İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Ölüm gelinceye kadar kulluk!...

2020-02-06
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Hz. Ebu Zerr-i Gifari Cündeb bin Cünade’den (radıyallahu anh) rivayet edilmiştir: dedi ki: Ben “Ya Resulallah! Hangi amel daha hayırlıdır?” diye sordum. “İman ve Allah yolunda cihad etmek…” diye cevab verdiler. (Buhari, Müslim) Hz. Aişe validemizden (radıyallahu anha) rivayet edilen diğer bir hadis-i şerifte ise Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: (Bilin ki:) Allah’a en sevimli amel az dahi olsa devamlı olanıdır.” Bu nedenle Hz. Aişe validemiz bir amel işlediği zaman terk etmez devam ettirirdi. (Buhari, Müslim) Allah’a iman, her hayrın başıdır. O olmadan hiç bir işin kıymeti yoktur. İman, “kalb ile tasdik” anlamında kalbin; “dil ile ikrar” anlamında da dil’in amelidir. Bu sebeple imana amel denilebilir. Hadisimiz bunun delilidir. “Allah yolunda cihad”ın iman ile birlikte zikredilmesi, onun, hayırlı işlerin ve amellerin en başında, imandan hemen sonra geldiğini göstermektedir. “İ’lây-ı kelimetullah” (İslâm’ı yaymak) niyetiyle yapılacak her türlü faaliyet de bir nevi cihaddır.  O halde, bu en üstün amelden herkesin nasip alma imkânı vardır. Küçük olsun, büyük olsun, yapılan her iyiliği, her hayır faaliyeti de Allah Teâlâ bildiğine ve gördüğüne göre, artık ortada en küçük bir kayıp ihtimali de yoktur. “Kim zerre kadar hayır işlerse, onu(n karşılığını) görür.”  (Zilzâl: 7) Bu kesinlik içinde bir başka gerçek de, hayrın faydasının onu işleyene ait olduğudur. O halde kendine iyilik ederek öz nefsinin hayrını isteyen, küçük-büyük demeden iyilik yapmalı, sürekli hayır faaliyetlerde bulunmalıdır. Zira iyiliğin peşin faydasını başkaları görse de, nihâî faydası, mânevî kazancı onu işleyene aittir. (Riyad-üs Salihin tercüme ve şerhinden) Öbür taraftan ikinci hads-i şerifte buyrulduğu gibi; ibadetin, salih amelin, hayır faaliyetlerinin ve bilhassa Allah Tebâreke ve Teâlâ’nın dini uğruna yapılan faaliyet ve mücadelenin Allah nezdinde kıymetli ve sevimli olabilmesi için az da olsa devamlı olması gerekir. Devamlı olan ameller az dahi olsalar insan hayatı üzerine tesiri vardır. İmam Gazali’nin söylediği gibi devamlı olan ameller sürekli damlayan su gibidir. Yeri ıslatır ve toprağın iyice suyu içine çekmesine ve neticede bitkilerin yeşermesine vesile olur. Çok olup devam etmeyen ameller ise gelip geçen bir sel gibidir. Herhangi bir bitkinin yeşermesine faydası yoktur. “Sana yakîn (ölüm) gelinceye kadar Rabbine ibadet et!” (Hicr: 99) Hasan Basri’den rivayet edilmiştir. Dedi ki: Ben rüyada Resûlullah’ı (sallallahu aleyhi ve sellem) gördüm. Dedim: “Ya Resulallah bana nasihat et.” Buyurdular ki: “İki günü aynı olan zarar etmiştir. Yarını gününden kötü olan melundur. Nefsinin eksiğini bilmeyen eksiktir. Eksik olana ise ölüm daha hayırlıdır.” (Hilyet-ül evliya) Hak üzere olup salih amel üzerinde sebat eden ve ayrılmayanlara Allah Teâlâ yardım eder ve muhaliflerine karşı onları hep galip kılar. Sevban’dan (radıyallahu anh) rivayet edilmiştir. Dedi ki: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ümmetimden bir taife üstün ve galip olarak hep hak üzere olacaktır. Onlara muhalefet edenler onlara zarar veremezler. Allah’ın emri gelinceye kadar onlar bu hal üzere olacaklardır. (Müslim) Peygamber efendimize (sallallahu aleyhi ve sellem) yapılan bey’at de bunun üzerine olmuştur. Ubade bin Velîd bin Ubâde'den. O da babasından, o da dedesinden naklen rivayet etti. Şöyle demiş:  Biz Resûlullah’a (Sallallahu aleyhi ve sellem) darlıkta, varlıkta, sevinçli ve kederli zamanlarımızda, bize tercih yapıldığında dinleyip itaat etme­ye, emirlik hususunda ehil olanla kavga etmemeye ve nerede olsak hakkı söyleyeceğimize, Allah hakkında hiç bir kınayıcının kınamasından korkma­yacağımıza dair bey'at ettik. (Müslim) Evet, burada görülen azimdir, kararlılıktır, ısrarla sabretmektir, hiçbir şekilde haktan vazgeçmemektir. İmanı zirvede olanlar ise bu konuda en üst mertebelere talip olurlar ve olmuşlardır. Enes bin Malik  (radıyallahu anh) anlatıyor: Amcam Enes bin Nadr radıyallahu anh Bedir Savaşı’na katılmamıştı. Bu ona çok ağır geldi. Bu sebeple: - “Ey Allah’ın Resulü! Müşriklerle yaptığın ilk savaşta bulunamadım. Eğer Allah Teâlâ müşriklerle yapılacak bir savaşta beni bulundurursa, neler yapacağımı elbette Allah Teâlâ görecektir” dedi. Sonra Uhud Savaşı’nda Müslüman safları dağılınca, -arkadaşlarını kastederek- “Rabbim, bunların yaptıklarından dolayı özür beyan ederim” dedi. Müşrikleri kastederek de “Bunların yaptıklarından da uzak olduğumu sana arzederim” deyip ilerledi. Sa’d bin Muâz ile karşılaştı ve: - Ey Sa’d! İstediğim cennettir. Kâbe’nin Rabbine yemin ederim ki, Uhud’un eteklerinden cennetin kokusunu alıyorum, dedi. Sa’d (olayı anlatırken) “Ben onun yaptığını yapamadım, ya Resulallah” dedi. Enes radıyallahu anh devamla şöyle dedi: Amcamı şehid edilmiş olarak bulduk. Vücudunda seksenden fazla kılıç, mızrak ve ok yarası vardı. Müşrikler müsle yapmış, uzuvlarını kesmişlerdi. Bu sebeple onu kimse tanıyamadı. Sadece kızkardeşi parmak uçlarından tanıdı. Enes dedi ki, biz şu ayetin amcam ve amcam gibiler hakkında inmiş olduğunu düşünmekteyiz: “Mü’minler içinde öyle yiğit erkekler vardır ki, Allah’a verdikleri sözlerinde durdular. Onlardan kimi ahdini yerine getirdi (çarpıştı, şehid düştü), kimi de sırasını bekliyor. Bunlar asla sözlerini değiştirmemişlerdir” [Ahzâb: 23].  (Buhari, Müslim) Evet, Enes bin Nadr radıyallahu anh, Uhud savaşı esnasında sözünü yerine getirmiş, önce Resûlullah’ın yakın çevresinden ayrılmayan sahebelerden olarak çarpışmıştı. Sonra da bozulan mücahitlerin o durumuna üzülmüş, “Bunların yaptıklarından özür diliyorum” deyip ileri atılmış; korkmadan, ümidini kesmeden, azmini ve Allah yolunda cihada olan şevkini yitirmeden hem müşriklerle hem de nefisle öylesine bir mücâhede örneği vermiştir ki, herkes onu takdir etmiştir. Üzerindeki seksen küsur ok, mızrak ve kılıç yarası onun nasıl bir cihad eri olduğunun delilidir. Müşriklerin onun organlarını kesmiş olmaları, ondan yedikleri darbelerin ağırlığını gösterir. Ona karşı duydukları hıncı ancak böyle tatmin etmiş olmalıdırlar. Kızkardeşinin, kendisini ancak parmak uçlarından tanıyabilmesi, uğradığı işkencenin boyutlarını göstermektedir. (Riyad-üs Salihin tercüme ve şerhi) Şüphesiz Enes bin Nadr’ı (radıyallahu anh) bu derece kahraman, yiğit, davasında kararlı ve sözüne sadık kılan onun sarsılmaz, güçlü imanıdır. "(Gerçek) Mü’minler ancak Allah'a ve Resulüne iman eden, ondan sonra asla şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla canlarıyla savaşanlardır. İşte (iman sözlerinde) doğru olanlar onlardır." (Hucurat: 15) Bu öyle bir imandır ki; içine hiçbir şüphe ve kuşku sızmaz. Sarsılmayan, kararsızlık kabul etmeyen, duygu ve heveslerin sesinin duyulmadığı kalbin ve hislerin tereddüt duymadığı kesin, değişmez ve güven verici bir tasdiktir. İşte Allah yolunda mal ve can ile cihad böyle bir imandan doğar. Bir gönül ne zaman ki böyle bir imanın zevkini tadarsa ona bağlanıp güvenirse elbette o imanın gereğini kalbinin dışındaki günlük hayatında, insanların dünyasında da yerine getirmeye çalışacaktır. İçinde hissettiği iman duygusu ile çevresinde gördüğü hadiseler ve hayat vakıaları arasında bir birlik ve uyumluluk kurmaya çalışacaktır. O zaman Mü’min, imanî gerçeklerle içinde yaşadığı pratik gerçekler arasında mevcut olacak bir ayrılığa bir uyumsuzluğa katiyyen dayanamaz. Çünkü bu uyumsuzluk her zaman onu rahatsız eder ve ezer. İşte bunun için bu noktadan hareket ederek durmadan Allah’ın dinini tebliğ eder ve yeri geldiğinde malıyla ve canıyla Allah yolunda cihada girişir. Keza pratik hayatındaki eksiklikler, sakatlıklar ve sapıklıkların devamı için inandığı dosdoğru, güzel ve mükemmel imanî düşüncesinden vazgeçememesinden dolayı elbette Mü’min kişi ile çevresinde bulunan cahiliyet hayatı arasında bir mücadele olacaktır. Bu mücadele cahiliyet hayatı imanî düşünceye ve iman hayatına boyun eğene kadar sürüp gidecektir. Bu imanî duygular gönüllerde yer etmedikçe ve izleri günlük hayatta görülmedikçe iman ve akidedeki samimiyetten bahsedilemez. (Seyyid Kutub, Fizilal-il Kur’an) Ebu Said-el Hudri’den rivayet edilmiştir. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sizden her kim bir münker (dinen yasaklanmış bir şey) görürse eli ile onu değiştirsin. Şayet eli ile değiştirmeye gücü yetmiyorsa onu dili ile değiştirsin. Bunu da yapamıyorsa kalbi ile buğz etsin. Bu da imanın en zaif noktasıdır. (Müslim)  “Rabbimiz Allah’tır deyip sonra dosdoğru olanlara herhangi bir korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar.” (Ahkaf:13) Bazen katı tecrübelerin ve şiddetli imtihanların tesirinde kalarak bazı mümin ruhlarda bir takım şüpheler ve sarsıntılar beliriverir. Zira Mümin ruh, hayatta kaldığı müddetçe kendisini sarsan şiddetlere ve titreten engellere çarpar. İşte bütün bu engeller karşısında sarsılmayan, yıkılmayan, güvenini yitirmeyen ve şüpheye düşmeyen kişi Allah katında böyle bir dereceye hak kazanan samimi bir mümin olarak kalır. “Rabbimiz Allah’tır deyip sonra dosdoğru olanlar…” Bu ifade mümin ruhlara yoldaki tehlikeleri göstermekte, seyahat esnasındaki zorluklara dikkat çekmekte ve her şeye rağmen yollarında yürümelerini, ölçülü ve dürüst olarak hareket etmelerini belirtmekte, yollarını yitirdikleri, karanlıklara daldıkları zaman rüzgârların ve kasırgaların kesintilerine tutuldukları vakit şüpheye dalmamalarını bildirmektedir. (Seyyid Kutub, Fizilal-il Kur’an) Rabbim yol boyunca bize sarsılmayan bir iman, sönmeyen bir aşk ve dinmeyen bir heyecan nasip eylesin. Âmîn!...
Abdulkuddus Yalçın

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS