1-Nefsimize-şahsımıza yönelik mesuliyetimiz
2-Ailemize yönelik mesuliyetimiz
3-Sıla-i Rahim, yakın akrabalara karşı mesuliyetimiz
4-İçtimai mesuliyetimiz
5-Davet ve davetçi mesuliyetimiz
diye sıralamıştık…
İnşaallah yazımızın devam eden kısmında hususi mesuliyeti ve bu kapsamdaki mesuliyet örnekleri üzerinde durmaya çalışacağız. Hususi mesuliyet; umumi mesuliyetten farklı olarak, kişinin Yüce Allah’ın lütuf ve ikramı sayesinde gerek yaratılıştan, gerekse sonradan; gerek vehbi olarak, gerekse de kesbi olarak sahip olduğu özel yetenek, vasıf, konum ve imkânların yükümlü kıldığı mesuliyettir.
Bu yöndeki mesuliyetleri ve alt birimlerini izah etmeye çalışalım:
1-VASIF, KONUM VE İMKÂNLARIN GEREKTİRDİĞİ MESULİYETLER:
A-İLMİ MESULİYET-ÂLİMLERİN MESULİYETİ: İlmin fazileti, âlimlerin üstünlüğü Kur’an-ı Kerim’de bariz bir şekilde karşımıza çıkmaktadır. Bununla ilgili bazı ayet-i kerimeleri hatırlayalım:
“…Allah (cc) sizden iman edenleri ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltir…” (Mücadele-11)
“…De ki; hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?...” (Zümer- 9)
“…Kulları içerisinde Allah’tan hakkıyla korkup sakınanlar ancak âlimlerdir…”(Fatır-28)
Mevzu ile ilgili bazı hadisler ise şu şekildedir:
“Allah Teâlâ kime iyilik dilerse, onu dinde ilim sahibi kılar ve ona rüştü (doğru olanı) ilham eder.” (Buhari, Müslim)
“Âlimler peygamberlerin varisleridir.” (Tirmizi, Ebu Davud)
“Göklerde ve yerde olanlar, âlimler için istiğfar dilerler.” (Tirmizi, Ebu Davud)
Konuyla ilgili daha birçok ayet ve hadis zikredilebilir. Bütün bunlar âlimin farkını, konumunu ve yüksek mertebesini bildirmekle birlikte, görev ve sorumluluğunun ehemmiyetini de ortaya koymaktadır. Hiç kuşkusuz bundan böyle peygamber gelmeyecektir. Peygamberlerin varisleri olmaları hasebiyle, insanlar arasındaki canlı rehberler âlimler olacaktır. İnsanlara yaratılış gayelerini öğretmek, onlara dosdoğru yol olan İslam’ı anlatmak ve Allah’ın dinini yaşamaları noktasında her türlü gayreti sarf etmek âlimlerin görev ve sorumluluğu dâhilindedir. Bu din, bu ilahi dava, ilmiyle amil, cesur, gayretli ve fedakâr âlimlerin öncülüğünde ve rehberliğinde aziz olacaktır. Âlimlerin acizliği, âlimlerin suskunluğu, âlimlerin duyarsızlığı, âlimlerin inisiyatif ve risk almama şeklindeki tutumlarının İslam’ın ve Müslümanların istikbali hususunda nelere mal olacağı bilinen bir gerçektir.
Hal bu iken; hoca, Seyda, imam, müftü, prof… farklı isim ve sıfatlara matuf âlimlerin, sağa sola sapmadan, ifrat ve tefrite girmeden, hiçbir şahsi çıkar gözetmeden ve hiçbir kaygıya kapılmadan bu inancı, bu dini layıkıyla temsil etmeleri, İslam’ın ve ilmin izzetini muhafaza etme yolunda cesur ve tavizsiz olmaları, İslami değerleri pratik ve uygulamalı olarak önce kendi yaşantılarına, daha sonra toplumsal yaşantıya taşımaları… gerekmektedir.
Toplumların ıslahının âlimlerin ıslahına; ifsadının da hakeza âlimlerin ifsadına bağlı olduğu göz ardı edilemez bir gerçektir.
B-MALİ MESULİYET-ZENGİNLERİN MESULİYETİ: Malın ve mülkün asıl sahibi Allah’(cc) tır. O, dilediğine malı verir; dilediğinden de malı çekip alır. Dilediğini kendi mülkünden zengin kılar; dilediğini de fakir ve muhtaç bir vaziyette bırakır. Bütün bunlar ilahi iradenin hikmetli tasarrufu altındadır. Zengin ve varlıklı insanların her şeyden önce Malikü’l Mülk olan Allah’ın lütuf ve ikramı sayesinde mali varlığa ve zenginliğe ulaştıklarının idrakinde olmaları gerekir. Bundan dolayı öncelikle nimetlere karşı hamd ve şükür ile mukabelede bulunmaları, tevazu sınırlarını aşmamaları; daha sonra ise, mali mesuliyetlerinin gereği olarak, mallarında bulunan Allah’ın (cc) hakkını ve ihtiyaç sahiplerinin hakkını gözetmeleri gerekmektedir.
Mevzu ile alakalı başka söze hacet bırakmayan aşağıdaki ilahi uyarılara dikkat edelim:
“Onların mallarında muhtaç ve yoksullar için bir hak vardır.” (Zariyat-19)
“Allah yolunda infakta bulunun ve kendi elinizle kendinizi tehlikeye atmayın…” (Bakara-195)
“Ey iman edenler! Hiçbir alışverişin, dostluğun ve şefaatin olmadığı gün gelip çatmadan önce, size verdiğimiz mallardan infak edin…” (Bakara-254)
“Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe asla iyiliğe erişemezsiniz; her ne infak ederseniz, Allah onu bilir.” (Al-i İmran-92)
C-AMİRLERİN MESULİYETİ: Amir; emreden, idare makamında bulunan, yöneten ve yönlendiren demektir. Her amirin mahiyetinde emir almayı ve yönlendirilmeyi bekleyen memurlar ve görevliler vardır. Başkan, müdür veya patron; amir, etkileyip yönlendirebilme imkânına sahip olduğundan, Allah’a (cc) ve insanlara karşı sorumluluk sahibidir. Amir; emri altındakilere adil davranıp davranmadığı, onların hakkını (maddi-manevi) verip vermediği, onları Yüce Allah’ın emri ve rızası doğrultusunda yönlendirip yönlendirmediği… hususunda hesap verme durumundadır. Efendimiz aleyhisselatu vesselamın “Hepiniz çobansınız ve güttüğünüzden mesulsünüz…”hadis-i şerifleri hususen amirlerin görev ve mesuliyetini ihtar etmektedir.
Amirlerin, müspet veya menfi olarak insanların ve toplumların şekillenmesinde büyük bir rol oynadıklarını yine aşağıdaki hadis-i şeriften anlamaktayız:
“İki sınıf insan vardır ki, onlar ıslah olursa bütün toplum ıslah olur; onlar bozulursa bütün toplum bozulur. Bunlar âlimler ve amirlerdir.”
2-KAMUYA AİT GÖREV, YETKİ VE MAKAMLARIN GEREKTİRDİĞİ MESULİYETLER:
Gerek seçilmiş, gerekse atanmış olsun, kişinin kamu hizmetine, yani halka ait bir yetki, imkân veya makamı suiistimal etmemesi, bu türden kurumların yetki ve imkânlarını şahsi çıkarları doğrultusunda kullanmaması, bilakis bu hizmet ve olanakları insanlardan esirgemeyip, onların yararına sunması cihetindeki sorumluluk ve mesuliyettir.
Maalesef günümüzde en fazla suiistimal edilen hususlardan biri, kamuya ait hak ve yetkilerin çarçur edilmesidir. Hak, hukuk ve adalet ölçülerine göre tanzim edilmeyen sistemlerde bu yöndeki ihmalkârlıkların haddi ve hesabı yoktur. Devlet veya kurumlara sırtını dayayarak halkın hakkını şahsi çıkarları için kullanmak, bu ihale veya şu teşvik projesi ile hakkı olmayanlara peşkeş çekmek, torpil, rüşvet, adam kayırma, adamcılık yapma… Bugün bile bir türlü önü alınamayan zalimane bir gelenek halini almıştır. Oysaki Hakk’ın bu husustaki kesin emri şu şekildedir:“Muhakkak ki Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor…” (Nisa-58)
3-ÖZEL YETENEK VE KAABİLİYETLERİN GEREKTİRDİĞİ MESULİYETLER:
Sani-i Zülcelâl kendi sanat harikalarını yine kendi sanat abidesi olan insan eliyle ortaya çıkarmakta, onun vasıtasıyla teşhir etmektedir. Bundan dolayı insanları farklı farklı yaratmış, farklı özellik ve yeteneklerle donatmıştır. Fizikçisinden kimyagerine, biyologundan astronotuna, tabibinden mühendisine… her insan farklı bir ilmin esrarını keşfetmekle uğraşmakta; hatibinden kâtibine, şairinden yazarına; nakkaşından ressamına, ses sanatçısından söz sanatçısına… herkes farklı bir sanatın güzelliklerini ve harikalarını ortaya koymanın mücadelesini vermektedir.
Bu bağlamda söylenebilecek tek söz; herkesin sahip olduğu ve uğraşını verdiği meslek ve sanatın Allah’ın (cc) vergisi olduğunu bilmesi, meslek ve sanatının icrasında Allah (cc) adına hareket etmesi ve O’nun razı olabileceği bir anlayış ve tavır içerisinde insanlara faydalı olmaya çalışmasıdır. Allah (cc) muhafaza; kişinin sahip olduğu beceri ve yetenekleri, sırf aklının veya gayretinin eseri olarak görmesi, mesleğini ve sanatını gayr-ı meşru yollarda ve uygunsuz mecralarda icra etmeye çalışması, insanların ve toplumların ifsadına ve bozulmasına yönelik kullanması, büyük bir vebali gerektirecektir.
Bu konuda Yüce Allah’ın birçok ilim, sanat, imkân ve kuvvet bahşeylediği Davut ve Süleyman peygamberin şakirane tavrı bizler için örnek teşkil etmektedir. “Andolsun biz Davud’a ve Süleyman’a bir ilim verdik. (Onlar): “Bizi inanmış kullarından birçoğuna üstün kılan Allah’a hamd olsun.” dediler.” (Neml-15)
4-AİDİYET-MENSUBİYET VE TEMSİLİYETE TAALLUK EDEN SORUMLULUKLAR:
Gerek inanç bazında, gerek fikir bazında, gerekse de meslek, mezhep ve meşrep noktasında; maddi veya manevi, dünyevi veya uhrevi birliktelikler bağlamında neredeyse her insan için bir aidiyet, bir mensubiyet söz konusudur. Bu farklılıklar insanları farklı adreslerde, farklı dairelerde bir araya getirebilir.
İşte tam da bu noktada aidiyet, mensubiyet veya temsiliyet ile ilgili sorumluluklar başlar. Zira kişi; adı, sanı ve şanı ile maruf bir grup veya camiaya mensup olduktan sonra, artık kendi başına buyruk olamaz. Bilakis resmi veya gayr-ı resmi olarak üyesi ve gönüldaşı olduğu kurum veya camianın genel görüşü, ahlak ve idealleriyle tezata düşmeyecek şekilde yaşamak durumundadır. Yine söz konusu bağlılık; itaat, uyum, yararlılık, feragat, maddi ve manevi anlamda büyük fedakârlıklar gerektirmektedir. Mü’min ve Müslümanlığın en mukaddes ve en büyük aidiyet, mensubiyet ve temsiliyet olduğunu unutmamak gerekir.
Umumi ve hususi mesuliyet ile ilgili temel mevzuları kısa izahatlarla dikkate sunmaya çalıştık. Elbette ki, sorumluluk ve mesuliyetler zikrettiklerimizle sınırlı değildir. İnsanın maddi veya manevi olarak sahip olduğu her şeyin, meşgul ettiği her konumun bir sorumluluk ve mesuliyet gerektirdiğini ve hesap gününde her şeyin hesabını vereceğini göz ardı etmemesi, bu bilinç ve duyarlılık ile ömrünü idame etmesi gerekir.
“İnsanların hesap vakti yaklaştı; lakin onlar halen gaflet içinde yüz çeviriyorlar.” (Enbiya-1)
Cihan Bozaba / İnzar Dergisi - Mart 2013
Cihan Bozaba