İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Musibetin seyrini ve rengini değiştirebilmek

2020-04-21
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

  Hiç beklemediğimiz bir anda veya hesaba katmadığımız yerden gelebilir musibetler. Bazen cana, bazen mala isabet ederler. Her biri farklı olsa da, nihayetinde ortak noktaları birer imtihan olmalarıdır. Geliş sebepleri, bıraktıkları mesajlar, sonrasında bizleri çıkardıkları mertebe veya düşürdükleri durumların muhakkak ki, kendilerine has hikmetleri vardır. Bazen kendi ellerimizle yaptığımız hatalar neticesinde gelirler, kimi zaman birer ikazdırlar, bazen günahlarımızı dökmek için birer vesile olurlar, bazen de dereceleri yükseltmede birer aracıdırlar. Tüm bunları en ince ayrıntılarına kadar bilen El- Alim ve El- Latif olan Allah Azze ve Celle'dir. Bizzat kendi başımıza gelen bela ve musibetler konusunda bile yaptığımız/ yapabildiğimiz tespitler ve yorumlar çoğunlukta nakıs kalabilmektedir. Genellikle meselenin, nedenine- niçinine gereğinden fazla takılırız. Kafamızı ve gönlümüzü hep bu yöne doğru yoğunlaştırır ve sonuçta yorarız. Hatta bu konuda o kadar ileriye gideriz ki, yorgunluk seviyemiz tavan yapar hem fiziken, hem ruhen yıpranırız ve takatimiz kalmaz. Nihayetinde güçsüz ve zayıf kalırız. Böylece, karşılaştığımız musibete karşı sabrımızı, mukavemetimizi de yitirmiş oluruz. Şunu kabul etmek gerekir, ne sahip olunan imkânlar ne maddi- manevi refah seviyesi ne de statüler gelmesi kesinkes takdir olunan musibetleri geri çeviremez. Rabbimizin kaldırdığı ve erteledikleri dışında, gelecek olan muhakkak gelecektir. Ayarlanmış zamanda ve belirlenmiş şekilde. O hâlde yapılması gereken en doğru şey, bela ve musibetlere karşı olan tavırlarımızı kontrol altına almak, en güzel şekilde karşılamak. Zira insanın olaylara bakış açısı, zihnindeki tasvirler, idrak kategorisindeki ayarlamalar, yaşanan her şeyin seyrini de rengini de değiştirebilir. Şöyle bir misal verecek olursak; Çin işkencelerini duymayan yoktur. Dayanılmazdırlar... En belirgin özellikleri de, muhatabın psikolojisiyle oynayıp, var olan acının dozajını kat kat arttırmaktır. Yine böyle bir işkence seansında, kurgulanan şey,  Uygurlu mazlum bir Müslümana, saatlerce-günlerce bir damla suyla, işkence etmek ve bu şekilde sinir sistemini tahrip etmek. Karanlık ve dar bir bölmede oturtulan mazlumun kafasına, iki saniyede bir, bir damla su isabet eder. Tıp... tıp... tıp... O kadar çok devam eder ki bu durum; sinirleri yıpranır mazlumun, bağırmak, feryad etmek ister. Psikolojisi bozulur. Neredeyse aklını kaybedecektir. Rabbine sığınır. Sonra aklına bu işkenceyi, rahmete dönüştürecek bir fikir gelir. Su kafasına her damladığında , ‘Allah’ der. Damlalar devam eder, O da zikrine... Allah, Allah, Allah... Böylece bir sükûnet, bir ferahlık hisseder tüm ruhunda. Bedenine güç gelir. Oysa mekân, aynı mekândır. Durum, aynı durumdur. Değişen hiç bir şey yoktur. Fakat değişen tavır ve bakış açısı, zahmeti rahmete çevirmiştir... Demek ki, musibet değişmese bile, halimiz- tavrımız- düşüncelerimiz, musibetlere karşı duruşumuz oldukça önemlidir. Sabır kalitemiz, sebat standardımız da bunlarla birebir bağlantılıdır. O halde başımıza gelen bela ve musibetleri,  acziyetimiz-kusurlarımız, zaaflarımızla baş başa bırakırsak, imtihanlarımızı kaybettiğimiz gibi, hem ruhumuz, hem bedenimiz, hem de maneviyatımız oldukça yıpranacaktır. Çare ise,  bizleri yoktan var eden, kul olma şerefini bahşederek, vahyine muhatap kılan, Allah (c.c)’a yakınlaşmak/sığınmak, O'nun gösterdiği sabır vesilelerine sarılmak ve hükmüne razı gelerek, lütfunu talep etmek, kahrından eman dilemektir. Tabi şu da var; günümüz insanına empoze edilen modern hayat biçimi ve seküler bakış açısı, sıkıntı- hastalık- yoksunluk- zorluk ve zahmete dair hiç bir olayı ve olguyu kabul etmiyor. İnsanlar bu şekilde programlanmış adeta. İdeallerindeki hayatta bunların hiç birine yer yok. Hatta mümkün olsa ölümü bile ortadan kaldıracaklar. Modern insanı koşullandırdıkları hayatta, imtihan kavramına asla yer yok. Tüm güzel imkânlara sahip olma isteği ve sarhoşluğuyla kendinden geçen insan, Rabbine karşı müstağnileşmiş ve nerden geldiğini, nereye gideceğini de unutacak seviyeye gelmiştir neredeyse. Her şeyin var edenini, asıl sahibini,  kime ait olduğunu unutan modern insan, geldiği noktada şımarıklaşmış ve yaşadığı her hangi bir maddi- manevi kayıpta isyanı kuşanma gafletine düşerek, bu durumu hayatına karşı haksız bir müdahale olarak görmüş ve Rabbine karşı büyük bir yanılgıya düşmüştür. Hali hazırda bu durum, yaşadığımız asırda, bir şekilde herkese kısmen de olsa sirayet etmiş durumda. Tezkiye olanlar müstesna. Bu tabloya dikkatle bakarken, Allah Resulü  (s.a.v)’nün şu tavsiyesi geliyor akıllarımıza. Allah Resulü (s.a.v), konuşmaya henüz yeni başlayan, tabiri caizse kim olduğunu, anne – babasını yeni yeni idrak eden çocuklara, Furkan süresinin şu ayetlerini öğrettiği nakledilmiştir. (İbni Şeybe /Musannef)   تَبَارَكَ الَّذ۪ي نَزَّلَ الْفُرْقَانَ عَلٰى عَبْدِه۪ لِيَكُونَ لِلْعَالَم۪ينَ نَذ۪يراًۙ ﴿١﴾  اَلَّذ۪ي لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَلَمْ يَتَّخِذْ وَلَداً وَلَمْ يَكُنْ لَهُ شَر۪يكٌ فِي الْمُلْكِ وَخَلَقَ كُلَّ شَيْءٍ فَقَدَّرَهُ تَقْد۪يراً ﴿٢﴾  “Âlemlere bir uyarıcı olsun diye kulu (Muhammed’e) Furkân’ı indiren Allah’ın şanı ne yücedir! O Allah ki, göklerin ve yerin hâkimiyeti/egemenliği kendisine ait olandır. Çocuk edinmemiştir. Hâkimiyetinde hiçbir ortağı da yoktur. O, her şeyi yaratmış ve yarattığı o şeyleri bir ölçüye göre takdir etmiştir.” (Furkan Suresi, 1, 2) Şöyle düşünelim, bir insanın henüz çok küçükken, bu şekilde yetiştirildiğini, şuur altının ve şuur üstünün bu kabullerle ziynetlendiğini, imanının ve teslimiyetinin bu ilkelerle zenginleştiğini... Bu insanın yaşamındaki her zorluğa karşı mücadelesi nasıl olur? Başına gelen, bela ve musibetlere karşı tavrı nasıl olur? Her bir imtihanından nasıl geçer? Tabi ki, her bir sonuç olumlu olacaktır, biiznillah... Bu nedenle insan, yukarıda geçen ayetlerdeki hakikatleri kuşanmalıdır. Beşikten mezara kadar bu hakikatlerin nuruyla, isyan karanlığından ve şikâyet batağından kurtulabilmek için çabalamalıdır. Allah (c.c)'tan geldiğinin ve yine O'na döneceği hakikatini bir an bile aklından ve kalbinden çıkarmamalıdır. Kendi nefsini ve hevasını farkında olmadan ilah yerine koyan, yaşamı hakkında hakimiyet hakkını El- Hakim olan El- Hakk’a  haşa layık görmeyen, egemenliğin yeri konusunda adaletten sapan ve zulmete düşen insan modelleri ise , her ne kadar yaşam standartlarını yükseltme gayretinde olsalar, başlarına gelebilecek tüm musibetleri öteleme gayretinde olsalar bile, aslında asıl bela ve musibetin tam ortasındadırlar farkında olmadan. Burada, Üstadın musibetler konusundaki şu veciz tespitlerini zikretmek gerekecek: Asıl musibet ve muzır musibet, dine gelen musibettir. Musibet-i diniyeden her vakit dergâh-ı İlâhiyeye iltica edip feryad etmek gerektir. Fakat dinî olmayan musibetler, hakikat noktasında musibet değildirler. Bir kısmı ihtar-ı Rahmânîdir. Nasıl ki çoban, gayrın tarlasına tecavüz eden koyunlarına taş atıp, onlar o taştan hissederler ki, zararlı işten kurtarmak için bir ihtardır, memnunâne dönerler.   Öyle de, çok zâhirî musibetler var ki, İlâhî birer ihtar, birer ikazdır. Ve bir kısmı keffâretü’z-zünubdur. Ve bir kısmı, gafleti dağıtıp, beşerî olan aczini ve zaafını bildirerek bir nevi huzur vermektir. Musibetin hastalık olan nev’i, sabıkan geçtiği gibi, o kısım, musibet değil, belki bir iltifat-ı Rabbânîdir, bir tathirdir. Rivayette vardır ki, “Ermiş bir ağacı silkmekle nasıl meyveleri düşüyor; sıtmanın titremesinden günahlar öyle dökülüyor.”   Hazret-i Eyyub Aleyhisselâm, münâcâtında, istirahat-i nefis için dua etmemiş. Belki zikr-i lisanî ve tefekkür-ü kalbîye mâni olduğu zaman, ubudiyet için şifa talep eylemiş. Biz, o münâcatla birinci maksadımız, günahlardan gelen mânevî, ruhî yaralarımızın şifasını niyet etmeliyiz. Maddî hastalıklar için, ubudiyete mâni olduğu zaman iltica edebiliriz. Fakat muterizâne, müştekiyâne bir surette değil, belki mütezellilâne ve istimdatkârâne iltica edilmeli. Madem Onun rububiyetine razıyız; o rububiyeti noktasında verdiği şeye rıza lâzım. Kazâ ve kaderine itirazı işmam eder bir tarzda ah, of edip şekvâ etmek, bir nevi kaderi tenkittir, rahîmiyetini ittihamdır. Kaderi tenkit eden, başını örse vurur, kırar. Rahmeti ittiham eden, rahmetten mahrum kalır. Kırılmış elle intikam almak için o eli istimal etmek nasıl kırılmasını tezyid ediyor; öyle de, musibete giriftar olan adam, itirazkârâne şekvâ ve merakla onu karşılamak, musibeti ikileştiriyor. (Lem'alar | İkinci Lem'a) Rabbimiz, bela ve musibetlere karşı bizleri her türlü zaaf ve kusurdan arındırsın! Taşıyamayacağımız yükleri yüklemesin! Sabrımızı ve hamdimizi kendi terbiyesiyle ikmâl etsin!
inzar

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS