“Allah’ım! Fayda vermeyen ilimden, huşu duymayan kalpten, ağlamayan gözden, doymayan nefisten ve kabul edilmeyen duadan Sana sığınırım.” (Müslim, zikir, 73)
“Allahu Teâlâ’dan hakkıyla (halis bir takvayla) korkarsanız, Allahu Teâlâ size öğretir. Allahu Teâlâ her şeyi en iyi bilendir.” (Bakara: 282)
Teveccüh edip odaklanmak, bir mana ve muhteva üzerinde gerektiği kadar durup yoğunlaşmak veya konsantre olmak… Anlamak için okumak; duygu ve düşünceyi bir mihver mevzu etrafında toplayıp tefekkürde bulunmak… Temerküz-i efkâr; lafızdan manaya, kalıptan muhtevaya şuurun inkişafı için dikkat, itina ve alaka veya sadece teveccüh kelimesiyle ifade olunan mana… Hayatımızı dolduran eşya ve hadiselerin keşmekeşinden kurtulup, kelimeler dünyasında tefekkür ufkunda yolculuğa çıkmak… Bir mana arayışı; bulmak için aramak ve yola çıkmak… Bilmek, bulmak ve olmak için teveccüh edip alaka duymak…
Ortalığı kaplayan ve köşe bucak hızla yayılan fitne ve fesadın çoğalmasına binaen içinde yaşadığımız devrana “fesad-ı zaman” demiş, Üstad Bediüzzaman… Madde ve manada bozulan zamana işaret etmiş… Bozulan, zaman, mekân ve insan üçlüsü; üçü de birbirine bağlı ve birbiriyle sımsıkı alakalı… Birinde başlayan bozulma behemehâl diğerlerine de hızla sirayet ediyor ve topyekûn bir bozulmaya ve dağılmaya yol açıyor… Elbette bozulma önce insandan başlıyor; insan bozulunca ifsada başlıyor; zamanı ve mekânı da bozuyor… İnsan noktasından başlayan ifsat salgın bir hastalık gibi, fesadın kaynağı ve taşıyıcısı olan insan eliyle onun ulaştığı her yere yayılıyor… Madde ve manada fasid olan insan, içinde yaşadığı zamanı ve mekânı fesada vermeye, harsı ve nesli tahrip etmeye ve çevreyi kirletmeye başlıyor…
Bir defa insan bozulunca, insanın elinin değdiği her şey bozulmaktan payını alıyor ve adeta dokunduğu her şeyi ifsad edip bozuyor…
Nitekim “d-c-l” kökünden gelen “deccal” de “bozmak, ortalığı karıştırmak, fitne ve fesad yaymak, sahtekârlık yapmak, bozgunculuk çıkarmak…” gibi manalara geliyor. Zaman ve mekâna şamil olan umumi fesadın şahs-ı manevisi hüviyetiyle ortaya çıkan deccal ve avenesi de bozulmanın, bozgunculuk ve tahribatın organize olup sistemleşmiş rejimini temsil eder… Deccal rejimi, hayatın her alanına sirayet edebilen, dini, imanı ve fıtratı bozmayı, insanı saptırıp yoldan çıkarmayı hedefleyen, umuma şamil bir fitne ve fesad çetesidir. Ferd, aile ve cemiyetiyle insanlığı su diye ateşe götüren ve bütün fıtri değerleri tahrip ve tezyif etmek isteyen beynelmilel şeytani düzenin tecessüm etmiş şeklidir. Nerede bir ifsad ve tahribat varsa, orada bir deccal tuzağı aramak gerekir.
İfsadın ve tahribatın had safhaya ulaştığı şu ahir zamanda deccal artık neredeyse görülür hale gelmiş, evlere ve zihinlere bile sirayet etmiştir. Maalesef ekseriyet itibariyle insanlık medya kanalizasyonlarıyla dünyayı ahtapot gibi saran deccal şebekesinin eli bağlı kölesi haline gelmiştir.
Eğitim adı altında körpe dimağlar çağdaş deccal sistemine angaje olacak şekilde törpülenip fıtri kabiliyetleri köreltilerek hız ve haz eksenli beynelmilel deccal düzenine eleman yetiştirmektedir. Deccal eğitim sisteminin tornasından geçmiş ve fıtri kabiliyetleri tahrib edilerek, gaflet, şehvet ve cehalet girdabında, ruhsuz ve şuursuz bir cesed hayatına mahkûm edilmiş nesillerin deccal illüzyonundan kurtulup uyanması ve hakikati anlayıp hidayete kavuşması çok kolay bir iş değildir. Çünkü zihinler tahrib edilmiş ve akli melekeler ifsad edilerek, adeta bir kelimenin manasını bile düşünemeyecek hale getirilmiştir.
Akli melekeleri ifsad edilerek tefekkür kabiliyeti köreltilmiş, artık okuma, düşünme ve anlama yeteneğini kaybetmiş insanların ister istemez deccal düzenine entegre olması vakayı adiyedendir. Maalesef deccal illüzyonundan kurtulan çok az kişidir. Vahameti görebilmek için, deccal hadislerini dikkat, itina ve alaka ile üzerinde durup yoğunlaşarak, yeniden ve daha derinden okumak gerekir.
Yediden yetmişe neredeyse bütün cemiyeti etkisi altına alarak en ücra köylere kadar yayılan umumi ifsada rağmen okumaktan, durup düşünmek ve anlamaktan bahsediyoruz. Dünyayı çepeçevre saran bu amansız fesad ortamında zihinlerin köreltilip duygu ve düşüncelerin deccalın medyatik bombardımanlarıyla darmadağın edildiği şu fesad-ı zamanda yeniden okumak ve tefekkür ünitelerini çalıştırıp anlamak için yola çıkmak lazım…
“Nerede bir derd varsa, derman da oradadır.” Sözünün sırr-ı manasınca, doğru teşhis tedavinin yarısıdır. Hastalık, insanın hem maddi bünyesine hem de manevi yönüne, duygu ve düşüncelerin merkezi olan zihnine ve kalbine arız olmuştur. Maddi ve manevi cihetle esaslı bir arınma ve durulma ameliyesine ihtiyaç vardır. Tefekkürün ilk şartı: durmak ve durulmak, eşya ve hadiselerin keşmekeşinden kurtulup sükûnete kavuşmaktır. Duygu ve düşünce planında kalben ve zihnen ciddi bir arınma ve durulma vaki olmadıkça, tefekkürün yolu açılmaz ve kişi okuduğunu hakkıyla idrak edip anlayamaz. Sair hayvanat ve nebatat gibi beş duyu vasıtasıyla algılayabildiği cismani boyutun dışına çıkamaz ve sathilikten kurtulamaz. Kaba cismaniyete hapsolmuş, şuur ve maneviyattan uzak bir hayat, sadece cesed düzeyinde yaşanan behimi-süfli bir hayattır; şuur ve idrak cihetiyle ölüden farksızdır. Zira insan ruhuyla insan, şuur, akıl, idrak, tefekkür ve maneviyatıyla insandır.
Mesnevi tabiriyle: “insan sırf düşünceden ibarettir; geri kalanı et ve kemik (cesed)dir.”
Mademki insan ruhuyla insan ve şuuru kadar insandır; o halde şuurun yolunu açan, okumak düşünmek ve anlamaktır. Anlamak için tefekkür, durmak ve düşünmek şarttır. Elbette öncelikle zihni ve kalbi bozan, duygu ve düşünceyi hercü merce uğratan ve sükûneti dağıtan deccalın medyatik bombardımanından kurtulup durulmak, idraki melekeleri okumaya ve anlamaya hazırlamak lazımdır. Deccalın belirlediği sahte gündemlerle duygu ve düşünceleri dolmuş, zihni ve kalbi harap olmuş insanların okuyup anlaması imkânsızdır. Önce akıntıdan çıkıp kurtulması ve durulması lazımdır.
Gözden ve kulaktan girerek sükûneti bozan, duygu ve düşünceyi dağıtan medyatik tesirlerden tamamen arınmadıkça tefekkürün yolu açılmaz ve okumaktan beklenen fayda da asla sağlanamaz.
Günümüzde yaşanan akıl almaz savrulma, zihni ve kalbi parçalanmanın sebebi deccal fitnesidir. Maalesef deccal fitnesi insanların bulunduğu en ücra yerlere kadar sirayet etmiş, sanal illüzyonuyla gönülleri büyüleyerek insanları okuduğunu düşünüp anlayamaz hale getirmiştir. Ekseriyet itibariyle deccal narkozunu yemiş ve şuurunu kaybetmiş kalabalıklar, içine düştükleri bu dehşetli fitnenin farkında bile değildirler. Deccalın sahte cennetinde parsa kapmak umuduyla yüzbinlerce genç fidan, içine düştükleri deccal kanalizasyonlarında anlık nefsani hazlarla uyuşmuş vaziyette, akıbetten habersiz heba olup gitmektedir…
Ortalığı kaplayan ve hızla yayılan deccal aletleriyle şaşkına dönmüş ve tefekkür kabiliyetini kullanamaz hale gelmiş cemiyette yetişen nesiller açısından artık, “okumak, düşünmek ve anlamak” mahiyeti bile bilinmez bir şeydir. Ekseriyetle insanlar deccal narkozuyla uyuşmuş, düşünüp akledemeyen, kapıldığı gündelik hayatın akıntısında yiyip içerek tüketerek sürüklenip giden şuursuz canlı cenazeler haline getirilmiştir. Deccal cemiyeti seyirci ve tüketicidir; okumak, düşünmek ve anlamak, bu cemiyete çok uzak, adeta erişilmez bir hayaldir. Okumak direnmektir; akıntıya kapılıp gitmek ise herkesin yapabileceği en kolay şeydir. Okumak, düşünmek ve anlamak için çalışmak yorucu ve zahmetli bir iştir. İrade ve azim, sabır ve sebat, çaba ve çalışma ister.
Heba olup gitmek için hiçbir çaba gerekmez; kendini şuursuzca akıntıya bırakıvermek yeter!
Okumak ve anlamak, bir şuur ve idrak hadisesi; teveccüh, dikkat, itina ve alaka meselesidir. Bir mana ve muhteva üzerinde gerektiği kadar durup düşünmek için uzlet ve sükûnet elzemdir. Karmakarışık duygu ve düşüncelerle bir şeyi okuyup anlamak muhaldir. Duygu ve düşünceler yatışmadan, kalbi ve zihni sükûnet sağlanmadan okumak beyhude bir iştir ve faydası da hiçtir. Elbette okumak lazım ama önce okumaya hazırlık lazım… Tok karnına yenilen yemek hazmı bozar ve hastalık yapar. Bunun gibi, durmadan, durulmadan, sükûnete kavuşmadan, hazırlıksız ve altyapısız rastgele öylesine okumak da faydadan ziyade zarara yol açar; muvazeneyi bozar. Hazırlıksız okumanın en az zararı yanlış anlamaktır! Hazımsızlığa bağlı zihni karmaşa, ruhi sıkıntı ve hissi çalkantılar kaçınılmazdır. Önce rota, sonra yola! Usulsüz vusul olmaz; yoldan giden yorulmaz! Bir kıvılcım, bir adım; bilmek, bulmak, olmak ve yeniden doğmak için okumak lazım…
Esaslı bir okumak için tecerrüd ve teveccüh lazım; bunun en sıhhatli yolu ise; harici alakalardan tamamen soyutlanıp itikâfa çekilmek suretiyle, sükûnete kavuşup, kabir sessizliğinde, mana ve muhteva üzerinde uzun müddet durup düşünerek, okumaktır. Bu işin sırrı; teveccüh, dikkat, itina, alaka ve yoğunlaşmaktır; bir mana üzerinde gerektiği kadar durup mevzuya dikkatle odaklanmak veya konsantre olmaktır. Bunu sağlamanın en kolay yolu itikâf ortamıdır. Zihni dağıtan ve kalbi bozan her türlü harici tesirlerden arındırılmış sıhhatli bir itikâf sükûnetinde, tarif edildiği şekilde usul dairesinde bir günlük okumak, belki yıllarca okumaya bedeldir. Her yoluculuk mütevazı bir adımla başlar. Bulmak için aramak; aramak için yola çıkmak lazım; maksada doğru bir adım…
Yusuf Akyüz / İnzar Dergisi – Aralık 2013 (111. Sayı)
Yusuf Akyüz