Duygularımızı sırayla okuyup uzun uzadıya düşünmeden, hangi duygularımızı olumlu hangilerini olumsuz nitelediğimizde hangilerini kötü veya hangilerini iyi olarak nitelendiririz.
Korku
Öfke
Şok
İğrenme
Üzüntü
Sevgi
Suçluluk
Neşe
Merak
Dokuz temel insani duygunun bir listesini oluşturduğumuzda geriye kalan tüm duygular bunların birleşiminden türetiliyor. En azından pek çok bilim insanının inancı bu… Bir çok kesimce de bu konu tartışma konusu… Çoğu kimse ilk altı duyguyu otomatik olarak kötü veya olumsuz olarak değerlendirirken son üç duyguyu iyi ya da olumlu olarak değerlendirir. Peki, neden dolayı böyle? Büyük ölçüde duygulara dair kendimizi inandırdığımız hikayeler nedeniyledir.
Düşünen benliğimiz bize hikaye anlatmaya bayılıyor ve bunlarla birleştiğimiz zaman bizi nasıl etkilediklerini biliyoruz. İşte düşünen benliğimizin duygularımıza ait bize anlatabileceği işe yaramaz hikayelerden birkaç örnek.
- Öfke, suçluluk, utanç, korku, üzüntü, mahcubiyet ve kaygı olumsuz duygulardır.
- Olumsuz duygular kötü, tehlikeli, akıl dışıdır ve bir zayıflık göstergesidir.
- Olumsuz duygular hissediyorsak bu bizim psikolojik olarak kusurlu olduğumuzu gösterir.
- Olumsuz duygular sağlığımıza zarar verir.
- İnsanlar duygularını gizlemelidir.
- Duyguları açığa vurmak bir zayıflık göstergesidir.
- Şiddetli duygular hissediyorsak bu kontrolü kaybettiğimiz anlamına gelir.
- Kadınlar öfke hissetmemelidir.
- Erkekler korku hissetmemelidir.
- Duygularımızı sıkı bir şekilde kontrol altında tutmalıyız.
- Duygularımızı kontrol edemezsek kötü bir şey olabilir.
- Olumsuz duygular hissediyorsak hayatımızda ters giden bir şeyler var demektir.
Olumlu duyguların serbestçe ifade edildiği, ancak olumsuz duyguların onaylanmadığı bir aile ortamında yetişmiş isek olumsuz duygulardan kaçınılması gerektiğini çabuk öğreniriz. Eğer ailemizde duyguların bastırılması ya da saklanması kültüürü var ise, o zaman duygularımızı içimize atmayı öğrenmişizdir. Öte yandan anne ve babalarımızın öfkelerini sergilemesinden korkarak büyümüş isek, öfkenin kötü olduğuna ve bu nedenle bastırılması ya da öfkeden kaçınılması gerektiğine kanaat getirmiş olabiliriz.
Çocukluğumuz Nasıl Programlanmış
Çocukluğumuzda, duygularımızın nasıl programlandığına ilişkin üzerinde biraz zaman ayırıp düşünmek faydalı bir uygulama olabilir. Böylelikle, belli duygularla nasıl ve neden mücadele ettiğimize dair bir iç görüş oluşturabiliriz. Kendimizi şu sorular üzerinden düşünmek için zaman ayıralım.
- Büyürken bize, duygularımıza ilişkin ne tür mesajlar verildi.
- Bize hangi duyguların makbul, hangilerinin istenmeyen şeyler olduğu söylendi?
- Bize duygularımızla başa çıkmada en iyi yolun hangisi olduğu söylendi?
- Ailenizde hangi duygular serbestçe ifade edildi.
- Aileniz hangi duyguları bastırır, hangilerini onaylamazdı?
- Hangi duygular ailenizin içine sinerdi?
- Aileniz hangi duygulardan rahatsızlık duyardı?
- Ailenizdeki yetişkinler olumsuz duygularıyla nasıl başa çıkardı?
- Hangi duygu kontrol yöntemlerini kullanırlardı?
- Ailenizdeki yetişkinler sizin olumsuz duygularınıza nasıl tepki gösterirlerdi?
- Büyürken aileyi ve çevreyi gözlemleyerek neler öğrendiniz?
Duygularımızı Tarafsız Yargılayabiliyor muyuz?
Duygularımızı kötü ya da olumsuz olarak yargılamamızın bir nedeni bunların hoşumuza gitmemesidir. Çünkü bunlar bedenimizde rahatsız edici duygulara neden oluyorlar. Bu duyumlardan hoşlanmayız, bu yüzden bunları istemeyiz. Öte yandan hoşumuza giden duyumları severiz ve doğal olarak bunları daha fazla hissetmek isteriz.
Bir duyuyu iyi olarak tanımlıyorsak, bunu daha fazla hissedebilmek için muhtemelen büyük çaba sarf ederiz; kötü olarak yargılıyorsak bundan kurtulmak için de daha fazla çaba sarf etme eyleminde oluruz. Böylece bu yargılamalar bizi duygularımızla bir mücadeleye hazırlayacak. Bu duyumların ve dürtülerin bir kısmının rahatsız edici olması illaki bunların kötü olması anlamına gelmiyor. Örneğin, bireylerin sevgi ve şefkati açıkça ifade etmediği bir ailede yetişmişse, sevgiyle ilişkili duygulardan rahatsızlık duyabilir. Bu durum o duyguların kötü olduğu anlamına gelmiyor. Pek çok insan korkuyu kötü bir duygu olarak algılamasına rağmen bazen korkuyu yaşamak güvenin ve emniyetin ne kadar değerli olduğunu ortaya çıkarıyor. Hiçbir duygu kendi başına kötü değildir. Kötü sadece bir düşüncedir, düşünen benliğimizin yaptığı bir değerlendirmedir.
Farz edelim zihnimiz “bu kaygı korkunç bir şey” diyor. Bu kaygının korkunç bir şey olduğu yargılamasında bulunuyor şeklinde tespitte bulunabiliriz. Ya da diyelim ki zihnimiz bu suçluluk duygusunu berbat olarak tanımlıyor. O zaman da bu suçluluk duygusunun berbat bir şey olduğu yargılamasında bulunuyoruz. Düşünen benliğimiz yargılama konusunda uzman ve yargılama yapmaktan asla vazgeçmeyecektir.
Keşkelerimiz Bizi Yönlendiriyor
Hüsnü kuruntular; zihinlerimizin en sevdiği meşgalelerden biridir. “Keşke kendime daha fazla güvenim olsaydı” “Keşke bu kadar kaygı hissetmeseydim” listeyi uzattıkça uzatabiliriz. Bu şekilde kendimizi sorgulayarak farklı hissediyor olsaydık hayatımızın ne kadar güzel olabileceğini hayal ederek saatlerimizi boşa harcayabiliriz. (Peki, bunu yapmak bize hali hazırdaki hayatımızla başa çıkmada yardımcı olur mu?).
Şu kadarını söylemek kafi: düşünen benliğim, kötü hislerimizi doğrudan şiddetlendirecek ya da bunlara boşuna kafa yorarak bizleri çok fazla zamanımızı ziyan etmeye sevk edecek pek çok yöntem vardır. Öyleyse, o sizi bu tip sorular veya yorumlarla ağına düşürmeyi denediği zaman, zihnimizi suç üstünde yakalamış ve basitçe bu oyunu oynamayı reddederiz. Zamanımızı ziyan etmeye çalıştığı için zihnimize teşekkür edelim ve bunun yerine faydalı anlamlı bir aktiviteye odaklanalım.
Hicri yeni yılımız mübarek olsun.
Selam ve Dua ile.
Mehmetakifikbal234@gmail.com
inzar
inzar