Nurlu Doğum ayı olması hasebiyle geçen Nisan ayı yazılarımızda Efendimiz Aleyhisselatu wesselam’ı ve bu minvaldeki konuları işlemiştik. Ancak görülen o ki; koca bir Nisan ayı Âlemler Efendisi adına yapılan muhteşem etkinliklere yetmediği gibi, bu bağlamdaki şiir, makale, gündem ve yorumlara da yeterli gelmemektedir.
Artık herkesçe bilinmesi ve kabul görmesi gereken bir realite var: Nisan ayı, Muhammedi Sevda, İslami uyanış, Muhammedi diriliş… Nisan ayında doğusu ve batısında, kuzeyi ve güneyinde, genciyle-yaşlısıyla, kadınıyla-erkeğiyle milyonlarca yürek, Peygamber Sevdalılarının mübarek çağrısına icabet ederek bir araya geldi. Tek gönül, tek yürek olup, Muhammedi coşku ile attı. Tekbir ve salâvatlar, ilahi ve marşlar ile gönüller cuş-u huruşa geldi. Muhammedi mesajlara pür dikkat kulak verilerek, ders ve ibretler devşirildi. Bu vesileyle nefisler yeniden muhasebeye çekildi. Sözler verildi, biatler yenilendi.
Tabi tüm bu olay ve gelişmelerin doğru bir şekilde değerlendirilmesi, bu harikulade tablonun dosdoğru bir şekilde okunması gerekir. Bu vaziyetten en büyük dersleri çıkarması gerekenler de yine Peygamber Sevdalıları olmalıdır.
Bu sevda bizleri beslemeli ve korumalıdır
Evet, başkaları nasıl düşünür, ne şekil değerlendirmelerde bulunur, meseleyi nereye çeker, nereye bağlar bilemiyoruz. Ancak Peygamber Sevdalıları olarak bizlerin kutlu ve nurlu olduğundan şüphe etmediğimiz bu pak ve mübarek sevdanın atmosferine kendimizi usulünce kaptırmamız gerekir. Bu ilahi sevda bizleri günah ve çirkefliklerden muhafaza eden manevi bir kaleye dönüşmelidir. Bu rahmet rüzgârı bizleri çok hayırlı amellere, çok erdemli faaliyetlere sevk etmelidir.
Bu sevda mal-mülk, şan-şöhret, mevki-makam vb. mecazi sevda, tutku ve bağlılıklardan bizleri kurtarmalıdır.
Bu sevda, gençlerimizi ve çocuklarımızı ortamın yaygın günahlarından, zamanın sinsi tuzaklarından, tehlike ve uçurumlarından muhafaza etmelidir.
Bu sevda, bizleri bilgi ve marifete, ilmi tetkik ve araştırmalara yöneltmeli, ilmi, içtimai, ahlaki ve mesleki eksikliklerimizi ivedilikle giderme yoluna sevk etmelidir.
Bu sevda, ibadet ve hizmet aşkımızı perçinlemeli, cömertlik, fedakârlık… duygularımızı geliştirmelidir.
Bu sevda, bizleri daha büyük, daha umumi ve daha cesaretlice düşünmeye; gece-gündüz, tatil-mesai demeden Allah ve Resulünün yolunda daha fazla çalışmaya sevk etmelidir.
Bu sevda, dostluk ve kardeşlik bağlarımızı güçlendirmeli, kin, öfke, haset vb. hastalıkları gönüllerimizden söküp atmalıdır.
Bu sevda, bizleri gurur, kibir ve kendini beğenme gibi illetlere kesinlikle düşürmemeli, bilakis olgun, mütevazı ve müteşekkir kılmalıdır.
Şefkat ve merhamet belirgin vasfımız olmalıdır
Bizler, âlemlere rahmet olarak gönderilen bir peygamberden bahsediyoruz. Derdi ve kederi ümmeti olan, ümmetinin hidayeti ve kurtuluşu için inim inim inleyen bir peygamberin davasını yürütüyoruz. Ayet-i celilede (Tevbe-128) şu şekilde zikrediliyor bu yöndeki vasıfları: “And olsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz O’na çok ağır gelir. O, size çok düşkün, mü’minlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir.” Dolayısıyla şefkat ve merhametin hayatımızın her alanına şamil olması gerekir. Bu vesileyle akrabalarımızla olan ilişkilerimizi, sıla-i rahim mesuliyetimizi bu perspektif ile tekrar gözden geçirmemiz, davetimize icabet eden ve sonuna kadar bizleri yalnız bırakmayan insanlara her vesileyle hürmet ve teşekkürlerimizi arz etmemiz gerekir. Çevremizde günah ve haram bataklığına batmış, şu veya bu şekilde cehaletin, sefaletin ve acımasız sistemlerin kurbanı olmuş insanlara, kin ve öfke beslemekten ziyade, onlara acımalı, sefalet çukurundan ve dalalet ateşinden kurtulmaları için dua etmeli ve gayret sarf etmeliyiz.
Biz muhabbet fedaileriyiz, husumete vaktimiz yoktur
Ne büyük bir söz… Ne anlamlı bir ifade… Allah (cc) bu şiarı bize miras bırakan Merhum Üstad’dan razı olsun. Peygamber Sevdalılarının en belirgin nişanesi en güçlü şiarı olmalıdır “Muhabbet.” Zira bizler, mayası muhabbet olan, muhabbetten hâsıl olan bir peygamberden bahsediyoruz. O peygambere bağlılığın zirvesi olan bir sevdayı iddia ediyoruz. Ne güzel söylemiş, Bezm-i Alem Valide Sultan: “Muhabbetten Muhammed oldu hasıl, Muhammed’siz muhabbetten ne hasıl?” Asıl olan, gerçek olan sevda; Muhammedi Sevdadır. Bu sevda hepimize yeter. Bir deryadır bu sevda, diğer sevdalar ise damla. Bir güneştir bu sevda, diğer sevdalar ise, bu güneşin küçük küçük akisleri, yansımaları. Şairlerimiz bu sevdayı işlemeli, hatiplerimiz bu sevdayı dillendirmeli, gençlerimiz kaptıracaksa kendini, bu sevdanın cazibesine kaptırmalıdır. Bu sevda davaya dönüşmelidir yüreklerde ve zihinlerde… Uğrunda candan, yardan ve serden geçilen bir dava… Zeydlerin, Bilallerin, Habbabların, Hubeyblerin, Sümeyyelerin, Sümeyraların sevdası ve davası…
Vaziyetten görev çıkarma
Peygamber Sevdalıları olarak yaptığımız Kutlu Doğum etkinliklerine Müslüman halkımızın büyük bir teveccüh gösterdiğini müşahede etmekteyiz. Etkinliklerin yapıldığı yer (Salon, stadyum, meydan) adeta cazibe (çekim) merkezi haline gelmekte, insan akınına uğramaktadır. Tabii ki bu durum, Allah’ın rahmetinin, Hz. Muhammed’in (sav) isminin bereketinin ve bu etkinlikleri organize edenlerin samimane gayretinin sonucudur.
Bundan dolayı bizler meydanlardaki bu ihtişam ve sayı çokluğundan dolayı böbürlenmekten Allah’a sığınırız. Ancak şu var ki; vaziyetten görev ve mesuliyet çıkarmadan da geçmemek gerekir. Bizler gidişattan ve ahvalden şunu anlıyoruz ki, halkımız bize büyük bir sorumluluk ve ağır bir görev tevdi etmiştir. Bu görev ise, Hakka ve Hakikate yolculukta kendilerine rehberlik etmek, dosdoğru bir şekilde yol göstermektir.
Evet, halkımız Müslüman’dır. Müslüman halkımızın kurtuluşu, özgürlüğü, saadet ve selameti de İslami ve Muhammedi yaşantı ile mümkündür. Müslüman halkımız hak ettiği izzet ve şerefe, refah ve mutluluğa da bu sayede ulaşacaktır. Dolayısıyla imanlı ve inançlı halkımızın, kendilerine dosdoğru yolu gösterecek, başka bir amaçla değil, sırf Allah rızası için dinlerini, kitaplarını ve peygamberlerini anlatacak samimi ve fedakâr İslam davetçilerinin rehberlik ve öncülüğüne ihtiyacı vardır. İşte Peygamber Sevdalılarının görev ve mesuliyetlerinin bilinciyle yarınlara daha donanımlı bir şekilde hazırlanmaları gerekmektedir.
Muhammedi Sevda Ortak Payda
Görünen o ki; Muhammed (sav)’in ümmetini diriltecek, ona ruh verecek ve onu kurtuluş yoluna sevk edecek saika, Muhammedi Sevda olduğu gibi, ümmetin farklı birimlerini ve azalarını birleştirip aynı hedef doğrultusunda çalışmaya sevk edecek kuvvette, Muhammedi Sevda etrafındaki diriliş olacaktır. Bu büyük ümmetin herhangi bir siyasi veya mezhebi eksen etrafında birleşmesi, gücünü ve enerjisini orada toplaması mümkün olmadığına göre, en umumi ve en pratik ortak değer, Allah’ın Elçisi, Habibi ve Usve-i Hasene (En güzel örnek) olan Hz. Peygamberdir. Bu inanç ve bu anlayış soyut olmaktan çıkıp somut bir sevdaya ve esaslı bir davaya dönüşmüşse, bahsini ettiğimiz gelişmelerden yana ümitvar olmak gerekir
Cihan Bozaba / İnzar Dergisi - Mayıs 2012
Cihan Bozaba