İman mesuliyet; İslam ise, memuriyettir. Bir insan iman edip İslam dairesine girmiş ise, peşinen çok büyük mesuliyetlerin, görev ve sorumlulukların altına imza atmış demektir. Ayet-i Kerimede şöyle buyrulur: “Elif, lam, mim! İnsanlar iman edip demekle sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar? (Ankebut-1,2) Başka bir ayet-i kerimede; “İnsanoğlu kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır?” (Kıyamet-36)
Hayat, görev ve mesuliyetler sayesinde anlam kazanır.
Görev ve mesuliyetler sayesinde hayatın dengesi sağlanır, hayat treni yol alır.
Görev ve mesuliyetler sayesinde ferdi ve içtimai tekâmül sağlanır, kemalat mertebeleri kat edilir.
Görev ve mesuliyetler neticesinde insan vasıf kazanır, nitelikli hale gelir.
Görev ve mesuliyetler vasıtasıyla dünyevi ve uhrevi gayelere vasıl olunur.
Erdem ve fazilet göğüne görev ve mesuliyet kanatlarıyla uçulur.
Gaflet uykusundan, atalet koltuğundan yine görev ve mesuliyet kamçısı ile kalkılır.
Görev ve mesuliyetin bittiği yerde ancak ölümden söz edilebilir.
Mesuliyeti, umumi mesuliyet ve hususi mesuliyet olmak üzere iki ana başlık altında irdeleyebiliriz:
1-UMUMİ MESULİYET:
Bu; kadın, erkek, genç veya yaşlı olsun, aklı salim olan her insanın gerek Yaradana, gerekse yaradılana karşı ifa etmesi gereken insani ve İslami yükümlülükleri ifade eder. İman edip İslam dairesine girdikten sonra, Allah’a (cc) karşı kulluk görevinin temeli olan farizaları yerine getirmek, günah ve haramlardan ise sakınmak, bu çeşit mesuliyet kapsamında değerlendirilebilir.
Yine kişinin insan ve Müslüman olması hasebiyle, münasebet halinde bulunduğu insanlara ve nesnelere karşı tabii görev ve sorumlulukları bu bağlamda değerlendirilebilir. Söz gelimi; kişinin anne ve babasına, aile efradına, komşu ve akrabalarına, dost ve ahbaplarına karşı yükümlülükleri, hakeza bitki ve hayvanlar da dâhil olmak üzere, diğer insanlar ve unsurlarla ilişkileri bu bağlamda mütalaa edilebilir.
Efendimiz aleyhisselatu wesselam’ın “Hepiniz çobansınız ve güttüğünüzden mesulsünüz…” hadis-i şerifleri bahsini ettiğimiz umumi mesuliyeti ifade etmektedir.
Şimdi de umumi mesuliyet kapsamına giren mesuliyet örneklerinden bahsedelim:
A-Şahsımıza-Kendimize Karşı Mesuliyetimiz: Şunu unutmamak gerekir ki, her insan öncelikle kendisinden mesuldür. Bu yöndeki mesuliyet, kişinin kendi konumunu ve kapasitesini bilip, kendisinin ve kendisi dışındakilerin iyilik ve hayrına, güzel akıbetlerine yönelik çalışma ve gayret içerisinde olmasıdır. Yine kişinin hep başkaları üzerinde ince hesap ve değerlendirmeler yapıp, görev ve roller biçmesinden önce, kendi iç muhasebesini yapıp; ilmi, ibadi, ahlaki, içtimai ve diğer alanlardaki eksiklik ve aksaklıklarını ivedilikle giderme yoluna gitmesi, örnek ve ideal bir mü`min olma yolunda sağlam adımlarla ilerlemesidir. Aşağıdaki ayet bu yöndeki mesuliyeti ihtar etmektedir: “Ey iman edenler! Allah’tan korkun, herkes yarına ne hazırladığına baksın.” (Haşr-18)
Şunu da hatırdan çıkarmamak gerekir ki, şahsi problem ve sorunlarının üstesinden gelemeyen, başkalarının sorun ve problemleriyle baş edemez. Kişinin aşağıda sıralayacağımız diğer görev ve sorumlulukları yerine getirebilmesi de, zamanında kendisini yetiştirmesine, sağlam bir karakter kazanmasına, ilmi, ahlaki ve tecrübe anlamında iyi bir alt yapı edinmesine bağlıdır.
B-Ailevi Mesuliyetimiz: Kişinin şahsına yönelik mesuliyetinden sonra, öncelikli olarak aile efradına karşı mesuliyeti akla gelir. Hiç kuşkusuz, insana en yakın olan, en fazla münasebet halinde bulunduğu, en ziyade etkilenip etkilediği içtimai kurum, içerisinde yaşadığı aile ortamıdır. Mü`min, kendisi ile birlikte aile efradını da iyilik, hayır ve rıza yoluna sevk edebilmeli, uygulamalı ve teorik eğitim ve programlar dâhilinde kendi ev halkını, ehl-i beytini örneklik ve faydalılık noktasında kâmil bir düzeye getirebilmenin gayreti ve kararlılığında olmalıdır.
Bilinçli mü`min, dünyevi ve uhrevi saadetinin, ailesi dediğimiz küçük gemisinin dalgalı ve dağdağalı sularda emin bir şekilde yol almasına ve güven içerisinde selamet sahiline çıkmasına bağlı olduğunu unutmamalıdır. Şu müthiş ayet-i kerime, bu yöndeki görev ve mesuliyetimizi dikkatlerimize sunmaktadır: "Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyunuz!..." (Tahrim-6)
C-Sıla-İ Rahim, Yakın Akrabalara Karşı Mesuliyetimiz: Kelime yapısından da anlaşılacağı üzere, fıtri ve maddi bağlar itibariyle insana en yakın kişiler kendi akrabalarıdır. Cenab-ı Hak bu bağı muhafaza etmeyi, akrabalar arasındaki ilişkileri özenle muhafaza etmeyi, onlara iyilik yapmayı, ihsanda bulunmayı bir hak ve görev olarak insanlara yüklemiştir. Bu yöndeki emir ve yönlendirmelerden bir kısmı şu şekildedir: “…Allah’tan korkun ve akrabalık bağlarını kesmekten sakının!” (Nisa-1) “Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse akrabasını görüp gözetsin.” (Hadis-i Şerif)
Davetçi Müslüman’ın, davetine en yakın ve kendisini en kolay ifade edebileceği kişilerin akrabaları olduğunu bilmesi, bu fıtri ve doğal imkân ve avantajı en güzel şekilde değerlendirmesi gerekmektedir.
D-İnsani Ve İçtimai Mesuliyetimiz: İnsan sosyal bir varlıktır. Yüce Allah, insanları birbirine muhtaç, birbirini destekleyip tamamlayan olarak yaratmıştır. Nerede yaşarsa yaşasın, hangi konumda olursa olsun; insan muhakkak ki, hayat dediğimiz uzun yolculukta başka insanlara gereksinim duyacak, dünyevi ve uhrevi hedeflerine ulaşmak için, onlarla ilişki içerisine girecektir. Bu, yaratılıştan gelen fıtri bir ihtiyaç, toplumsal yaşamın temel gereklerindendir. Akrabalık, komşuluk, arkadaşlık, iş, meslek ve mesaiye dayalı birliktelikler içtimai hayatın olmazsa olmaz gerekliliklerindendir.
İslam, hak ve hukuk dinidir. İslam, birlikteliğin ve paylaşımcılığın en somut ifadesidir. İslam, özveri ve diğergamlığın (isar) zirve noktasıdır. Hayatın merkezine hiçbir zaman ferdiyetçiliği almayan İslam, toplumu bir vücudun azaları mesabesinde görür ve toplumu bir bütün olarak sulh ve selamet yoluna ulaştırmayı hedefler. Mü`min nötr bir insan değildir. Mü`minin çevresine karşı donuk ve duyarsız olması, kendi heva ve heves dünyasına kapanıp, özel yaşam adı altında bencil ve egoist bir yaşantı içerisine girmesi düşünülemez. Bilakis o, şefkat ve merhameti, sevgi ve muhabbeti, cömertlik ve fedakârlığı esas alarak, çevresine karşı duyarlı davranan kişi ve gruplara karşı görev ve sorumluluğunu bilen kişidir.
İslam`ı ve imanı özümsemiş mü`min, insanın (insani ilişkilerin) olduğu her alanda olmalıdır. Sıkıntının, çilenin, mağduriyet ve mahrumiyetin olduğu her yerde mü`min olmalıdır. Yakın veya uzak, tanıdık veya tanımadık, Müslüman veya ğayr-ı müslim... Hak ve hukuk ihlalinin olduğu her alanda mü`min olmalıdır. O, (meşru dairede) sevinenlerle birlikte sevinmeli, ağlayıp inleyenlerle birlikte ağlayıp inlemelidir. Mü`minin mü`minliğinden, Müslümanlığından, ilim, ahlak ve erdemliliğinden diğer insanlar ancak bu şekilde etkilenebilir, ulvi mefkuresine ve yüce davasına ancak bu sayede gönül açabilirler.
E-Davet Ve Davetçi Mesuliyetimiz: Her mü`min ve her Müslüman aynı zamanda bir İslam davetçisi olduğunu lisan-ı hal ve lisan-ı kal ile çevresindeki insanları Aziz İslam`ın erdemli ve faziletli dünyasına davet etmekle yükümlü olduğunu göz ardı etmemelidir. Yine unutmamak gerekir ki; bu kudsi dava, bu ulvi medeniyet davet ve tebliğ yoluyla dünyanın dört bir yanına yayılma imkânı bulmuş ve bu yolla bizlere ulaşmıştır.
Bu şuur ve bilincin mümessili her mü’min ve Müslüman’ın zamanının ve çağının etkin bir davetçisi olma yolunda gayret göstermesi, ilmi, kültürel, ahlaki ve mesleki eksikliklerini ivedilikle giderme yoluna gitmesi gerekmektedir. Yine Aziz İslam davetçisinin inancı, idealleri ve ilkeleriyle çelişen tutum ve davranışlardan sakınması, hayatının her aşamasında yükümlü olduğu emr-i bil ma’ruf nehy-i âni’l münker vecibesini en etkin ve en güncel metodlarla ihya etmesi gerekmektedir. Şu ayet-i kerime bu manadaki mesuliyetimizi kaçınılmaz kılmaktadır: “Sizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler de işte bunlardır.” (Al-i İmran-104)
Umumi manadaki mesuliyetlerden belirgin olanları maddeler şeklinde sıralamaya çalıştık. İnşaallah bir sonraki yazımızda hususi mesuliyeti iktiza eden mevzuları işlemeye çalışacağız. Görev ve mesuliyetinin bilincinde olmak temennisiyle, Allah’a emanet olunuz.
Cihan Bozaba / İnzar Dergisi – Şubat 2013
Cihan Bozaba