"İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında onu gözetleyen yazmaya hazır bir melek bulunmasın." (Kaf sûresi 18)
Safvan bin Süleym'den (radiyallahu anh) rivayet edilmiştir. Dedi ki: Resulullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) soruldu ve: "Ey Allah'ın Resulü! mü'min korkak olur mu?" denildi. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Evet!" buyurdular.
"Pekiyi cimri olur mu?" denildi, yine: "Evet!" buyurdular.
Yine: "Peki yalancı olur mu?" denildi. Bu sefer: "Hayır!" buyurdular." (Muvatta, Şuab-ül İman)
Evet, Mü'min yalan söylemez, yalancı olmaz.
Çünkü yalan, korkaklık ve cimrilik gibi izzet-i nefs sahibi her ferdin tenezzül etmediği rezil hasletlerden daha aşağı ve edna bir derecededir ki Müslüman bir şahsın katiyyen tenezzül edemeyeceği bir şeydir.
“…Eğer yalan söylüyorsa Allah’ın laneti onun üzerine olsun.” (Nur, 7)
Müslüman yalan söylemez
Çünkü yalan söylemek münafıklığın alametidir.
Abdullah bin Amr bin el-Âs radıyallahu anhümâ'dan rivayet edilmiştir. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Dört huy vardır ki bunlar kimde bulunursa o kişi tam münâfık olur. Kimde de bu huylardan biri bulunursa, onu terk edinceye kadar o kişide münâfıklıktan bir sıfat bulunmuş olur:
Kendisine bir şey emânet edildiği zaman ona ihanet eder. Konuştuğunda yalan söyler. Söz verince sözünden döner. Düşmanlıkta haddi aşar, haksızlık yapar." (Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî)
Yalan konuşmayı, yalan dolanla iş çevirmeyi beceri ve başarı sayanlar, bu hadîs-i şerîf'in taşıdığı tehdit unsurunu iyice düşünmelidirler. Tabiî münâfığın, kâfirden daha beter bir durumda olduğunu unutmadan bu değerlendirmeyi yapmalıdırlar. (Riyadussalihin tercüme ve şerhi)
Müslüman yalan söylemez.
Zira yalan cehenneme götürür ve kişi yalan söylemeyi adet ve meslek haline getirince Allah nezdinde yalancı olarak tescil edilir.
Abdullah bin Mes'ûd radıyallâhu anh'den rivâyet edilmiştir. Dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Şüphesiz yalan sapıklığa, sapıklık da cehenneme götürür. Kişi yalan söyler ve bunu tekrar eder ta ki Allah katında yalancı (kezzâb) diye yazılır". (Buhâri, Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizi, İbn-u Mâce)
Bir rivayette şöyle bir ziyade vardır: "Dikkat edin! Yalandan uzak durun! Yalanın ciddisi şakası olmaz. Kişi çocuğuna yerine getirmeyeceği sözü vermesin!" (İbn-u Mace)
İbnu Mes'ud (radiyallahu anh) şöyle demiştir: "Kul yalan söylemeye devam edince bir an gelir ki, kalbinde önce siyah bir nokta belirir. Sonra bu nokta büyür ve kalbinin tamamı simsiyah olur. Sonunda Allah nezdinde "yalancılar" arasına kaydedilir." (Muvatta)
İnsan yalan söyleyince başlangıçta sıkıntı duyar. Bu sıkıntının sevkiyle tevbe edip, yalancılıktan geri dönebilir. Ama yalana, yalan söyleme hususunda cür'ete devam ettikçe kalp tamamen kararır. Yani, artık yalan söylemek tabii hale gelir, sıkılma, üzülme diye bir şey kalmaz. Bu hale gelince de Allah nezdinde yalancı olduğuna hükmedilir ve o vasıfla yazılır. Bu vasıfla yazılması, mele-i a'la'da yalancı olarak tanınıp, insanların kalplerine de onun yalancı olduğunun ilhamen atılması, dillere yalancı olarak konması demektir.
Müslüman yalan söylemez
Zira yalancının azabı ağırdır
Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:
“…Söylemekte oldukları yalanlar sebebiyle de onlar için elîm bir azap vardır.”(Bakara, 10)
Semure bin Cundeb radiyallahu anh’tan rivayet edilmiştir. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bir gün gördüğü bir rüyayı anlatırken şöyle buyurdu: “…Elinde demir çengel bulunan bir adam, yerde yatan bir kişinin bir tarafına geçip elindeki çengelle avurdunu, burnunu ve gözünü ta ensesine kadar yarıyor sonra öbür tarafına geçip orasını da aynı şekilde parçalıyordu. Bir tarafını yarıncaya kadar önceki yardığı taraf eski haline geliyor adam da sürekli aynı şekilde parçalamaya devam ediyordu. Ben: “Sübhânellah! Bunlar ne? dedim… “…Bu yerde yatan adam, evinden çıkıp etrafa yalanlar yayan kişidir.” Dediler. (Buhari)
Müslüman yalan söylemez
Çünkü yalan, dilin afetidir. Dil ise, kalbin sözcüsü olarak insanın tüm organlarını ve davranışlarını etkilemektedir. Diline -en azından- bilinçli olarak yalan söylememek konusunda hâkim olabilen kişi, büyük ölçüde kendini hadiste haber verilen kötü âkıbetten korumuş demektir.
Müslüman, âhiretini ihmal etmeden dünyayı yaşayan insandır ve bu, onun diğer insanlardan en temel farkını oluşturmaktadır. Sorumluluk bilinci de ancak âhiret inancı ve hesap kaygısı olan kişilerde görülebilir.
Ahirette cehenneme götürmesi düşünülerek yalana ve yalancılığa asla iltifat etmemek, müsâmaha göstermemek, ondan mümkün olduğunca uzak kalmak ve doğru konuşup dürüst olmaya bakmak her Müslüman için lâzım hasletlerdir.
Müslüman insanları güldürmek için de yalan söylemez
Zira güldürmek için konuşan ve yalan söyleyen kişi hafifleşir, şahsiyeti zedelenir ve dili yalan söylemeye alışır. Bu nedenle Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bunu nehyetmiştir.
Behz bin Hâkim radiyallahu anh anlatıyor: "Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki: "Yazıklar olsun o kimseye ki, insanları güldürmek için konuşur ve yalan söyler! Yazık ona, yazık ona!" (Ebu Davud, Tirmizî)
Mizah için söylenen yalan böyle şiddetli tehdide maruz ise, insanları aldatmak, menfaatler elde etmek veya bir kısımlarının hukukunu çiğnemek gibi ciddî meselelerdeki yalanın manevî müeyyidesi çok daha ağır olmalıdır.
Müslüman özellikle ticaret yaparken yalan söylemez
Zira yalan, ticaretin bereketini yok eder
Ebû Hâlid Hakîm bin Hizâm radiyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Satıcı ve alıcı (söz kesip) pazarlığı bitirdikten sonra birbirlerinden ayrılmadıkça alış-verişi bozup bozmamakta serbesttirler. Eğer onların her birisi karşılıklı olarak doğru söyler ise, alış-verişleri bereketli olur. Yok, eğer gizler ve yalan beyânda bulunurlarsa, alış-verişlerinin bereketi kalmaz.” (Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî)
Yalan söyleyerek veya malın ayıbını gizleyerek, daha doğrusu karşısındakini aldatarak para kazanmak mümkün ise de bu, Müslümanca bir tavır değildir. Zira Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve selem bir başka hadîs-i şerîfinde “Bizi aldatan bizden değildir” buyurmuştur (Müslim).
O halde Müslümanın gerçek kazancı, bütün muamelelerinde dürüst davranmaktadır.
Bu açıdan bakıldığı zaman ticârî reklâmların çığırtkanlığa varmaması, yalan ihtivâ etmemesi gerekmektedir. Yalana dayalı reklâmlarla elde edilen servetlerin, eninde-sonunda elden çıkacağı, kimseye fayda vermeyeceği açıktır. (Riyadussalihin tercemesi ve açıklaması)
Müslüman yalan söylemez
Zira yalan, toplum hayatında büyük tahribatlara yol açar.
Fertleri yalancı olan bir toplumun aynı gaye etrafında toplanması mümkün değildir.
Fertleri yalancı olan toplumda komşuluk, ticaret, ahlak ve sosyal dayanışma ilişkileri sağlıklı olmaz. İlim, bilgi ve kültürün yayılması, adalet mekanizmasının sağlıklı yürümesi ve insan haklarının korunması ve savunulması mümkün olmaz. Dolayısıyla devlet-toplum ilişkisi de sağlam yürümez.
Kolay olarak ağızdan çıkan bir yalan ailelerin perişan olmasına, dağılmasına, cinayetlerin işlenmesine, hatta ülkelerin savaşmasına ve binlerce insanın ölmesine sebep olabilir. (Resulullah’ın tavsiyeleri)
Müslüman yalan söylemez
Zira yalan söylemek şeytanın işidir. Nitekim Şeytanın yalanı insanoğlunun cennetten kovulmasına neden olmuştur…
Yalan, Hz. Yakub aleyhisselam’ın yıllarca evlat hasretini çekmesine ve ağlamaktan gözlerinin göremez hale gelmesine sebep olmuştur…
Yalan, Hz. Yusuf aleyhisselam’ın köle olarak satılıp uzun yıllar vatanından, ailesinden, baba sevgisi ve şefkatinden mahrum kalmasına sebep olmuştur…
Yalan, üçüncü İslam halifesi Hz. Osman radiyallahu anh’ın Kur’an-ı Kerim üzerinde mazlum bir şekilde şehid düşmesine neden olmuştur. O günden bugüne de İslam ümmeti artık belini doğrultamamıştır.
Yalan, Sahabe-i kiram’ın (radiyallahu anhum) arasında savaşların çıkmasına ve pak kanlarının akmasına neden olmuştur…
Yalan, Hz. Hüseyin radiyallahu anh ve beraberindeki ehl-i beytten takriben 70 kişinin Kerbela meydanında büyük bir mazlumiyet ve mahrumiyet içerisinde şehadetlerine neden olmuştur…
Yalan, İslam ümmetinin darmadağın olup tefrikaya düşmesine, grupçuklara ayrılmasına ve düşmanlar için yutulması kolay bir lokma haline gelmesine neden olmuştur…
Müslüman yalan söylemez
Zira üstad Bediüzzaman'ın ifadesi ile;
- Kizb (yalan), küfrün esasıdır…
- Kizb, nifakın birinci alametidir…
- Kizb, kudret-i İlahiyeye bir iftiradır…
- Kizb, hikmet-i Rabbaniyeye zıddır…
- Ahlak-ı aliyeyi tahrib eden kizbdir…
- Âlem-i İslam’ı zehirlendiren ancak kizbdir…
- Âlem-i beşerin ahvalını fesada veren kizbdir…
- Nev-i beşeri (insanı) kemalattan geri bırakan kizbdir…
İşte bu sebeplerden dolayıdır ki bütün cinayetler içinde tel’ine, tehdide tahsis edilen kizbdir. (İşaratü’l i’caz)
“Kizb vasıtasıyla Müseylime-i Kezzabın emsâli, esfel-i sâfiline sukut etmiş (düşmüş). Ve kizb o zamanda küfriyat ve hurafatın anahtarı olduğunu o inkılâb-ı azîm gösterdiğinden, kâinat çarşısında en fena, en pis bir mal olup, o malı satın almak değil, herkesin nefret etmesi hükmüne geçmişti. (Hutbe-i Şamiye)
O halde
S – Her şeyden evvel bize lâzım olan nedir?
C - Doğruluk.
S - Daha?
C - Yalan söylememek.
S - Sonra?
C - Sıdk, ihlâs, sadakat, sebat, tesanüd. (Munazarat)
Şeyh Ahmed-i Xanî (Kuddise sirruh) yalana olan bakış açısını şöyle dile getirir:
Ger te dıvétın tu bıbi mir u ser u mu’teber
Kizbu xilafé mebéje ger te bıkın ker bıker
“Şayet emir, reis ve muteber biri olmak istersen; lime lime etseler de yalan ve hilaf söyleme!” “Nubıhar-a Bıçukan”
Sonuç olarak
Madem insanoğlu daha yaratılışının başında yalanın mağduru olup cennet gibi bir servetten mahrum ve hadd-u hesaba gelmeyen eza ve cefalara maruz kalmıştır, eğer zerre miktarı aklı varsa ve insanlık şerefini hak etmişse bütün kuvveti ile yalandan kaçmalıdır.
Sadık olan Rabbimiz bizim ve tüm Müslüman kardeşlerimizin dilini yalanın her çeşidinden muhafaza buyursun!... Âmin!...
Abdulkuddus Yalçın
Abdulkuddus Yalçın