Kardeşim;
Bu oldu üçüncü mektup.. İlk mektubumun üzerinden bir hayli zaman geçti. O günden bugüne pek bir şey değişmedi diyemeyiz; elbette çok şey değişti. Fark ediyoruz. Ülke genelinde olduğu gibi dünyada da çok şeyler değişti ve halen değişmektedir. Bu olacak… Bizim için önemli olan, bizim kendimizi değiştirip değiştirmediğimiz ya da olan değişikliklerden yararımıza olacak bir sonuç çıkarıp çıkarmadığımızdır. Eğer hayır ve iyiliğe yönelik bir adım atmışsak bu da bir değişikliktir. Eğer bir yetimin başını okşamışsak ya da bir fakirin karnını doyurmuşsak veya bir yolda kalmışa el uzatmışsak, kucak açmışsak… Bu hayırdır, iyiliktir…
Geçenlerden Mustafa kardeşimizden de bir mektup aldım. Mektubu bir ayna gibi kendisini gösteriyordu. Onu çok canlı, aktif ve ümitli gördüm. Bu zamanda böyle olmak çok şeydir aslında. Bununla beraber abartmamak da lazım; çünkü ümitli olmak için birçok nedenimiz vardır. Canlı ve aktif olmak için itici, teşvik edici ve kamçılayıcı birçok işimiz vardır. Bu açık.. Okulu, okuldaki arkadaş ilişkisi çok iyiymiş Mustafa’nın. Arkadaşlarıyla beraber okul idaresini zorlayarak güzel bir mescid açtırmışlar. Memleketin okullarına bak! Sanki Müslüman halkın çocuklarına değil de gâvur çocuklarına hizmet veriyor! Mektubunda beni en çok sevindiren şey, onun çok kitap okuyor olmasıdır. Diyor ki; “Abi aslında çok okumak önemli değil, önemli olan okuduğunu hazmetmek ve daha sonra da tatbik etmektir…” doğru diyor. Yaz tatili boyunca camilere gitmiş, camilerden çıkmadığını söylüyor. “Kur’an okuyan bülbüller içinde olmak ne muhteşem bir hadise, ne huzur verici bir şey.. İnsan bu zamanın hiç geçmemesini istiyor..” diyor. Mustafa’yı anlıyorum, ama o gibi programların devamı onun gibi gençlerin elindedir. Onların cehd ve gayretlerine bağlıdır. Sonra arkadaşlarla olan faydalı irtibatından ve onlarla olan unutulmaz anılarından bahsediyor. Ailesini ihmal etmemiş, akrabalara gitmiş vs.
Mustafa’nın uzun mektubunu okuyunca seninle yapa geldiğimiz halk-hizmet-hareket ilişkisi etrafındaki sohbetimizi anımsadım. Kendi kendime dedim ki, işte bu! Mustafa’nın ihlâs ile aktardığı o faaliyetleri, hizmetin ta kendisidir. Hareketin halkla içiçeliği bu gibi ihlâslı hizmet yollarıyla olur ancak. Yoksa temeli olmayan boş sözler bizi halka götürmez, götüremez. Bu noktada, gittikçe şahsiyet kazanan genç bir kardeşimiz eğer;
Sorumluluk hissediyorsa
Bundan yola çıkarak düzenli bir okuma yapabiliyorsa
Kendisini ve ailesini İslam üzeri koruyorsa
Akraba ve komşularını cidden soruyorsa
Genç arkadaşlarına her halukarda örnek olabiliyorsa
Cami ve cemaatle sıcak ve aktif bir ilişki içindeyse
Bütün bunlar için programı varsa
Ve kendisine verilen hizmet programına uyuyorsa
….
İşte bu, seninle konuştuğumuz hizmet türlerinden bir türdür hareket bu genç mensubu vasıtasıyla halkın gönlüne girip taht kurabilir, kurabilmelidir.
Aziz kardeşim;
Mustafa’nın mektubunu şimdilik bir kenara bırakalım. Dilersen önceki mektuplarımızda konuştuğumuz konunun kendisine dönelim. Şunu unutmamalısın; hareket dediğimiz şey, daima akmakta olan bir nehir gibidir. Durgun bir sudan değil, akmakta olan bir sudan bahsediyoruz. Şayet, bu su, mecrasını bulmuşa ulaştığı her yere hayat bahşeder. Kupkuru çöller onunla yeşerir. İnsanlar ve hayvanlar onunla hayata bulurlar. Dicle ile Fırat’ı aklına getir. Çıktıkları kaynak ile ulaştıkları menzili düşün. Kaynakla menzil arasındaki mesafeyi hesapla.. O zaman bu ve bunun gibi nehirlerin canlı ve cansız olan her şey için nasıl bir hayat iksiri olduğunu kavrarsın… İnsanlar için hareket böyle bir şeydir. Olduğu yerde hayat, olmadığı yerde ise ölüm vardır, kokuşmuşluk ve donmuşluk vardır.
Hareket eden şey ilerler. İlerleyen şey ise, tabiatıyla uyumlu olarak genişleyip olgunlaşır. Buna göre, halkın sorunlarını çözmeye talip bir hareketin programlarında da gelişim sürecine bağlı olarak genişleme ve olgunlaşma gözlemlenir, gözlemlenmesi gerektir. Bunun sağlıklı olabilmesi için, öncelikle, programların temel delillerinde, ruhunda, kalıbında ve yansımasında bir bütünlüğün olması lazımdır. Program cüzlerinin her biri ötekisi için tamamlayıcı, takviye edici unsur olmalıdır. Ta ki maksad hâsıl olabilsin. Bu da hareketteki “düşünce birliği” veya “düşünce bütünlüğüne” bağlıdır. Bununla kalıptan çıkmış tek tip, renksiz bir düşünce şeklini kastetmiyorum. İstesen de böyle bir şeyi yapamazsın zaten. Demek istediğim, hareketin önerdiği, takip ettiği ve bedeller ödeyerek uygulamaya çalıştığı programın hemen her parçasında “düşüncedeki bütünlük”ün adeta bir sikke gibi görünmesi gerektiğidir. Başka bir deyimle, toplumdaki sosyal, siyasal, iktisadi, askeri, kültürel, medya ve hatta dış ilişkilere kadar hareketin takip ve tatbik ettiği program, tüm bu alanlarda bir insicamı oluşturabilmelidir. Mesela okula giden sen, camiye giden Mustafa, Çarşıda esnaflık yapan Hamdi amca, resmi dairede memur bir kardeşimiz, basında çalışan arkadaşlarımız, düğün-müzik işleriyle uğraşan sanatçılarımız, vaizlerimiz, dernek-konferans gibi yerlerdeki konuşmacılarımız, yardım işleriyle uğraşanlarımız, davetçilerimiz, doktor, avukat, mühendislerimiz vb… işleri ve iş sahaları birbirinden ayrı olmasına rağmen yaptığı hizmetler hareket programını takviyede yekdiğerini tamamlayabilmelidir. Sözlü olsun eylemsel olsun düşünce ve mesajları arasında kopukluk ve çelişki bulunmamalıdır. Konulacak sağlam kriterler, dengeleyici eğitsel unsurlar ve hukuki normlar bu birliğin sağlanması için önemli bir çözüm olabilir. Sonuçta şunu söylemeliyim, yani hareket kendi özel fıkhını inşa edip olgunlaştırabilmelidir. Ab-ı hayatımız olan İslam ve ondaki muazzam ve mükemmel bütünlük her şeyimize kâfidir. Bu bir hizmettir.
Son olarak şunu belirteyim. Bilelim ki bir hareketin imkânlarının azlığından ve yokluğundan şikâyet etmeye hakkı yoktur. Olsa olsa imkânların kontrole alınmamasından, plan-program yokluğundan veya gevşekliğinden bahsedilebilir. Neticede her insan için olduğu gibi… Her hareket de gücü nispetinde sorumlu tutulacaktır. Hareket yapabildiklerinden sorumludur. Yalnız burada şu vurguyu yapmadan geçmeyeceğim. İslami bir hareket insanların fıtratına en yakın olan harekettir. Bu yanıyla düşünülse bile İslami bir hareketin doğru ve disiplinli bir planla, çok büyük imkânları kontrol etmesi imkân dâhilindedir. Büyük imkânlara hükmedebilir. Etmesi de gerekir. Ayakta kalması, insanlara ideal hizmeti götürmesi ve İslami mesuliyetini ifa etmesi eldeki imkânları doğru değerlendirmesine bağlıdır. Yalnız eldeki imkânları değil, elde olmayan imkânları da kendisi için imkân haline getirmesi gerekir. Şu halde hareketi hareket yapan değerlerin tamamının, özellikle sorumluluk sahibi davetçilerin seferber olma zamanıdır.
Bir başka mektupta buluşmak ümidi ile
Allah’a emanet olun…
M. Mehdi gül
M. Mehdi gül