İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Neyin Operasyonu?

2014-01-27
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

17 Aralık günü “Yolsuzluk” koduyla düzenlenen operasyon, Türkiye’nin siyasi hayatında aynı zamanda yeni bir dönemin de kapısını aralamış oldu. “Yolsuzluk” veya “Rüşvet” üzerinden “Paralel devlet” eliyle başvurulan operasyon, salt yolsuzluk odaklı bir girişim olmadığı gibi, “Paralel devlete” karşı yeni bir tavır geliştiren hükümet de ...
17 Aralık günü “Yolsuzluk” koduyla düzenlenen operasyon, Türkiye’nin siyasi hayatında aynı zamanda yeni bir dönemin de kapısını aralamış oldu.

“Yolsuzluk” veya “Rüşvet” üzerinden “Paralel devlet” eliyle başvurulan operasyon, salt yolsuzluk odaklı bir girişim olmadığı gibi, “Paralel devlete” karşı yeni bir tavır geliştiren hükümet de aynı zamanda salt “Cemaatle” hesaplaşmak için bir ölüm-kalım savaşına girişmiş değildir.

Mücadele hattının bir tarafında hükümet bulunsa da hattın diğer ucundaki operasyonel kuvvetler sadece “Cemaat” denen yapıdan ibaret değildir. “Cemaat” olgusu her ne kadar taarruzun öncü kuvveti gibi davransa da icra ettiği rol bir bütün olarak mubariz güçlerin “Truva atı” rolünü kapsamaktadır.

Rüşvet ve yolsuzluk operasyonları mütemadiyen yapılan operasyonlardır. Ancak 17 Aralık operasyonunda görüldüğü şekliyle gerçekleşen operasyon hiçbir zaman bu denli ustalıkla dizayn edilip doğrudan hükümeti düşürmeyi hedefleyen sansasyonel bir görüntü arz etmemiştir. Operasyonun teknik-takip aşamaları, birbirleriyle ilişkisi olmayan konuların aynı operasyon kapsamına alınarak düğmeye basılması, hazırlık aşamasında başvurulan olağanüstü gizlilik ve tüm bunların “dershanelerin intikamına” dönüştürülmesi, “paralel yapı” denen grubun tek başına yürütebileceği bir harekât değildir.

Operasyonlar öncesi başlayan “Dershane” tartışmalarının operasyonla birlikte artık dershane zeminiyle alakasının kesilmiş olması, CHP üzerinden yürütülen siyaset dizaynının Washington’a kadar uzaması birinci önceliğin siyaseti dizayn olduğunu göstermektedir. Operasyonlarda üç farklı konu vardı. İmar yolsuzluğu, rüşvet iddiaları ve yolsuzluk… Operasyonlarda sos olarak boy gösterdiği anlaşılan imar yolsuzluğu ve rüşvet iddiaları gölgede kalırken asıl hedefin Halk Bankası etrafında şekillenen tartışmalar olduğu ortaya çıktı.

Halk Bankası etrafında şekillenen tartışmalarda küresel sermayenin ilgilendiği ekonomik boyutun yanı sıra bankanın ticari faaliyetlerine yön verenin siyasi iktidar olması, aynı zamanda meseleye siyasi bir boyut da kazandırmıştır. Halk Bankası’nın ticari faaliyetlerinin önüne geçilmesi çabaları, bu nedenle siyasi iradeyi de hedef haline getirmiştir.

Halk Bankası bağlantılı operasyonlarda basına sızdırılan fotoğraflarda ve ev ile iş yerlerinde ele geçirilen paralar dudak uçuklatacak miktarlardaydı. Operasyonel kuvvetler, dudak uçuklatan tüm paraların “rüşvet” paraları olduğu konusunda propaganda araçlarının her türlüsünü devreye sokarak algı operasyonunda da önemli bir çaba harcadılar. Ancak tüm olup bitenler karşısında Başbakan başta olmak üzere hükümetin toplum nezdinde itibar sahibi olduğu bilinen üyelerinin ısrarla yolsuzluk ve rüşvet olgusunu yalanlayarak meseleye salt komplo olarak eğilmiş olmaları, o paraların farklı bazı sırlarının da olabileceği kuşkusunu oluşturmaktadır. Bunu söylerken elbette yolsuzluk ve rüşvet gibi lanetli işleri meşrulaştırma niyetimiz yoktur. Nitekim para trafiğinin, ihalelerin döndüğü neredeyse tüm kurumların etrafında az çok rüşvet ve yolsuzluk için mekik dokuyup cirit atan simsarların olduğunu da biliyoruz. Ancak bunca paraya rağmen hükümetin soruna bir bütün olarak komplo gözüyle bakması, o parayla ilgili bazı şüpheleri de beraberinde getirmektedir.

Operasyonlarda ele geçirilen bunca parayı veya ne kadarını kapsadığı bilinmese de asıl meselenin Türkiye-İran doğalgaz ve petrol alışverişinde Halk Bankası’nın işlevsel rolü üzerine yoğunlaşan bir ticari tablonun deşifre edilerek hükümete karşı bir karalama kampanyasına dönüştürülmesi hedefi artık ortaya çıkmıştır.

Bilindiği üzere ABD ile AB’nin İran’a dönük ambargo kararları vardır. Daha önce İran’dan ticari malların alınmasına dönük ambargolar bilahare sıkılaştırılarak İran’ın en büyük ihracat kalemleri olan petrol ve doğalgazı da kapsadı. 2012 yılının başında ambargo ve kısıtlamalar finansal alana da kaydırılarak mal karşılığı döviz transferinin bloke edilmesiyle devam etti. Ambargo kararlarında aralarında Türkiye’nin de bulunduğu bazı ülkelere kısıtlı bazı ticaret imkanları bırakılsa da bankalar arası para transferlerine bir bütün olarak blokaj uygulanmaya başlandı. Bunun anlamı, Türkiye ve İran’la ticaret yapan diğer bazı ülkeler mal alabilecekti, ancak bunun karşılığı olan paraları uluslararası bankacılık transfer sistemi aracılığıyla İran’a para transferinde bulunamayacaklardı. Türkiye ise petrol ve doğalgaz paraları için Halk Bankası’nda İran adına hesap açılarak paranın bu hesapta tutulması yoluna gitti. Türkiye ile İran arasındaki ticaret hacminin 20 milyar doları aştığı düşünülürse Halk Bankasında tutulan para ve bankanın bundan elde ettiği kâr hiç de küçümsenecek gibi değildi. Ayrıca Hindistan gibi ülkelerin de İran’a aktaramadıkları petrol paralarının yine Halk Bankasındaki hesaplara transfer edilmesi, söz konusu bankanın finans çevrelerindeki etkisini daha da artırmaktaydı. Kaldı ki biriken İran paralarının aracılar vasıtasıyla altına çevrilerek değişik ülkeler üzerinden İran’a aktarılması, hem küresel finans çevrelerinin dikkatini çekmekteydi, hem de İran’ı ambargolarla dize getirmeyi hedefleyen ABD ve batılı ülkelerin tepkisini çekmekteydi. Katıldığı bir televizyon programında Halk Bankası üzerindeki operasyonel girişimi anlatan Hazar Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (HASEN) Enerji ve Ekonomi Araştırmaları Merkezi Uzmanı Cemil Ertem, Halk Bankası’nı hedef alan operasyona dikkat çekerken petrol karşılığı altın ticaretinin bankalar arası para transfer sistemi “shift code” ile beraber bu yöntemle ABD dolarının da by pass edildiğini belirterek şu çarpıcı tespitlerde bulunuyordu:

“Kamuoyunda yolsuzluk operasyonu olarak geçen ancak bana göre, Halk Bankası ile İran arasındaki para akışının deşifre edilmesi ve buna yönelik kişi ve kurumların yargıya taşınması olan operasyonu tek bir boyutta ele alamayız…

…ABD ve küresel yerleşik finans sistemi doları atlayan ticari operasyonlara bir seviyeden sonra izin vermezler ve bunları önlemek için ellerinden geleni yaparlar. Doların devreden çıkması ABD`nin elinden küresel senyoraj hakkını almak demektir. İkincisi siz shift code`u atlarsanız sistemin denetimi Londra ve Washigton`dan çıkar. İşte Halk Bankası bunu yapıyordu ve bunun için de hedefteydi”

Biraz daha basite indirgersek; Halk Bankası’nda toplanan İran paraları, aracılar vasıtasıyla altına dönüştürülüyor, altınlar da yine bu aracılar vasıtasıyla İran’a ulaştırılıyordu. Ambargoyu bir nevi arkadan dolayarak delmek anlamına gelen bu uygulamada para-altın döngüsü aracılar vasıtasıyla yapıldığı için de isteyenin “kara para aklama veya kayıt dışı faaliyet” diye yaftalayabilecekleri bir durum da ortaya çıkıyordu. Halk Bankası bağlantılı operasyonda ele geçirilen para miktarının büyüklüğü de büyük ihtimalle bununla ilgili bir durum gibi görünüyor. Hükümetin meseleye salt komplo olarak eğilip o paraların gerçek sırrını şimdilik açıklamaktan kaçınması da böyle bir ihtimali güçlendiriyor.

Hükümet, ticari faaliyet olarak Türkiye’nin yararına olsa da uluslararası alanda ambargoyu aracılar yoluyla deldiği suçlamasına maruz kalmamak için şimdilik bir tür “kara para” niteliği taşıyan o paralara ilişkin herhangi bir izahatta da bulunmuyor.

Aslında Halk Bankası’nın ABD ve batılı finans çevrelerini kızdıran uygulamaları sadece bunlar da değildi. Irak Kürdistanı ile yapılan petrol anlaşması ve Türkiye üzerinden üçüncü taraflara ulaştırılacak petrolün tüm paraları da yine anlaşmaya göre Halk Bankası’nda açılacak hesaplarda tutulacaktı.

Operasyonun hemen öncesinde Azerbaycan’da imzalanan ve Azeri doğalgazını Gürcistan-Türkiye-Yunanistan üzerinden Avrupa’ya taşıyacak Şahdeniz-2 projesinde de kilit finans kuruluşu olarak yine Halk Bankası üzerinde anlaşılmıştı.

Küresel finans kuruluşlarına kafa tutmak demek olan tüm bunlar ardarda gelince operasyonun asıl hedefinin neden Halk Bankası olduğu da açığa çıkıyor. Ama her şey de sadece ekonomik boyutla sınırlı değildir. İran’a ambargo, siyonist çevrelerle beraber tüm batılıların önemle üzerinde durduğu bir noktaydı. Buna karşı farklı adımlar atmak, öncelikle siyasi operasyonlara da kapı aralıyordu. Dolayısıyla ilk hedef Halk Bankası olsa da aslında bunun ilk etapta AK Partisiz bir Türkiye, bu olmazsa Erdoğansız bir Ak Parti hedefine yönelik ilk etkili vuruş olması açısından daha da önemlidir. Washington’daki mahfillerin CHP ile dansı ve Sarıgül projesinin yürürlüğe konulması, doğrudan iktidar değişimini hedefleyen bir adımdır. Ricciardone’nin Kılıçdaroğlu ile artan görüşme trafiği ve yine Ricciardone’nin “Bir imparatorluğun çöküşünü izliyorsunuz” sözleri, paralel yapı üzerinden girişilen dizayn harekatının boyutlarına işaret ediyordu.

Evet, Türkiye’de şu anki haliyle artık Ak Parti hükümeti istenmiyor. Bunun nedeni de sadece İran ambargosunu delmek falan da değildir. İflas eden Suriye politikasından sonra Ak Parti hükümetinin ABD ile ters düştüğü zaten biliniyor. Suriye’ye çöreklenen tüm ortaklar, “diyalog süreci” ile politik iflası kabullenirken Türkiye henüz bunu kabullenmiş değildir. “Suriye dostları” koalisyonu bir bütün olarak Sisi darbesine yeşil ışık yakmasına rağmen Türkiye halen buna da direnmektedir. Suriye üzerine odaklanan bölgesel paradigma iflas ederken ABD’nin başını çektiği ülkeler yeni bir denklem arayışında ve Türkiye halen buna direnmektedir.

Suriye’de uygulanan yanlış politikaların bir yansıması olarak da şu an gerçekleşenleri okumak yanlış olmaz. Her yanlış politikanın mutlaka uygulayıcılara bir faturası çıkacaktı. ABD, kendi yanlışını İran tezlerine boyun eğerek ödemekle meşgulken Türkiye’nin bu yönde esneme göstermemesi, aradaki çelişkileri artırdı.

Yeni bir bölgesel politikanın inşasına dönük çabalarında ABD’nin olmazsa olmazı, Türkiye’yi yedeğinde tutmaktır. Mısır, Suriye, Filistin ilişkileri; petrol, doğalgaz, füze gibi konular, ABD ile Erdoğan hükümeti arasındaki çatlakları giderek büyütmüştür.

ABD ile yaşanan politik çelişkiler, Erdoğan hükümetinin bölgesel ilişkilerde kendi başına hareket etme eğilimini doğurmuştur. Çin’le yapılan füze anlaşması ve Irak-Kürdistan petrolleri gibi konular, ne küresel güçlerin ne de yedeğindeki küresel sermayenin kolayca kabulleneceği şeyler değildir. Nitekim doğrudan hükümeti yıpratmak amacıyla düzenlenen son operasyon, yaklaşan seçimlere hükümetin ağır yaralı olarak katılması ve kan kaybederek geri çekilmesini hedeflemiştir.

Olup bitenlerden sonra artık şu üç ihtimalden biri gerçekleşecektir:

1-Hükümet birçok taviz vermek anlamına gelecek şekilde ABD ile bir noktada uzlaşıp ilişkilere kaldıkları yerden devam diyecek.
2-Bu mücadele Ak Parti’nin iktidardan uzaklaşmasıyla sonuçlanacak.
3-Bu mücadeleyi hükümet kazanacak.

Birincisi gerçekleşirse, şimdiye kadar yürüdüğü şekliyle Türk-ABD ilişkileri devam edecek.

İkincisi gerçekleşirse bu; CHP, Gülen, sermaye üçlüsünün başarısı olacak ki buna felaket senaryosu olarak da bakılabilir.

Üçüncüsü gerçekleşirse gerçekten de bu, Erdoğan’ın büyük başarısı ve Türkiye’nin bağımsızlık alanında atabileceği en büyük adım olacaktır.

Ali Özgür / İnzar Dergisi – Ocak 2014 (114. Sayı)
 

 


Ali Özgür

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS