İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Modern Çağda "hlâs Problemi”

2012-10-17
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

"De ki muhakkak benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm, âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.”(En`am: 162) Fark edilmeyi istemek ve ödül talep etmek, insanın yaradılışında vardır. İnsan, yaptığı iyiliğin bilinmesini ve ona karşılık verilmesini ister...
“De ki muhakkak benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm, âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.”(En’am: 162)

Fark edilmeyi istemek ve ödül talep etmek, insanın yaradılışında vardır. İnsan, yaptığı iyiliğin bilinmesini ve ona karşılık verilmesini ister.

“Karşılıksızlık”, insanın yaradılışına aykırıdır. İnsan, amelinin karşılıksız kalmasını boşlukta kalmak olarak hisseder; boşluk ise insanın kendisini tehdit altında görmesine yol açar.

(Amelin karşılıksız kalması, ilahi adalete aykırıdır. Ameller, asla dünyevi ve uhrevi karşılığın alanı dışına çıkmaz.

İnsan, ya sadece Allah (cc) için amel eder; amelini ilahi rıza dışındaki her şeyden arındırır; ki bu ihlâstır ya da ilahi rıza peşindeymiş görüntüsü verip insanların beğenisi peşinde koşar, bu da riyadır.)

Ödül, sadece maddi bir karşılık değildir, bazen takdir edilmek maddi ödülden çok daha değerlidir.

Takdiri açığa vurma biçimleri farklıdır (ve bunlardan her birinin insan üzerinde etkisi vardır.)

Takdir, maddi bir karşılıkla beyan edilebilir. Örneğin bir ücret vermek, bir hediye sunmak takdiri beyan biçimlerindendir. Bununla birlikte bir gülümseme, bir alkış, bir övgü de takdir beyanında güçlü birer araçtır. İnsan, eylemi karşısında bunlardan birini, birkaçını veya hepsini talep edebilir. Bunlardan birine ulaşmak için gayret gösterebilir.

Dolayısıyla bunların her biri ihlâs-riya zıtlığında birer imtihan aracıdır.

Muhlis olmak, bir üst kimliktir. Bu kimliğe ulaşmak, kişinin sıradan insanın ilgi duyduğu bu takdir biçimlerini aşarak eylemlerinde sadece yüce Rabbinin rızasını amaçlamasıdır.

Amel konusunda iki ana unsur vardır: Harekete geçiren ve hareket eden. Hareketi sağlayan; harekete geçiren kaynağın tahrik ediciliği ile o tahrik edici kaynak arasında kurulan ilişkidir. Harekâtın niteliğini, hareket edenin tahrik edici unsur olarak neyi seçtiği belirler.

Bizim amellerimizde tahrik unsuru nedir? İlahi rıza mıdır ve o rızanın neticesinde alınacak ilahi ödüller midir? Yoksa insanların vereceği ücret ve sunacakları hediyeler midir? Ya da amelin karşılığında beklediğimiz bir gülümseme midir, bir alkış mıdır, bir övgü sloganı mıdır? Ya da bunların hepsi bir araya gelince mi bizim için tahrik unsuru oluşuyor?

Muhlis olmak, kişinin harekete geçiren unsur olarak, tahrik kaynağı olarak sadece ilahi rızayı bilmesi ve ilahi rızanın neticesi dışında gelecek takdir beyanlarına ilgi duymamasıdır.

İyilik yapmakta istikrara ulaşmak (zaman ve mekân değişkenliklerinden kurtulmak) ancak “ilahi rıza” sabitine yönelmekle mümkündür. İlahi rıza sabitine yönelmek, kişiyi beşeri müdahalelerin yörüngesinden çıkarıp mutlak itaat halindeki varlıklarda olduğu gibi sabit bir salih amel yörüngesine yerleştirir.

Bir amel toplumsallaştıkça, bir amelin topluma dönük yönü çok oldukça o amelde ihlâs imtihanı büyür. Oruçta ihlâsı yakalamak, namazda ihlâsı yakalamaktan; namazda ihlâsı yakalamak, zekâtta ihlâsı yakalamaktan, zekâtta ihlâsı yakalamak tebliğde ihlâsı yakalamaktan kolaydır. Şeytani bir eğilim olarak insan beğenisi beklentisi, kendisini en çok tebliğde hissettirir. Çünkü tebliğ doğrudan topluma dönük, neticesi tam olarak toplum üzerinde gözlenen salih bir ameldir.

Biz, salih amelde istikrarı kaybetmişsek, bizdeki bir salih amele son verdiysek bunun sebebi nedir? Bizim o salih amelden vazgeçmemiz hangi beklentimizin gerçekleşmemesinden kaynaklanıyor? İlahi rızaya ulaşma beklentisi mi yoksa insan beğenisi beklentisi mi?

İnsan, insanların takdirine bağımlı oldukça, tahrik unsuru olarak insan beğenisine odaklandıkça eylemleri zaman ve mekân esaretine girer. Bu esarete giren kişi, insan beğenisini kazandığı yer ve zamanda harekete geçer, bu beğeniden yoksun kaldığında hareketten vazgeçer.

İnsan, eksiktir; unutur, haset eder, haksızlık eder, yanlış tartar, yanlış ölçer, dolayısıyla insan takdirine odaklanan birinin hareket sürekliliği tehdit altındadır.

İnsanlara endekslenen, tiyatro sahnesindeki oyuncu gibidir, tiyatro oyuncusu seyredildiğine inanıyorsa oynar, seyredilmediği vehmine kapıldığında oyunu bozar.

Biz kaç kez salih amelde tiyatro oyunculuğu basitliğine düştük? Oyunu kaç kez ve niçin bozduk? Kula kulluğun, bir perde altında, ideolojiye dönüştürüldüğü bir çağda yaşıyoruz. İster “ulus” densin, ister “kamuoyu” eylemleri toplum beğenisine endekslemek, çağın en etkin eylem felsefesi olmuş. Gösteriş, bir sanat haline gelmiş. Haklılık ve haksızlık, toplum beğenisine ulaşma ile ölçülüyor. İyiliğe yönelten kaynak olarak ilahi rızayı seçmek, garipseniyor, kınanıyor, kuşkuyla karşılanıyor, cezalandırılıyor.

Eski putperestler, bir muvahhidi, sadece Allah (cc)’a kul olmaktan vazgeçirmekte ne kadar hırslı idiyse modern çağ, mü`mini sadece ilahi rızayı elde etme isteğinden vazgeçirmekte o kadar hırslıdır.

Sanki çağın bütün tuzakları, muhlis mü`minin davranışına ilahi rıza dışında etkenlerin yön vermesi için ayarlanmış. İlahi rızayı ihlâsla amaçlayanların önlerine alayla, tehditle, eziyetle, sahte övgüyle, mal mülk vaadiyle, önderlik vaadiyle çıkılıyor.

İman ehline sanki ilahi rıza dışında ne dilersen dile, deniyor. Acaba çağın etkin güçleri sadece ilahi rızaya ulaşma amacından (ihlâstan) neden bu kadar çok endişe duyuyor? Ona karşı neden tedbir üzerine tedbir geliştiriyor? İhlâsta mü`minler için nasıl bir enerji kaynağı buluyor? O enerji kaynağında kendisi için nasıl bir tehdit görüyor? Bu, ayrıca araştırılmaya değerdir.

ÇAĞIN İHLÂSA YAKLAŞIMI

Beşer beğenisinin doğruluk, haklılık ölçüsü yapıldığı bu çağda ihlâs konusunda bir dizi tutum var:

1- İhlâsa düşman tutum; dünya işlerinin hiçbir yönüne ilahi rızayı karıştırmamayı hedef edinenlerin tutumudur. Modern çağın sapmış insanı için, hayatını ilahi emirler doğrultusunda düzenlememek bir ilke haline gelmiş, bir fikriyat, bir ideoloji olmuş.

Modern çağın en etkin ideolojisidir bu. Üstelik bu, tahakkümcü bir ideolojidir, sadece kendi mensuplarının davranışlarını ilahi rızadan uzaklaştırmakla kalmıyor, bütün insanlığın davranışlarını ilahi rızadan uzaklaştırmak için yasalar çıkarıyor, cezalar belirliyor, krediler, teşvikler veriyor, soğuk ve sıcak savaş yürütüyor.

Ne yazık ki mü`minin davranışları bu savaştan etkileniyor.

2- İhlâs iddiasıyla topluma dönük hiçbir şey yapmamayı seçen tutum.

Oysa ihlâs, topluma dönük hiçbir şey yapmamak değil, topluma dönük her şeyi Allah (cc) rızası için yapmaktır.

Bu noktada ihlâs, topluma dönük çalışıp toplumun hidayet bulması için gayret gösterip buna karşılık toplumdan hiçbir şey beklemek ve toplumun tutumundan etkilenmemektir. Hem topluma dönük çalışıp hem de kendini toplumun etki alanı dışına çıkarıp toplumun yersiz övgü ve eleştirisine değer vermeyip salih emelden dönmemektir.

3- Toplumun kendisinden memnun olmamasını ihlâslı olmaya delil saymak… Bu, kaynağını duygulardan alan bir tepkidir. Çünkü gerek günümüzde gerek geçmişte kitlelerin insani tutumları;

a- Ya açıkça
b- Ya gizlice
c- Ya kişinin sağlığında
d- Ya ölümünden sonra mutlaka takdir ettiğini gösteriyor.

Toplumun bu takdiri için onun Müslüman olması gerekmiyor. Dolayısıyla toplumun birinden nefret etmesi de onun ihlâslı olduğunu göstermez. (Peygamberimizin doğruluk, fedakârlık gibi insani yönlerinin kâfirlerce takdir edildiği herkesçe biliniyor.)

4- İlahi rızaya düşmanlığın ideolojiye dönüştüğü bu çağda ilahi rıza doğrultusunda çalışma iddiasında bulunup kendisini iyiliğe yönelten güç olarak Müslümanların ilgisini ve takdirini belirlemek… Müslümanlardan ilgi ve takdir görüyorsa iyiliğe devam etmek, bunu görmediğinde iyiliğe son vermek… Allah (cc) korusun, bu iflasın ta kendisidir; zira bütün dünya Müslümanları bir araya gelse bir tek salih amelin karşılığını veremez.

5- Bu gösteriş çağında “ihlâslı olamam” endişesiyle topluma dönük salih amel işlemekten kaçınmak… Bu, bir kişilik zafiyetidir.

6- İhlâs iddiasıyla amellerini Müslümanları rahatsız edecek şekilde yapmak… Diğer bir ifadeyle “beğeni ihlâsıma zarar verir” bilinçli ve bilinçsiz önyargısıyla beğenilmemeyi amaçlamak… Bu da başlı başına bir kişilik problemidir.

İhlâs negatif değil, pozitiftir. İhlâsta esas olan beğenilmeme değil; yüce Allah (cc) tarafından beğenilmedir, Onun rızasını kazanmadır. O rıza sünnetullah gereği beraberinde bazı rızalar ve bazı düşmanlıklar getirir. Peygamberler, evliyalar ve diğer salih kişiler, ilahi rızayı hedefleyenlerden razı olur. Bu rızadan korkmak doğru olur mu hiç?

Şeytan ve dostları ise ilahi rızayı hedefleyenden rahatsız olur; onlara düşman olur. İhlâslı mü`min, şeytanın yenemediği kişidir. Şeytanın yenemediği birinden rahatsız olmasından daha tabii ne olabilir?

Çağın bu tablosuna bakıp kendimize sormak durumundayız; Ben, hayatım boyunca hangi davranışlarımı sadece Allah (cc) rızası için yaptım? En son hangi davranışıma riya karıştı? Riya, bana ne kazandırdı?..

Yüce Allah (cc) buyuruyor:

“Ey kavmim! Buna karşı ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak beni yaratana aittir. Hala aklınızı kullanmaz mısınız?” (Hud: 51)

“İblis; Rabbim! Beni azdırmana karşılık andolsun ki yeryüzünde günahları onlara cazip göstereceğim, onların hepsini azdırmaya çalışacağım, dedi. Ancak onlardan ihlâslı kulların müstesnadır. Allah (cc) şöyle buyurdu: Benim cennete götüren ve gidenlerini koruduğum yolum budur.” (Hicr: 39-41)

“Kim dünya hayatını ve onun ziynetini isterse biz onlara orada amellerinin karşılığını tamamen öderiz ve onlar orada hiçbir zarara uğratılmazlar. Onlar öyle kimselerdir ki ahrette kendilerine ateşten başka bir şey yoktur. Yaptıkları bütün ameller de orada boşa gidecektir. Zaten bütün yapmış oldukları şeyler boştur.”(Hud: 15,16)

Hz. Ali (r.a) buyurdu ki; “Riyakârın dört alameti vardır; tek başına iken ağırdır, toplumun içinde iken hızlıdır, övüldüğünde amelini artırır, eleştirildiğinde azaltır.”

Hikmet ehlinden birilerine sordular; “Muhlis kimdir?” “Muhlis, iyiliklerini günahlarını sakladığı gibi gizli bırakandır”, dediler.

Hikmet ehline sordular: “İhlâsın en büyüğü nedir?” “İnsanların övgüsünden etkilenmemendir” dediler.

Şekik bin İbrahim el Zahid dedi ki: “Amelde ihlâs üç şey iledir. İlki; amelin yapılmasına izin verenin Allah (cc) olduğunu bilmektir. Bu, ucbu kırar. İkincisi; amele Allah (cc) rızası için başlamaktır. Bu, amelin yapılmasında nefse uymayı engeller. Üçüncüsü ise; karşılığın sadece Allah (cc)’tan beklenmesidir. Bu da riyaya düşmeyi engeller.”

Bazı âlimler, amelin kabulü dört şey iledir, dediler: başlamadan önce ilim, başında niyet, ortasında sabır, sonunda ihlâs. Zira ilimsiz ve niyetsiz amel batıldır; sabırla sürdürülmeyen amel itminanı sağlamaz, ihlâssız ameli de Allah (cc) kabul etmez.

Hamid el Lefaf dedi ki: Allah (cc), bir kulu helak etmek istediğinde onu dört şeye uğratır. 1- ona ilim verir, ama onu âlimler gibi amel etmekten men eder. 2- ona salihlerin sohbetini nasip eder. Ama onu onların bilgisinin hakikatinden mahrum bırakır. 3- Ona ibadetin kapılarını açar. Ama onu ihlâstan engeller.

Ebu Leys Es Semerkandi buyurdu ki; kim ahirette amelinin karşılığını bulmak istiyorsa onun amelini riyasız, ihlâsla Allah (cc) için yapması gerekir. Sonra amelini unutur ki ucb (kendini beğenme) onu iptal etmesin (boşa çıkarmasın). Zira ameli korumak, amel işlemekten daha zordur.

Abdulkadir Turan / İnzar Dergisi / Ekim 2012
 

 


Dr. Abdulkadir Turan

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS