konuya, gelelim yazımıza başlık yaptığımız meseleye…
Biz bu konuyu da aynen önceki konu gibi anlıyoruz. Hem de bir birine kıyaslamak suretiyle değil, her biri hakkında ayrı ayrı hüküm olduğunu söyleyerek.
Bazı kardeşlerimizin bildiği üzere gerek sohbetlerimizde, gerek “Örtünme Çağrısı” isimli çalışmamızda tesettür konusunun da aynı şekilde olduğu kanaatindeyiz.
Yani Allah-u Teâlâ’nın kullarına ilk emrinin örtünme emri olduğuna, daha sonraki bütün emirlerin bundan sonra geldiğine inanıyoruz.
“Ey Âdemoğulları! Size avret yerlerinizi örtecek giysi ve süslenecek elbise indirdik. Takva (Allah`a karşı gelmekten sakınma) elbisesi var ya, işte o daha hayırlıdır. Bu (giysiler), Allah`ın işaretlerindendir. Belki öğüt alırlar (diye onları insanlara verdik).
Ey Âdemoğulları! Avret yerlerini kendilerine açmak için elbiselerini soyarak ana babanızı cennetten çıkardığı gibi, şeytan sizi de saptırmasın. Çünkü o ve kabilesi, onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz biz, şeytanları iman etmeyenlerin dostları kılmışızdır. “
Unutmayalım ki bu ayet-i kerimeler bizim yaratılış serüvenimizde cennetten yeryüzüne iner inmez ilk emir ve ilk uyarı olarak inmektedir. Bu örtünme emrinden önce Rabbimiz bize hiçbir şeyi emretmemiş, özellikle kendisine ibadeti emretmemiştir. Âdemoğlu öncelikle örtünmek durumundadır.
Yine Rabbimizin Âdemoğullarını sakındırdığı ilk konu da çıplaklıktır.
Bu ayet-i celilelerden çok net bir şekilde anlıyoruz ki Rabbimiz bizlere, “Önce bir örtünün, daha sonra size diyeceklerim var…” buyurmaktadır.
Dün öyleydi de bugün bu durum değişmiş midir? Söyleyin, bugün Müslümanların bundan daha öncelikli meselesi var mıdır?
Sıcakların bastırdığı, şeytanın başını kaldırdığı şu yaz günlerinde Müslümanların karşı karşıya olduğu en önemli mesele bu değil de hangisidir?
Mehmet Göktaş / İnzar Dergisi – Haziran 2013
Mehmet Göktaş