HÂLİHAZIRDA DEVAM EDEN RUSYA-UKRAYNA SAVAŞI NEDENİYLE, TOPRAKLARINI TERKEDİP, AVRUPA ÜLKELERİNE SIĞINAN UKRAYNALI MÜLTECİLER İÇİN BATILILAR TARAFINDAN YAPILAN; “BEYAZ TENLİ, SARI SAÇLI VE MAVİ GÖZLÜ” TANIMLAMALARI, IRKÇILIK HASTALIĞININ NE MENEM BİR İLLET OLDUĞUNU GÖZÜMÜZE GÖZÜMÜZE SOKMATADIR. BU NEDENLE BU KONU ÜZERİNDE DURMA GEREĞİ HİSSETTİK.
Kavram:
Birbirlerine yakın olmakla birlikte, anlam itibariyle farklı olan iki kavramın tanımı ile başlamak gerektiği kanaatindeyiz. Bu kavramlardan ilki ırkçılıktır ki; kök, asıl, damar, irsi özellik, nesep, menşe, ata gibi anlamlara gelmektedir.[1]
Irk daha çok biyolojik bir kavram olup, insanın içinde doğduğu kavmin yapısal özelliklerini bedeninde taşıması anlamındadır. Hemen belirtmemiz gerekir ki insanın ırki özellikleri iradi değildir. Yani kişinin ırkını seçme veya bir başka ırka geçme gibi bir seçeneği yoktur.
Bu anlamda uzmanlar insanları; kafataslarına (Dolikosefal, Brakisefal, Mezosefal), deri, saç, dudak yapısı, boy ile göz rengine (Australoid, Negroid, Mongoloid, Nordik, Akdeniz Gurubu, Alpin Tip) ve iskelet (Kafkas ırkı, Moğol ırkı, Kongo ırkı, Capoid ırk, Avustralya ırkı) yapısına göre ırklara ayırmaktadırlar.
Kişinin doğduğu insan topluluğunun kültürel çevresinde yetişmesinden mütevellit kazandığı özelliklere göre aldığı bir şekil vardır ki, bu da millet ile ifade edilmektedir. Daha çok ortak tarihi geçmişleri ve kültürel aynîlikleri ile ifade edilebilecek bu husus, doğuştan değil de, içerisinde yetişilen kavmin sıfatları ile vasıflanmaktan gelir.
Burada milleti ırk ile karıştıracak bazı tanımlamaların olduğunu beyan etmekte fayda var. Örneğin; milleti objektif ve sübjektif olmak üzere iki başlık altında birbirine bağlı insanlar topluluğu olarak değerlendiren Kemal Gözler, özetle şunları söylemektedir: Millet; birbirlerine bir takım bağlarla bağlı insan topluluklarıdır. Bu bağları objektif ve sübjektif diye ikiye ayırabiliriz. Objektif millet anlayışına göre; milleti oluşturan insanlar birbirine, objektif, yani elle tutulur, gözle görülür nitelikteki bağlar ile bağlanır. Irk, din, dil birliği bu bağlardandırlar. Sübjektif anlayışa göre, millet birtakım sübjektif bağlar ile birbirine bağlanmış insanların oluşturduğu bir topluluktur. Bu bağlar, manevî niteliktedir; birtakım duygu ve düşüncelerden oluşur. Mazi, hatıra, amaç, ideal, istikbal, ülkü birliği bu bağlardandırlar.[2]
Kısaca, objektif millet anlayışına göre millet; belli ırka mensup, belli bir dili konuşan, belli bir dine mensup insanların oluşturduğu topluluktur. Subjektif millet anlayışına göre ise millet; ortak bir maziye sahip olduklarını düşünen, gelecekte birlikte yaşama arzusuna sahip insanların oluşturduğu topluluktur.[3]
İslami Bakış Açısı:
Geldiğimiz bu noktada yukarıda tanımlanmaya çalışılan ırkçılığın İslami söylemlerle taban tabana zıt olduğu aşikârdır. Hiçbir ırkın yaradılış olarak diğerinden üstün olmadığını, bu dinin Peygamberi; “ Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Âdem’in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır”[4] ve milletlerin Allah’ın indinde müsavi olduğuna dair açıklayıcı bilgiyi aynı hadisin devamında “Arap’ın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü yoktur” veciz ifadeleri ile belirtmektedir.
Veda Haccında geçen bu ifadeler insanların ırkları ile ilgilidirler. Kısacası Peygamber (sav) bu söylemleri ile Müslümanlara ırkçılığı yasaklamaktadır.
Yine Kur’an’da belirtilen insanların bir erkek ve bir kadından yaratıldığı hususu, yaratılıştan gelen hususa dikkat çekmektedir. Burada herhangi bir problem görünmemekle birlikte, bir süre sonra sahneye dahil olan İblis, kendisinin ateşten Adem’in ise topraktan yaratıldığını, dolayısıyla kendisinin üstün olduğunu[5] beyan ettiğinde, yaratılıştan gelen bir yücelikten bahsederek, prototip bir ırkçılık yapmaktadır.
Yaratılıştan kendilerinin üstün olduğunu belirtmek, bir kavmin diğerlerinin efendisi olduğunu iddia etmek, bir nevi Allah’ın yaratma sıfatında adaletsiz davrandığını iddia etmektir. Irkçılık birçok kavimin hastalığı olmakla birlikte, Yahudilikte daha belirgin bir hal almıştır. Hz. Nuh’un çocuklarından Ham, Sam ve Yafes’ten (Tekvin 5/32) Ham’ın çocuklarının diğer ikisine hizmetçi olabilecekleri ve böylece ortaya çıkan derecelendirmenin en üstününü Sam olarak kabul edip, kendilerini de O’nun torunları olarak değerlendirerek, buna göre; Rabbin kendisine has olmak üzere yeryüzünde İsrail oğullarını seçtiği iddiasındadırlar.[6]
Kur’an’da; insanların Allah tarafından bir erkek ve bir kadından, bunların birbirlerini daha iyi tanımaları açısından millet ve kabile şeklinde yaratıldıkları, dolayısıyla millet olarak insanların müsavi oldukları, ancak farklılıkların anlaşılması açısından kabile veya milletlerin varlığı kabul edilmektedir.[7]
Kur’an; yeryüzünde üstünlük taslayanların veya diğer insanları hâkimiyete almaya çalışanların, şiddetli bir azap ile ceza çekeceklerini bildirmektedir. Bu anlamda Kur’an, insanlar arasında renk, cinsiyet ve coğrafya açısından bir farklılık görmemektedir.[8]
Milliyetçilik Tehlikesi:
Milliyetçilik hisleri ise bundan farklılık göstermektedir. Milliyetçilik hissi, toplumların kendilerini başkalarından farklı ama kendi aralarında ortak olan özelliklerle konumlandırmalarıdır. Bu da ucu açık olan ve sonraki süreçlerde olumsuz davranış biçimlerine dönüşebilen bir duygudur.
Belirli bir süre sonra ulusal bir evreye geçiş yaşandığında, genellikle kendilerini ortak bir soydan gelen türdeş bir bütün olarak görürler ve dışarıdan gelecek katılımcılara kapalı olacak bir tarzda dışlayıcı olurlar.[9] Tabi kendi ulusal çıkarları, bir başkasının çıkarları ile bağdaşmaz hale gelirse, çıkar çatışması yaşadığı toplumu gerekirse zorla boğun eğdirme noktasına gelen milliyetçilik, artık şoven duyguların hâkimiyeti açısından patolojik bir hal alır.[10]
Bu şekilde milliyetçilik evrenselciliğe veya İslami açıdan ümmetçiliğe karşıdır. İdeolojik bir saplantı haline gelen milliyetçilik, kendi amaçlarını gerçekleştirmek için değişik türleri ile karşımıza çıkar. Öyle ki bazen İslami söylemler kullanmaktan çekinmez.
Milliyetçilik oldukça dayanıklı ve kendini zamana uyarlayabilen, farklı yer ve zamanlarda hayatiyetini devam ettirebilen bir düşüncedir. Smith, bu anlamda şunları söylemektedir: “Milliyetçilik bukalemunvaridir, rengini bağlamından alır. Bu sonsuz kere yönlendirilebilir, şekil verilmeye ziyadesiyle müsait inanç, hissiyat ve sembollerden mürekkep dokuyu anlamak yalnızca bir özgül durum içinde mümkündür.”[11]
Bu kadar dayanıklı bir yapı, genellikle menfi düşünce sistemlerinin gerçekleştirilmesi için taşıyıcı bir rol üstlenmiştir. Liberal, muhafazakâr, dinci veya sosyalist biçimlerde ortaya çıkarak, her halükarda bir başkalarına zarar vererek, kendi çıkarlarını temin etme aracı olmaktadır.
Örneğin bir dış tehdit olgusu oluşturarak, ulusal güvenliğin sağlanması için yurttaşlardan her türlü fedakârlığa razı olma, iç tehditleri bahane ederekten de bu kez içerdeki her türlü farklılığın bastırılmasını mazur görme işine yarar.[12] Bu şekilde milliyetçi idareciler toplumu disipline edip, bir amaç uğruna birleştirerek, kendi istediklerini yapma veya tek kalıp idarede her türlü serbest hareket etme özgürlüğüne kavuşurlar.
Menfi ve Müspet Milliyetçilik:
İslami açıdan düşünüldüğünde konunun iki veçhesi ile karşı karşıya gelmekteyiz. Yukarıda anlattığımız ve genellikle bir başkasına zarar verme üzerine bina edilerek elde edilen ulusal edimlerin menfi milliyetçiliğe örneklik teşkil ettiğini belirtebiliriz.
Kabil’in kendi hakkına razı olmaması ve kendisinin kardeşi Habil’den iyi şeylere daha çok layık olduğunu düşünmesi, günümüz ulus devletlerinin her daim kendi çıkarlarını ön planda tutmasına yine prototip bir örnektir.[13]
Tabi menfi milliyetçiliğin yanında müspet olanı da vardır. Resulullah’ın; “Kavmin haksız olsa da senin yanlarında bulunman kavmiyetçiliktir”[14] demesi, bizler için olumlu bir yol açmaktadır. Haksız olan taraf bizim kavmimiz olduğunda, karşısında bulunmamız icap ederken; haklı olduğunda da yanlarında olmamızda bir sakınca bulunmamaktadır.
Tam da bu noktada şunu belirtmemiz gerekir ki; İslami camiaların konuya temkinli yaklaştığı bir hakikattir. Bu anlamda ana kitlesi Kürtlerin arasında bulunan İslami Camiaların, kendilerinin de mağduru oldukları Kürtlerin insani haklarını dile getirme hususunda geç kaldıkları, doğan boşluğun milliyetçilik adına Kürtleri dini yaşamdan uzaklaştırma emelinde olan laik, seküler kişilerce doldurulduğunu yaşanan süreç bizlere göstermiştir.
Bu çerçevede Hasan el-Benna ve Müslüman Kardeşler teşkilatının milliyetçilik anlayışından bahsetmekte yarar görüyoruz. Kendilerini Mısırlı olarak gören ve Mısır’a hizmet etmeyi hedef edinen bu yapının müspet milliyetçiliği kendi hareketleri içinde İslami çerçevede kullandıklarına şahit olmaktayız.
El-Benna’ya göre Mısırlı olmak, Mısır’a hizmet etmek, vatan savunmasında bulunmak en büyük şereflerden biridir. Çünkü Mısır sadece savunulması gereken bir toprak değil, aynı zamanda İslam dünyasının kutsal bir parçasıdır: “Nasıl olur da Mısır için ve Mısır’ın iyiliği için çalışmayız? Biz herkesten çok Mısır ve Mısır’ın iyiliği için çalışıyoruz. Biz bu sevgili vatana hizmet etmekten şeref duyarız. Her zaman bu aziz vatanı düşmanlara karşı savunmayı kendimiz için bir vazife olarak kabul ederiz. Çünkü Mısır’ın İslam’ın yüce ve aziz vatanından bir parça olduğuna inanıyoruz.”[15]
Alt kimlik olan milli isim ve coğrafi yerler, üst kimlik olan İslam ve ümmet kavramları ile mezcedildiğinde, müspet olarak değerlendirilen milliyetçiliğin zeminini temin etmektedir. El-Benna’ya göre alt kimlik unsuru olarak Mısırlı olmak ve Mısır’ın menfaatleri için çalışmak, İslam ümmetinin ikinci plana atılması anlamına gelmemektedir. El-Benna bu hususta; “Kendi ülkeni düşünmekle İslam davasının arası birleşmez diye nasıl iddia edilir?” diye soru sormaktadır.[16]
İslam birliği fikrini destekleyen El-Benna, Müslümanların kendi milletleri ve vatanları için çalışmalarını toptan reddetmemekte, bilakis Müslümanın kendi vatanı için çalışmasını hürmete değer kabul etmektedir. Bu noktada tek şerh edilen nokta, söz konusu milliyetçiliğin diğer Müslümanları dışlaması, aşağı görmesi şeklinde ırkçılık noktasına gelmesidir. İşte bu karşı çıkılması gereken bir milliyetçiliktir.[17]
Korkularımızla Yüzleşmek:
Ulusalcıların en çok dile getirdikleri konu; İslami duyguların milli duyguları bastırdığı ve bu anlamda ulusal fikriyatı boğduğu hususudur. Oysa İslam ile tanıştıktan sonra bu medeniyetin içerisinde kültürel varlıklarını ileri noktalara taşıyan kavimlerin varlığını müşahede etmekteyiz.
Yukarıda da belirtildiği üzere Müslüman kesim, başka kesimlerce yapılan kınamaları göze almayıp, Allah’ın bir kavme bahşettiği hakları bile dile getirmekten çekinir haldedirler. Hâlbuki mağdurların hamisi olmak en çok Müslümanların şiarı olmalıdır. Müslümanların dile getirmediği bu sorunları laik, seküler, sosyalist gruplar dillendirmekte ve dolayısıyla alan hâkimiyeti sağlamaktadırlar.
Oysa tanınma amaçlı bir altı kimlik olarak kullanılacak kavim ve coğrafya isimlerinin, üst kimlik olan İslam ve ümmet kavramları ile birlikte, İslam’ın belirlediği çerçevede, şoven duygulara taşmadan kullanılması, bizlere yeni alanlar açacaktır.
Sonuç:
Milliyetçiliğin yukarıda değinilen dayanıklılık vasfı, bugün menfi grupların amacına taşıyıcılık rolü üstlenmiştir. Oysa milliyetçiliği müspet olarak değerlendirip, İslami anlamda Allah’ın milletlere yaratılıştan ötürü verdiği haklar olarak dile getirilmesi, belirtilen durumu olumlu yöne çevirebilme kabiliyetinin ele geçmesi anlamını taşımaktadır.
KAYNAKÇA
Mehmet Emin Özmen
- Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 107,160,
- Ali Bilgenoğlu, “Hasan el-Benna ve Müslüman Kardeşler’in Vatan ve Milliyetçilik Kavramlarına Bakışı”, Yeni Fikir, Sayı: 19
- Ebu Davud, Edeb, 111.
- Rıza Şentürk-Kadir Canatan, “Irkçılık”, İslam Ansiklopedisi, c.19
- Kemal Gözler, “Devletin Bir Unsuru Olarak Milet Kavramı”, Türkiye Günlüğü,Sayı 64, Kış 2001
- Kur’an-ı Kerim Meali, Komisyon, Diyanet İşleri Başkanlığı
- Mustafa Erdoğan,”Milliyetçilik İdeolojisine Dair” Liberal Düşünce Dergisi, Sayı 15
- Müslim, Hac, 147
- Sait Şimşek, Kur’an Kıssalarına Giriş, Kardelen Yayınları, s.195
- Özcan Taşcı, “Dindarlık ve Milliyetçilik Arasında Gidip-Gelen İman Sorununa Yönelik Çözüm Arayışları”, Kartal Belediyesi Günümüz İslam Dünyasında Meseleler ve Çözüm Yolları Sempozyumu Tebliği
- Senem Sönmez Selçuk, “Dünden Bugüne Milliyetçilik: Küresel Dünyada Yükselen Sesler”, Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi
Mehmet Emin Özmen