İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

MÜCTEHİD İMAMLARIN, SAHABE'YE BAKIŞI

2021-11-30
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Sahabe-i Kiram, sabah akşam gözleri, kulakları ve gönülleri Resulüllah sallellahu aleyhi veselleme dikkat kesildiği için gerek ona indirilen vahiy ve gerek ondan varid olan hadisi şerifleri hemen ezberleyip hayatlarında tatbik ederlerdi. Özellikle Ashabı Suffa denilen bir grup, hep Onunla kaldıkları için ondan öğrendiklerini diğerlerine aktarırdı. Sahabe'nin fıkhı, Resulüllah sallellahu aleyhi vesellemden öğrendikleri ayet ve hadisleri olduğu gibi ve yorumsuz olarak uygulamaları şeklindeydi. Sahabe'den çok sayıda kişi fıkıhla şöhret bulmuş ve fetva mercii olmuştur. Mesela Dört Büyük Halifenin yanı sıra "Abadile" denilen (Abdullahlar) vardı ki bunlar sahabenin en meşhur fakihleri idi. Bunlar: Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Amr el-As ve Abdullah b. Zübeyr idi. Bazıları Abdullah b. Mesud'u da bunlara katarak bu sayıyı beşe çıkarmışlar. Ancak Abdullah b. Mesud'un fıkhı onlardan daha fazla olmasına rağmen erken yaşta yani "Abadile" kavramı ortaya çıkmadan vefat ettiği için O gruptan sayılmamıştır. Tabii ki, Ashabın fakihleri sadece bunlardan ibaret değildi. Bunların dışında da Zeyd b. Sabit, Ubey b. Kab, Ebu Said el Hudri, müminlerin annesi Hz. Âişe ve daha niceleri vardı. (Allah hepsinden razı olsun) Sahabe'den sonra fıkhi faaliyetler daha da genişleyerek Tabiin devrinde de devam etti. "Tabiinden" Medine'de tanınmış yedi fakih vardı ki, bunlara "fukaha-i Seb'a" denilirdi. Bunlar: Ebu Bekr b. Abdurrahman, 'Urve b. Zübeyr, Said b. Müseyyeb, Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe b. Mes'ud, Harice b. Zeyd b. Sabit, Kasım b. Muhammed b. Ebi Bekr es-Sıddık ve Süleyman b. Yesar gibi ün yapmış fakihlerdi. (Şerḥulmeani el-Eşari: I/163) Aynı şekilde Medine'de fıkıhla meşhur olmuş başkaları da vardı: Salim b. Abdullah b. Ömer, Kabisa b. Züeyb el-Huzai, Ebu Seleme b. Abdurrahman b. Avf bunlardandır. Sahabe ve Tabii'nin İslam coğrafyasına yayılmasıyla İslam fıkhı da onlarla birlikte yayıldı, ilim talebeleri çoğaldı ve içtihat ortaya çıktı. (el-İḥkam, II/113) İslam coğrafyasının genişlemesi, sosyokültürel şartların değişmesi ve yeni fıkhi meselelerin gündeme gelmesi karşısında bu fakihlerin ortaya koyduğu tavır ve getirdiği çözümlerin, sonraki dönemde daha da netleşen fıkhi ekolleşme ve metodolojinin, özellikle de Medine fıkhının teşekkülünde önemli rol oynamıştır. Sahabe fıkhı daha çok nakle dayanır. Fakat bununla birlikte akli delil ile de fetva verenler vardı. Mesela Hz. Ömer (ra), Hayber arazisinin işletmesini Yahudilerden alırken birçok sahabi bile karşı çıkmıştı. Çünkü onun akdini bizzat Hz. Peygamber sallellahu aleyhi vesellem yapmıştı. Ama o, "vallahi Allah resulü bu araziyi Yahudilere verirken onu işletecek Müslümanlar yoktu. Ama şimdi bunu işletecek Müslümanlar varken ben bunu Allah düşmanı Yahudilere yedirmem" deyip kesin tavrını ortaya koymuştu. Sahabe içtihatları ve fetvalarıyla alakalı müctehid imamların görüşü, -İmam Şafii hariç- hemen hemen hepsi aynı noktada ve müsbet manadadır. İmam Ebu Hanife, İmam Mâlik ve İmam Ahmed, Sahabenin sözlerini, hareketlerini, amellerini hüccet ve senet olarak almışlardır. Ki Müctehid olmayanın sözleri senet olarak alınmaz. İmam Ebu Hanife'nin şöyle dediği rivayet edilir: "Hiç kuşkusuz aradığım delili bulursam önce Kur'an'dan alırım. Kur'an'da bulamadığımda, Resulüllah sallellahu aleyhi vesellemin güvenilir raviler aracılığıyla gelen sahih hadislerini alırım. Allah'ın Kitabı'nda ve Resulüllah'ın sünnetinde bulamadığım zaman sahabeden istediğimin sözünü alır, istediğimin sözünü bırakırım. Sonra sözlerini tercih ettiklerimi terk edip başkasının sözüne geçmem. İbrahim en-Nehai, eş-Şa'abi, el-Hasan, İbni Sirin ve Said b. Müseyyeb söz konusu olduğunda, onların ictihad ettiği gibi ben de ictihad ederim." (Usulü Pezdevi, I/29 İmam Malik, mezhebini üzerine bina ettiği 20 esastan iki tanesi, Sahabe kavli ve Medine ehlinin amelidir. İmam Malik, Medine ehline uymayı tercih eder, onlara aykırı davranmayı ise mekruh görürdü. İmam Malik'e göre, Medine ehlinin ameli, kıyas ve haber-i vahidden önce gelir. Çünkü Medine ehlinin ameli, Resulüllah sallellahu aleyhi vesellemden gelen rivayetler gibidir. Nitekim bir topluluğun bir topluluktan yaptığı rivayet anlamında olan Medine Ehlinin tatbikatı, tek kişinin tek kişiden rivayet ettiği haber-i vahidden daha kuvvetlidir. İmam Şafii, el-Leys b. Sad ve Ebu Yusuf gibi birçok Mısır fukahası, İmam Malik'in bu görüşüne karşı çıkmışlar. İmam Şafii, hata ihtimali taşıyan içtihattan oldukları için sahabe kavillerini ve Medine Halkının amelini değerli bulmakla birlikte mutlak delil saymamıştır. Çünkü bu da nihayetinde bir içtihadıdır. Bir müçtehidin diğer bir müçtehidin içtihadını delil göstermesi usule aykırıdır. İmam Ahmed b. Hanbel ise, Sahabe fetvalarını şeri delil olarak kabul eder. Sahabeden birinin fetvasını bulduğunda ve bu fetvaya muhalif bir şey bilmezse onu olduğu gibi alır ve artık başka kaynağa yönelmezdi. (Maverdi, et Temhid: s, 500) Bütün bu hakikatler, sahabe neslinin içtihadının müctehid imamlar nezdinde büyük değer taşıdığını ve uyulması gereken prensipler olduğunu gösteriyor. Çünkü onlar doğrudan vahyin inişine tanık oldukları ve esbabı nüzulünü bildikleri gibi, Resulüllah'ın uygulama usulüne de tanık oluyorlardı. Bu sebeple onların görüş, fetva ve uygulamaları o gün için olduğu gibi, bugün de önemlidir, bizler için klavuz ve yol aydınlatıcıdır. İnsanlık tarihinde Sahabe gibi orijinal bir nesil ne bulunmuş ne de bundan sonra bulunması mümkündür. Onların diğer insanlardan üstün faziletleri hakkında İbni Hacer-i Mekki şöyle der: Ashab-ı kiramın nail oldukları yüksek şereflere hiç kimse kavuşamaz. Çünkü Resulüllah sallellahu aleyhi vesellemin mübarek nazarları onlara işlemiş ve hepsine manevi imdatla yardım etmiştir. Bu özellik, bunlardan başkasında bulunmuyor. Bunların üstünlüklerine, geniş ilimlerine, Resulüllah'tan aldıkları hakikat mirasına, sonra gelenlerden hiçbiri kavuşamadı, kavuşamaz. Kur'an-ı Kerim'de, Ashabın faziletiyle alakalı şöyle buyrulmaktadır: "(İslam dinine girme hususunda) öne geçen ilk muhacirler ve Ensar ile onlara güzellikle tabi olanlar var ya, işte Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah'tan razı olmuşlardır. Allah onlara, içinde ebedi kalacakları, zemininden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük kurtuluştur." (Tevbe: 100) Burada bu üç grubun oluşturduğu zümre, ümmet içinde farklı bir özelliğe sahip oldukları hakkında Alimlerin ittifakı vardır. Bunlardan birincisi, Mekke fethinden önce Habeşistan'a veya Medine'ye hicret edenlerdir. İkincisi, Mekke'den Medine'ye hicret eden Resulüllah'ı ve onunla birlikte gelen muhacirleri yurtlarında barındıran malları ve canları ile onlara yardım eden Medine halkıdır. Üçüncü grup ise, Tebük seferine katılıp iyilikte onlara tabi olanlardır. Ayeti kerimede "iyilikte onlara tabi olanlar" cümlesiyle münafıklar ayırd edilmiştir. Tebük savaşı öncesinin olaylarını konu edinen bu ayetin ana amacını göz önünde tutarsak, bu grubun önceki iki grubu duyarlıkla izleyenlerden, onlar gibi iman ederek daha sonraki yıllarda onların verdikleri sınavları aynı başarı ile geçmiş ve böylece ilk iki grubun iman düzeyine yükselmişlerdir. Kimi alimlere göre, bunlar İslam tarihinde "Rıdvan Biati" adı ile anılan Peygamberimiz sallellahu aleyhi veselleme bağlılık sözü verme törenine katılanlardır. İslam toplumunun oluşum aşamalarına ve bu toplumun iman katmanlarının yapılanmasına ilişkin araştırmalarımıza dayanarak az yukarda tercih ettiğimizi belirttiğimiz görüşün diğerlerine göre daha kuvvetli olduğuna inanıyoruz. doğrusunu bilen Allah'tır. Sahabeye seb ederek, hakaret sözleri sarf etme konusu, bütün ehli sünnet ve ehli vicdan nezdinde yerilmiş ve kimi alimlere göre ilhadi bir küfür telaki edilmiştir. Bu konuda Allame Teftazani şöyle der: Sahabeye dil uzatanın sözü, Kur'an ve hadislere uygun değilse kâfir olur. Uygunsa büyük günaha giren bidat sahibi olur. (Şerhu’l-Akaid) Ashab-ı kiram peygamberler hariç bütün insanlardan üstün oldukları müteaddit hadisi şeriflerle sabittir. Bununla alakalı şu dört hadisi şerifi aşağıya alıyoruz: "Rabbim bana vahyetti ki: Ashabım gökteki yıldızlar gibidir. Bazısı bazısından daha parlaktır. Onlardan hangisine uyarsanız hidayet bulursunuz." (Deylemi)   "Ashabım, cin ve insanların hepsinden daha üstündür." (Bezzar) "Ashabımdan herhangi birine uyan, Allah'u Teâlâ'nın sevgisine kavuşur." (Beyhaki) "İnsanların en hayırlısı, asrımdaki Müslümanlar (Ashabım)dır. Sonra onları takip eden (Tabiin), sonra onları takip eden (Etbei Tabiin)dir. (Buhari) Ehli Sünnet alimlerinin büyüklerinden olan İmam-ı Rabbani şöyle diyor: "Ehli beytin ve Ashabı kiramın hepsini sevmek, saymak lazımdır. Birini sevmemek, hepsini sevmemek olur. Çünkü, insanların en iyisinin (Hz. Peygamberin) sohbeti ile şereflenme fazileti, hepsinde vardır. Sohbetin fazileti ise, bütün faziletlerin üstündedir. Hiçbir üstünlük, sohbetin üstünlüğü kadar olamaz. Çünkü, sohbete kavuşanların imanları, vahyin bereketi sayesinde, görmüş gibi kuvvetli iman olur. Sonra gelenlerden hiçbirinin imanı, bu kadar yüksek olmadı." (Mektubat, 59) Rabbim cümlemizi Sahabe yolunu takip eden ve her hususta onları önder edinen ve örnek alanlardan eylesin! Âmin.
Mehmet Şenlik

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS