İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Ölüm, Hayat Libasını Giyindiğinde…

2014-02-14
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

‘Ecele mani olunamaz. İsyana da imanım müsaade etmez’ diye düşündü. Sonra da ‘Yok, yok’ diye salladı kafasını. Ve ‘İlla şehadet olsun!’ dedi usulca… ‘İlla şehadet olsun’…
Gözlerinin içine bakmakla yetindi ilkin. Uzun ve anlamlı bir bakıştı. Sonrasında ‘ne diyebilirim ki’ dercesine usulca yere indirdi bakışlarını. Derin bir nefes aldı ve kesik kesik bıraktı. Gelişi güzel bir yere oturup okunan Fatiha’ya ‘âmin’ diyerek mukabele etti.

Genç kadını gözleriyle süzüyor, ona neler diyeceğini kafasında tasarlıyordu. Kalabalığın olduğu salondan çıkıp odaya geçişini fırsat bilerek ardından gitti. Usulen birkaç cümleyle de olsa ‘başsağlığı’ dilemesi gerektiğinin bilincindeydi. Ne var ki bir türlü ‘başın sağ olsun’ diyemedi. ‘Ne diyeceğimi bilemiyorum’ deyiverdi bir çırpıda. Ve sımsıkı sarıldı kocasını henüz kaybetmiş olan arkadaşına.

Derin bir iç çekişle “Ne yana baksam ondan bir iz var. Dayanmak çok zor” diye anlatmaya başladı genç kadın.

“Kocamın sağlık durumu gayet iyiydi oysa. Bir anda öylece çıkıp gitti hayatımdan. Ardında sadece hatırası kaldı…” dedi ve yorgun bedenini bir pelte gibi bıraktı koltuğa.

Akrabaları, komşuları taziye niyetiyle eve doluşmuşlardı. Cuma günü olması hasebiyle de ‘Cuma sureleri’ okunacaktı ‘ölü evi’nde. Dualar edilecek, merhumun ruhuna hatimler, Yasinler ve tesbihler hediye edilecekti. Gelenleri karşılamak için kendisini toparlaması gerektiğini düşünen genç kadın ‘ha gayret’ dercesine koltuk kolunu destek edinerek doğruldu ve salona yöneldi. Bir hayalet gibi süzüldü gelenlerin arasına…

Gerçekten de eşinin ölümüyle epey çökmüş, halsiz ve takatsiz düşmüştü… Günlerdir ağzına doğru dürüst lokma almamıştı. Kocası kalp krizi geçirip yoğun bakıma alındıktan iki gün sonra elini sıktığında sevincinden kendisine ne ikram edildiyse yemiş, iyileşeceğine dair umudu güçlenmişti. Ölüm haberini aldığı günden bu yana ise ne yemek ne de içmek istiyordu. Bunun bir nevi intihar olacağını bildiği için çok cüzi miktarda yiyip içiyordu.

Arkadaşının ‘yediğim boğazımdan geçmiyor’ sözü takıldı aklına. Kocasının ölümünün onu ne derece sarstığını, üzdüğünü, yıprattığını adeta 10 yaş ihtiyarlattığını alenen görüyor olmasına rağmen bu sözü mıhlanmıştı kalbine…

Öyle ya! İnsan hayat arkadaşını kaybederse, ondan bir daha yeryüzünde birleşmemek üzere ayrılırsa ne derece tat alabilirdi ki yiyip içtiğinden… Nasıl mutlu olabilirdi ki eşini kaybetmiş bir gönül? Sevinçleri ve hüzünleri beraber yaşadığı yol arkadaşını yitirmiş olmanın acısını ne bastırabilirdi ki? O koca boşluğu neyle doldurabilirdi ki geride kalan?

İman etmiş bir kalbin mutmain oluşu bu noktada elbette mühimdi ancak ahirette buluşmak nasip olur muydu ki? Buluşulsa bile güzel bir kabulle, cennet bahçelerinde gerçekleşebilecek miydi? Saidlerden olunacağına dair kimin elinde garantisi vardı ki?

İki küçük çocukla, zor şartlar altında ne kadar yalnız yaşayabilirdi ki, sahi? Annelik görevine bir de babalık eklenmişti ya altından kalkabilecek miydi? Ele güne muhtaç olmadan, namusuna halel getirmeden üstesinden gelebilecek miydi bu ağır yükün? Kimsesizlik belini büker ya insanın, onun da beli bükülür müydü?

“Gençsin, güzelsin iki küçük çocukla tek başına yapamazsın… Hayırlısıyla bir kısmet çıkar evlenirsin… Koca bir ömrü tek başına geçiremezsin… Bu yaşında dul kalamazsın... Hiç olmazsa kaynınla evlenir çocuklarından ayrı düşmezsin” gibi söylemlere kayıtsız kalabilir miydi? Olması kuvvetle muhtemel bu durumdan sıyrılması mümkün müydü ve nasıl yapacaktı bunu?

Gün bitmek üzereydi, lakin arkadaşını o halde gördüğünden beri beyninde dibek döven sorular bitmek bilmiyordu… ‘Acısı henüz çok taze’ diye düşündü. Ancak pek de eskiyecek bir yanı olmadığını da itiraf ediyordu kendi kendine. Biraz olsun empati kurunca bile anlaşılabilirdi ki bir kadın için eşinin ölümü, aile fertlerinden herhangi birinin ölümü gibi değildi ve olmazdı. Hatta çocuğunun ölümü bile kocasının ölümü kadar sarsıcı olamazdı…

Tüm bunlar birer ihtimal, diye söylendi usulca. İç dünyası epeydir böyle çalkalanmamıştı. Ne tuhaftı ki çoğunlukla ‘ölüm’ için bir sebep olmadıkça gelmeyeceği, kapıyı ansızın çalmayacağı düşünülmekteydi. Ne var ki ‘ölüm’ haktı ve vakti zamanı gelince sebepli/sebepsiz vaki olacaktı. Şu halde asıl olan ne, diye düşündü. Asıl olan; tüm bu söylemleri etkisiz, önemsiz kılacak, basite indirgeyecek olan ne?

Bu acıyı tadıldığı ilk andan itibaren, henüz tazecikken katlanılır kılan hatta belki de ‘tatlandıran’ bir şey var mıydı sahi? Genç ve toy bir kadını, tüm söylem ve algılara karşı adeta dişi bir aslan misali güçlü kılacak bir iksir hazırlanabilir miydi?

Böyle bir yalnızlığı anlamlandıracak, böyle bir gidişi kıymetlendirecek, böyle bir kaybı kazanca dönüştürecek, böyle bir acıyı tatlandıracak, böyle koca bir boşluğu layıkıyla dolduracak, böyle insafsız sözleri umursatmayacak ve tüm yoklukları/zorlukları unutturup acılara bir nevi kement atacak bir şey olmalıydı! Üstelik bedenen, ruhen ve kalben tatmin olacağı bir hüviyette bir şey…

Belki de ölümü ölüm değil de hayat kılacak bir şeydi aradığı. Yokluğu kati varlığa ve sonsuz rahmete dönüştürecek bir şey… Ölümden daha sıcak, kulağa da dile de ve gönle de daha hoş gelen bir şey…

“Ve sakın Allah yolunda öldürülenlere ‘ölüler’ demeyin; hayır onlar diridirler. Fakat siz bunun şuurunda değilsiniz.” (Bakara / 154)

‘Amenna ve sadakna’ derken gözlerini yummuştu. Adeta gönlüne kazınan bu ayet-i kerime düşüncelerinin berraklaşmasını sağlamıştı. Sorularının cevabını bulmuştu. Öyle ya, şehitlik mazbatasıyla o yüce huzura varana sorgu sual olunmazdı. Cennet bahçelerinden bir bahçeye yerleşirdi hemencecik. Mutlu mesut mahşeri beklerdi.

Ya ardında kalanlar? Gözleri yaşlı, yürekleri gamlı olsa da ‘O şehit oldu’ deyip sevinirler ve şehid yakını olmanın gururunu yaşarlardı elbette. Bu durum şehidin ardında bıraktığı eşi için düşünüldüğünde ise adeta bir iksir hüviyetinde olacağı muhakkaktı.

Nasıl olmasındı ki! Yokluğu, yalnızlığı anlamlandıran; rahmani duygular ve cennetvari kokularla donatan, iman boyası ve takva nakışlarını fevkalade yansıtan ve ölüme ‘hayat’ libasını ‘necat’ kumaşıyla giydiren bir eylem şehadet… Bu yönüyle bakıldığında o yaralı/acılı gönle ne derece abıhayat sunacağı da aşikârdı…

Evet! Ölüm, şehadetle birlikte hayat libasını giyindiğinde; şehidin yakınları da -hatta bulunduğu yerde bulunan herkes-, lahuti güzellikleri özümseyecek, emsalsiz duyguları tadacak ve ilahi terennümleri duyumsayacaktı. Gözü ve gönlü inadına kapatmamak yeterliydi bunun için…

Eşini düşündü bir an! Onun da ansızın kendisini bırakıp gittiğini… Yalnızlığı… Kimsesizliği… Yarım kalacak ne de çok şey vardı. Ve de anlamsızlaşacak…

‘Ecele mani olunamaz. İsyana da imanım müsaade etmez’ diye düşündü. Sonra da ‘Yok, yok’ diye salladı kafasını. Ve ‘İlla şehadet olsun!’ dedi usulca…

‘İlla şehadet olsun’…

Nur Kılıç / İnzar Dergisi - Şubat 2014 (113. Sayı)
 

 


Nur Kılıç

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS