İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Mezhepsel Savaş Tamtamları

2013-06-20
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Arap Baharı’nın domino ilkesine dönük etkisinin bir sonucu olarak Suriye sahasına yansıyan halk ayaklanması, temelde siyasi bir sorun olarak Suriye halkının daha fazla özgürlük arzusunun bir sonucu iken, küresel senaristlerden bölgesel aktörlere, hatta...
Arap Baharı’nın domino ilkesine dönük etkisinin bir sonucu olarak Suriye sahasına yansıyan halk ayaklanması, temelde siyasi bir sorun olarak Suriye halkının daha fazla özgürlük arzusunun bir sonucu iken, küresel senaristlerden bölgesel aktörlere, hatta aktörlük adaylarına kadar tüm odakların müdahale etmesi, bugün için Suriye’yi içinden çıkılmaz bir hale getirmiştir.

İslam dünyasının tüm enerjisini yutan bir girdaba dönüşen Suriye meselesini içinden çıkılmaz hale getiren müdahaleci ülkelerin bu tavırları başlıca iki nedene bağlanabilir:

Birincisi; Bazı bölge ülkelerinin, küresel güç odaklarının emperyal ajandalarını uygulamaya dönük çabalarına verdiği öncelikleri Suriye halkının maslahatlarının önüne geçirmeleri.

İkincisi; Yine bazı ülkelerin belki dış ajandadan kaynaklanmasa da Suriye’ye dönük müdahaleci politikalarında ciddi anlamda risk değerlendirmeleri yapmadan bir nevi üstün körü bir politika izlemiş olmaları.

İster yabancı ajandaya atfen, isterse risk analizleri yapılmadan yapılan müdahalelerin geldiği ortak nokta, Suriye meselesinin artık sadece Suriye sınırlarıyla sınırlı kalmadığı gerçeğini ortaya koymuş durumdadır.

Suriye meselesinin sadece Suriye ile sınırlı kalmaması sadece coğrafi sınırları aşarak komşu ülkelere sirayet etmiş olmasıyla sınırlı değildir. Bugün gelinen noktada Lübnan diken üstünde, Ürdün, kargaşa içinde, Türkiye hakeza!

Suriye’ye komşu ülkelerin belirli ölçülerde iç savaştan kaynaklanan göç vb zorluklarla cebelleşmesi bir ölçüde anlaşılabilir olsa da, Suriye sahasında çatışma ortamının bir şekilde son bulması, komşu ülkelere sıçrayan veya sıçrama eğilimi gösteren kargaşaların da buna paralel olarak son bulmasına imkân tanıyabilirdi.

Oysa coğrafi sınırları aşan ve daha ziyade mezhepsel nefreti körükleyen bir politik duruşun ortaya konulmuş olması, Esad yönetimi devrilse bile etkisi yıllarca sürecek Müslümanlar arası bir fitne gerçeğini beraberinde getirecek ki, bölgenin geneline yayılacak bir mezhepsel çatışma herhalde Esad yönetiminin devrilmesinden daha kârlı bir icraat olmayacaktır.

Kısacası Esad yönetimi kötüdür; ama yaşanabilecek bir mezhepsel çatışma çok çok daha kötü olacaktır. Esad yönetimi gitsin veya gitmesin ama olası bir mezhep çatışmasının bölgeye yayılması, İsrail ve diğer küresel güç odakları açısından deyim yerindeyse “nurun ala nur” kabilinden olacaktır.

Aslında Suriye’deki çalkantının daha ilk günlerinde bu türden uyarılar hep yapılmaktaydı. Hatta mezhepsel çatışma uyarısının, bugün için saplandıkları Suriye bataklığından kurtulmak için çıkışı mezhepsel zeminlerde arayan kimi bölge ülkelerinden gelmesi oldukça garipti.

Suriye politikasını kendi iç kamuoyuna benimseterek siyasi desteğe dönüştürmek isteyen bölge ülkelerinin neredeyse tamamı, mezhep kartını sonuna kadar kullanma yoluna gitti. Ancak son zamanlarda özellikle Kuseyr kasabasında yoğunlaşan çatışmalara Hizbullah’ın da destek verdiğini resmen açıklaması, iki yılını deviren Suriye’deki çatışmaları çok daha fazla mezhepsel çatışma zeminine çekilerek tartışılmasını beraberinde getirdi.

Hatta Suriye üzerinden mezhepsel çatışmaya davetiye çıkaran, bu amaçla olayların başladığı ilk günden beri bu yönde propagandalar yapan çevreler, Hizbullah’ın fiili olarak Kuseyr’e müdahil olmasını bir yandan felaket olarak değerlendirirken, bir yandan da yıllarını harcadıkları senaryolarını “delillendirme” fırsatına nail oldukları için hayli bahtiyar oldukları gözlerden kaçmamaktaydı.

Siyasi formülasyon gayet basit kurulmuştu. Esad Aleviydi, Hizbullah da! Birinin diğerini kollaması otomatikman “mezhep dayanışmasıydı.” Müdahil olan ülke halklarının ezici çoğunlukla Sünni olması, halk desteği açısından Sünnileri motorize etmeyi gerekli kılmaktaydı. Bu nedenle Hizbullah’ın Suriye sahasına çağrılması, siyasi formülayonun ispatı olacaktı.

İşte bu aralar kendilerini bahtiyar hissetmeleri, Hizbullah’ın Kuseyr’de etkin olarak rol almasıyla gerçekleşiverdi.
Hizbullah neden müdahale etme gereği duydu, müdahale etmesi gerekli miydi, hata mıydı? Elbette bu tür sorular sorulabilir ve varsa doğru ya da yanlışları ortaya konabilir. Hizbullah, bizzat en tepe ismi Hasan Nasrallah’ın ağzından neden müdahale etme gereği duyduklarını açıkladı. Öyle anlaşılıyor ki, Hizbullah’ın müdahale etmesindeki ana neden, İsrail’in defalarca tekrarlanan hava saldırıları oldu. İsrail’in bu denli pervasız davranışlar sergilemesi karşısında Hizbullah’ın seyirci kalmayacağı belliydi. İsrail müdahalesi karşısında üç maymunu oynayanlar, bugün için Hizbullah’ı Kuseyr’den dolayı mahkûm ederken, aslında kendi ayıplarını ucuza kapatmanın hesabını yapmakta, bir taraftan da bölgeyi ateş çemberine sürükleyecek mezhepsel savaş çığırtkanlığında bulunmaktadırlar.

Buna rağmen şunu söylemeliyiz ki, bölge ülkelerinin Suriye müdahalesi esas itibariyle mezhepsel bir gaye taşımadığı gibi, Hizbullah’ın müdahalesi de mezhepsel bir gayenin çok ötesindedir. Ancak gelinen noktada çatışmaların seyrinin mezhepsel bir mecraya doğru sürüklendiğini de müşahede etmek durumundayız.

Peki, ama temelde siyasi bir sorun olan Suriye meselesi, neden tüm bölgeyi tehdit edecek mezhepsel bir çatışma zeminine indirgenmeye çalışılıyor? Kimler bu mecrayı özellikle tercih ediyor?

Burada karşıt cephelerde yer alan aktörlerin mezhepsel kimlikleri böyle bir senaryonun oluşmasında etkili olsa da aslında Esad karşıtlığının mezhepsel zemine kaydırılması çabaları, özellikle Esad karşıtı müdahil ülkelerin başından beri başvurduğu bir yöntem oldu.

Hatırlarsınız, olayların daha ilk zamanlarında Esad’a cephe alınırken diktatörlük vasfı hep “Alevi” kimliğiyle bir tutuldu. Gerek siyaset gerekse medya kurumlarının Esad’ın diktatörlüğünü pekiştirmek amacıyla Alevilik kimliğine özellikle vurgu yapmaları, zaten Alevilikten hazzetmeyen kamuoyunun önemli bir kesimi nezdinde diktatörlük eşittir Alevilik imajının pekiştirilmesini beraberinde getirdi.

Temelde bir Amerikan söylemi olan ve Sünni blokajla sıkıştırılmak istenen “Şii hilali” ya da dayanışması tezlerinin hala güçlü olduğu bir konjonktürde Esad’ın Alevi kimliğinin özellikle ön plana çıkarılması, kimisinin krallık, kimisinin laiklik kokan ülke yönetimlerinin Sünni zemine dayanarak destek bulma çabalarının ürünüydü.

Oysa gerçek olan şuydu ki, krallık kisvesi ya da laik sistem ne kadar Sünni ise, Esad yönetimi de o kadar Alevi idi. Hatta Alevi kimliğinin ısrarla ön plana çıkarılması, aslına bakılırsa “Ulusalcı Sol”un Arap versiyonu olan Baas ideolojisine de aykırı idi. Tıpkı laikliğin Sünniliğe aykırı oluşu gibi.

Yani bir taraftan Esad’ın şahsında Alevilik karşıtı propaganda yapılırken, çaktırılmadan aynı anda aktörler, ne kadar Sünni olduklarını da ustaca belleklere aşılamaktaydılar.

Mezhepsel çatışmaya adanan meselenin diğer bir ayağı da İran ve Hizbullah’ın Suriye ile olan stratejik ortaklığı üzerine oturtulmaktaydı. Yıllardan beri süregelen bu ortaklığın mahiyeti zaten herkesin malumudur. Suriye’deki iç olaylar üzerinden bu ortaklığın mahiyeti tartışılıp faturanın bir bölümü İran ve Hizbullah’a kesilse bile, bunun mezhepsel zemine çekilmesi, Esad’ın devrilmesine endekslenen bölge ülkelerinin politikalarındaki çakılmanın ucuz hesaplarla kapatılmasından kaynaklanmaktadır.

Öte yandan Suriye rejiminin daha erken yıkılmasına dönük çabalar çerçevesinde tekfirci grupların Suriye sahasına çağırılması, temelde bunlara terörist muamelesi yapan birçok ülkenin bu süre zarfında her türlü kolaylığı sağlaması, Suriye sahasını aşmaya aday mezhepsel çatışmalara kapı araladığı gibi teşvik niteliğinde de olmuştur. Tekfirci grupların olduğu her alanda mezhepsel çatışmaların kaçınılmazlığı zaten tartışmasızdır. Suriye sahasında güçlendirilen tekfirci grupların etkisi bugün için Irak’ta her gün sadece araçlarla değil, araç filolarıyla sivil hedefleri vurma sonucunu getirmiştir. Lübnan sahası ise Iraklaşmaya aday görünmektedir. Netice itibariyle müdahil güçler açısından tıkanan Suriye politikalarının önünün açılması, meseleye mezhepsel fay hatları üzerinden yaklaşma sonucunu doğurmuştur. Bu tür politikalar da büyük çatışmalara gebe görünmektedir.

Ve Esad yönetimi ayakta durduğu müddetçe bu tehlike daha da etkili olup yaygınlaşacağa benzemektedir. Esad yönetimi düşse bile bu tehlikenin bitme ihtimali ufukta görünmemektedir. Yani her hal-u karda fitne politikalarıyla bu zemine gereğinden fazla bir yatırım yapılmış görünmektedir.

Ali Özgür - İnzar Dergisi - Haziran 2013
 

 


Ali Özgür

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS