İnsan denen varlığın psiko-biyoloji hayatında iki yüzü, iki görüşü, iki idraki vardır: birisi başlıca aktif akıl olarak görünen gerileme manzarası, ikincisi telkin ve sempatik görünen genişleme manzarası. Üçüncüsü teori ve pratik alanında anlayıp akletme manzarası. Bu üç manzara aynı mekanik varlığın üç ayrı cepheden görülmesi demektir. İnsanın yaratılış evresinden beri insan eğitimi bu ana eksen üzerinden toplum eğitimi açısından var olagelmiştir. Eğitim bireyden başlar, topluma yayılan bir kartopu gibi büyüyerek büyük kitle haline gelir. İnsanın bireysel eğitimi de buna benzer.
Ömür yaşanmakta.. Ve sürüp gitmekte olan psikolojik hayat aynı hızda ve seviyede bir akış gibi tasarlanmamalıdır, tıpkı küçük bir kartopunun çığ kopmasıyla ilerledikçe devasa kar kütlesi halini alması gibi! Yani yükselip alçalmaktadır. “Bu ritmin iki kavsı ( yay şeklinde olan) yaşama süresine göre birbirini tamamlar ve karşılıklı birbirinin devamını sağlar. Hayat ritmi bütün dalgalanmalar gibi yükselme ve alçalma denen bu iki kavis sayesinde devam eder.” Birincisi, yükselme ve gerileme hayata hızını verdiği gibi, ikincisi alçalma ve genişleme de bu hızın devamı için gereken hazırlığı verir. Genişleme olmazsa yeni bir gerileme olmaz. Genişleme de tam bir alçalma ve kaybolmadan ibaret kalırdı. Adeta insan hayatı birincisinden hızı ikincisinin dinlenmesi üçüncünün yorumlaması ve yeniden yaratılmasıyla devamlı hale koymaktadır. Çünkü her öğrenilen ve öğretilen bilgi yeniden yaratılmayı keşfe hâsıl oluyor insan.
Bir an için insan hayatının yalnız yükselme veya gerileme, yorumlama kavsinden ibaret olduğunu farz edelim. O zaman psiko-biyolojik hayatı belirli bir çabadan sonra tükenecek ve birden düşecektir. Bu fazla gerilemenin doğurduğu çöküntüler insan hayatının anormal görüşleridir. Hekimlere göre bunlardan birincisi taşkınlık, ikincisi çöküntü, üçüncüsü ise belirsizlikler veya duraklama dönemleridir. Ruh hastaları ya birincisi veya ikincisi üzerinde bulunuyor. Üçüncüsüne artık sonuç olarak bakılıyor. Birinciler manyaklarda görüldüğü gibi, devamlı taşkınlık halindedirler. İkinciler, melankolilerde olduğu gibi devamlı çöküntü haline giriyorlar. Üçüncüler ise gelinen noktada kendini konumlandırmada belirsizlikler yaşarlar.
Halbuki her insan hayatında gerileme ve gevşeme, yükselme ve alçalma, duraklama aynı derecede yer almaktadır ve birbirini tamamlamaktadır. İlkel hayvanlarda ( denizyıldızları, amipler vb.) yaşamanın devamı bu iki kavsin birbirini tamamlamasıyla olmuyor mu? Ağaçlar gece ve gündüz ritmine göre yapraklarını açıp kapatmıyorlar mı? Sarmaşıklar en güzel örneği. Oysa insanın psiko-biyolojik hayatında bu ritim daha belirli ve derin bir şekil almıştır. Çünkü insan daha belirtili bir varlıktır. Hem bilinç ona daha canlı bir süre vermektedir.
Bir yandan zihin yetisi halinde zekâyı, öte yandan fiiliyeti halinde iradeyi sonra duygu yetisi halinde ihtirası meydana getirmektedir. Her üç manzara da aynı gerileme kavsinden doğmaktadır. Bunun içindir ki zekânın yüksek işleyişi ile irade ve ihtirasın yüksek işleyişlerini birbirinden ayırmak güçtür. İnsanın bir de kazanma ruhu vardır. Ruhun gerileme kavsine ait olduğu halde alışkanlık genişleme kavsine aittir. Yetki kazanmadan ruh kendi yetilerini yarattığı halde alışkanlıkta hazır bulduğu çevreye giriyor ve yayılma suretiyle ona uyuyor. Fakat yeti kazanma ve alışkanlık birbirlerini tamamlıyorlar.
Bütün zihni yüksek yetilerimiz bu süratle teşekkül eder. Dil öğrenme, müzik ve makinenin kullanılmasını öğrenme, mantıki işlerimizi yani zihin egzersizlerini öğrenme yeti kazanmanın türlü çeşitli tarzlarıdır. Görülüyor ki ruhi hayatın gerileme kavsi dediğimiz etkinliğinde eğiticiyi en çok ilgilendiren nokta bu dikkat ve kazanma eğitimi olacaktır. Zihin eğitimi, irade eğitimi duyusal diye üç ayrı eğitim yoktur. Onların hepsi bir noktada dikkat ve yeti kazanmada birleşirler. Büyük toplum hayatı türlü şekillerde bu yeti kazanma eğitimini veriyor. Bir marangoz atölyesinde bir tarlada, otomobil kullanımında, tiyatro veya film stüdyolarında ayrı şekillerde yeti kazandıran eğitim alınmaktadır. Yalnız bu disiplinli işlerin çıraklığında değil, hatta sokakta yetişen insanda, bir gazete satıcısında, pazarcı esnafında dahi kendi işlerine göre dikkati o işin daima daha geniş bütün yüzlerine çeviren bir çeşit yeti kazanma vardır. Öyleyse toplum hayatı bütün zümreleri ve iş tarzlarıyla türlü yeti kazanmaları kompleks cihazıdır denilebilir. Fakat daima birbirine uymayan ve bazen çatışan bu yeti kazanmalar dışında bir de okulun verdiği yeti kazanma eğitimi vardır.
Okul eğitimi öğretidir: bundan dolayı asıl hedefi mevcut kültür kurumlarını anlamayı ve açıklamayı sağlar. Bununla da kalmaz çocuğun ve ergenin erişkin olduğu zaman anladığı ve açıkladığı bu kültür dağlarından birinde yaratıcı olması için onu hazırlar. Bu da okulun eğitimi ile hayatın eğitimi arasında bir yaklaşımın olmasını gerektirir. Oysa online eğitim yaklaşarak öğrenmeyi değil uzaklaştırarak bilmeyi öğretiyor. Okul içinde atölyelerin açılması, çocuklara hayatta kullanacakları şeylerden bazılarını kendine yaptırarak öğrenmesi, okul tiyatrosunda temsiller verilmesi, okul kooperatiflerinin açılması tarlada çalıştırılması bundandır. Görerek eğitim, bilerek eğitim değildir. Çocuk bilerek ve görerek eğitimin içinde eğitilmediği zaman işlerin bütününü hiçbir zaman öğrenmiş olmaz. Bizim gibi eğitimde neredeyse iflasın eşiğine gelmiş ülkelerde online eğitimin bireyleri tamamen hayattan kopararak işsiz, mesleksiz, vasıfsız işçiler ordusu meydana getirmiş oluruz.
Bu süratle teori ve patiği birleştirmesini bilen çocuk artık meslek eğitimi veya yükseköğrenime geçerek kendine bir meslek seçtiği zaman, hayata hem kültürün bütününü anlamış hem de kültüre ait işlerin pratiğini görmüş olarak atılır. Bu durumdaki çocuk için meslek hayatı artık yığını, hayatla ilgisi kesilmiş bir teori yığını değildir. Meslek hayatın kendisidir. Yani kültür dediğimiz maddi ve manevi bütünün bir parçasıdır. Orada anladığı gibi yapıcı olarak yetiştirilmiş olan çocuk için meslek hayatı hakiki bir araştırma ve yaratma hayatı halini alacaktır. Böyle bir genç, kafasını bilgiyle doldurmak değil, insani bilgeye daima yeni bir şey katmak yoluna girmiştir. Çünkü çocukluktan beri öğrenim hayatı, anlama ve yaratma güçlerini aynı zamanda geliştiren bir yeti kazanma eğitimi içinde geçmiştir. İlk ve orta öğrenimde eğitim sistemi kültürün bütününe ait anlayıcı ve yapıcı bir yetenek kazanma öğretimi olmalıdır. Maddi kültüre yani teknik ve fen bilimlerine, matematik ile tabiat bilimlerine ait öğreti ile manevi ilme yani sanat, felsefe, tarih, dil ve edebiyata ait öğreti zaman ve dal bakımından ayrılmamalıdır. Çünkü o gençlerin ilköğretim yaşından başlayarak almaları gereken bütün bilgisidir. Bunlardan bir kısmını alarak, bir kısmını almayarak veya her ikisini yarım yamalak almaları gençlerin zihin yapısının oluşumunu etkilemektedir. Maddi kültür ve manevi kültür birbirinden ayrılmayarak birlikte verilirse tekâmülü gerçekleşmiş ilmi ve irfani gençler yetiştirmiş oluruz. İlkokul öğrencilerinin daha okumaya başlarken teori ve pratik arasındaki bağlantıya göre hazırlanmaları, akıl kadar kalp eğitiminin ağır basması doğru olur; o yaştaki çocuk kafa ile kalp arasında bağlantıyı kurmaya başlamalı: nitekim ortaokul ve liselerde ilkokulda olduğu gibi her iki eğitim cihetine aynı derecede önem verilmelidir. Hatta bu yüzden öğrencilerin yükseköğretimde maddi kültüre ait meslekleri seçeceği düşüncesi ile çocuklara manevi eğitimi az vermek tamamen yersizdir. Mühendis olacak bir çocuk edebiyatın fazlasını ne yapsın veya manevi eğitim onun mühendislik alanında bilgisine ne katkı yapar, hekim olmaya hazır olan bir genç kafasını tarihle niçin yormalı? Gibi düşünceler edebiyatın ve tarihin manevi ilimlerin kültürün bütününde ve insan kafasını teşkilinde rolünü anlamamaktan ileri gelmektedir.
Böyle düşünceler daha ilkokul ve ortaokul sıralarında çocukların vaktinden önce dar bir açıdan sakat yetişmesine sebep olduğu gibi bunun aksi eğitimin de verilmesi sakat nesillerin yetişmesine sebep oluyor. Kuran-ı Kerim’de Hz. Musa ve Hızır buluşması yüz yüze eğitimin görerek öğrenilmesinin en güzel örneğidir. Online eğitim sistemi bizim var olan eğitim öğretim sistemimizin iflasının gerçekleşmesine kurban edilmesin. Bir çocuk odaya kapatılarak ekran başında ancak bilgiyi bilmiş olur, öğrenmiş olmaz. Hz. Musa ve Hızır kıssası bize eğitimin üç unsurunu göstermiş olur. Musa’nın merakını gidermesi için Allah’tan Hızır’la buluşmayı istemesi, ondaki bilgiyi öğrenmek için emek ve gayret sarf etmesi. Hızır’la karşılaştıktan sonra olayların iç yüzünü bilmediğinden dolayı eğitim ve öğretimdeki sabrın insana neler öğreteceğini bize Hızır aleyhi selamın olayların iç yüzünü anlattıktan sonra Musa aracılığıyla öğrenmemiz. Bir okul düşünün ki öğrencisi olmayan, öğretmenine ulaşılmayan. Soru sorması gerektiğinde merakını gidermek için muhatabına ulaşamaması bize nasıl bir eğitim ve öğretim neslini geleceğe taşıyabilir. 28 Şubat eğitim sisteminde bir nesli kaybettiğimiz gibi şimdi de gelecekte narsis ve egoist, kendisinden başka bilginin kimsede olmadığı düşüncesine kapılan hodbin bir nesli miras bırakmayalım.
inzar
inzar