İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Mesihi Gördüm!

2014-02-15
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Ben, annem ve babam Paris’e yakın, küçük ve sevimli bir köyde yaşıyorduk. Ben o zamanlar on beş yaşlarında bir delikanlıydım. Günlerimi kırlarda dolaşarak geçiriyordum. Biz aslında Parisliydik. Bir yıl öncesine kadar Paris’te yaşıyorduk. Babam bir iş adamıydı ve güzel bir villamız vardı. Ama ne yazık ki ...
 (Vefatının yıldönümünde İmam Humeyni’nin aziz hatırasına…)
 
Ben, annem ve babam Paris’e yakın, küçük ve sevimli bir köyde yaşıyorduk. Ben o zamanlar on beş yaşlarında bir delikanlıydım. Günlerimi kırlarda dolaşarak geçiriyordum. Biz aslında Parisliydik. Bir yıl öncesine kadar Paris’te yaşıyorduk. Babam bir iş adamıydı ve güzel bir villamız vardı. Ama ne yazık ki babam iflas etti. Babam iflas edince hayattan küstü, insanlardan kaçmak için bizi bu küçük, sessiz köye getirdi.

Bir gün kırlardan eve dönerken iki sokak ötemizde bulunan bahçeli bir evin önünün insanlarla dolu olduğunu gördüm. İnsanların çoğu yabancıydı. Boyunlarında kamera olan gazeteciler de vardı kalabalığın içinde. Bu küçük, sessiz köyde böyle bir kalabalık ilgimi çekti. Kalabalığın içinde heyecanla kıpırdanan, yerinde duramayan bir Fransız gazeteciyi gözüme kestirip ona yaklaştım.

— Affedersiniz, dedim. Burada bir olay mı oldu?

— Hayır!

— Bunca kalabalık buraya niye toplandı peki?

Gazeteci bana dönüp gülümsedi.

— Sen buralı mısın çocuk?

— Evet, evimiz iki sokak ötede.

Gazeteci sorularını sürdürdü:

— Sen Ayetullah Humeyni’yi tanıyor musun?

İsmini duymuştum.

— İran’ın dini liderini mi kastediyorsun? Onu tanıyorum. Gazetelerde resmini çok gördüm. Televizyon haberlerinde sık sık ondan bahsediyorlar.

Gazeteci, bana da geçen bir heyecanla:

— Bundan böyle sen onun komşusu olacaksın! Dedi. O, şu an bu evde yaşıyor.

Gerçekten heyecanlanmıştım. Her gün gazete ve televizyonda kendisinden bahsedilen bir adamı görmek heyecan verici olmalıydı. Gazeteciye yalvararak beni bahçeye almasını istedim ondan. Gazeteci, Humeyni’nin yakını olduğunu sonradan öğrendiğim Müslüman kıyafetli bir adama yönlendirdi beni. Ayetullah Humeyni’nin yakını olan adam, benim komşuları olduğumu öğrenince zorluk çıkarmadı bana. Biraz sonra geniş bir odaya alınan gazetecilerin arasına ben de karıştım. Humeyni basın toplantısı yapacaktı.

Ayetullah Humeyni, başında siyah sarığı ve üzerinde ruhani elbiseleriyle salona girdi. Hepimiz ayaktaydık. Aradan yıllar geçti. Tam otuz yıl. Ben şu an bir bilim adamıyım. Sayısız liderle karşılaştım, din büyükleriyle tanıştım. Ama o anı asla, asla unutamam! Ve hiç kimseyi onunla kıyaslayamam. O anı hatırladığımda hâlâ gözyaşlarımı tutamam, bir köşeye çekilir ağlarım.

Ben, Ayetullah Humeyni’yi görür görmez adeta büyülenmiştim. Anlam veremediğim manevi bir his bütün benliğimi doldurmuştu. Hayranlık dolu gözlerle ona bakakalmıştım. Onun ne konuştuğunu anlayamıyordum. Hatta duymuyordum bile! Sanki İsa Mesih gökten inmiş karşımda duruyordu. Gözyaşlarım kendiliğinden akıyordu. Birçok kişinin benim durumumda olduğunu hissediyordum.

Bir saatlik basın toplantısı bitmiş, evime dönüyordum. Rüyada gibiydim. Önümü göremiyordum. Annem kapıyı açıp kolumdan şefkatle tutunca eve vardığımı anladım. Annem heyecanıma, büyülenmiş halime, yanaklarımdan aşağı süzülen gözyaşlarına şaşırmıştı. Endişeli bir sesle:

— Ne oldu yavrum sana? Dedi.

Ağlayarak annemi kucakladım.

— Anne! Dedim. Ben bu gün Mesih’i gördüm!

Annem garip bakışlarla yüzüme baktı. Delirdiğimi sanmıştı. Ona başımdan geçenleri anlattım. İnanmaz bir tavırla beni dinledi. Müslüman bir âlimden bu kadar etkilenmem onu şaşırtmıştı. Akşam babam gelince ona da anlattım başımdan geçenleri. Babam görüşlerime saygı duyardı. Ancak din adamlarını hiç sevmezdi. İnançlı bir adam olmasına rağmen rahiplerden uzak dururdu. Ona göre rahipler İsa’nın öğretilerine ihanet eden, çıkarcı ve saçma sapan hurafelerle insanların beyinlerini meşgul eden parazitlerdi. Bu yüzden kiliseye de gitmezdi.

Babam anlattıklarımı dinledikten sonra alaylı bir tavırla dudaklarını büktü.

— Ne kadar cahilsin oğlum! O da tıpkı diğer keşişler gibidir mutlaka. Bunlar hep nasihat ederler. Boş nasihatleriyle insanların kafalarını şişirirler. Bu adamın neyinden etkilendin anlayamadım doğrusu?

Annem ve babamın davranışlarına çok üzülmüştüm. Onu görselerdi böyle düşünmeyeceklerini biliyordum. Onu görmesi için babamı ikna etmeye çalıştım. Babam kesinlikle onu görmek istemiyordu. Hıristiyan, Müslüman, Yahudi bütün din âlimlerinden nefret ediyordu. Günlerce babama yalvardım, Humeyni’yi görmesi için. Babam ikna olmak şöyle dursun her geçen gün öfkeleniyordu.

— Sessiz, sakindir diye bu köye geldim. Ama Humeyni’nin gelişiyle köyümüz karnaval yerine döndü. Kafamı dinleyebileceğim bir yere hasret kaldım. Böyle devam ederse onları polise şikâyet edeceğim, diye homurdanıyordu.

Bir gün Ayetullah Humeyni kendisini ziyarete gelenlere açık alanda bir konuşma yapacaktı. Bu bir fırsattı. Babamı oraya götürmeye kesin kararlıydım. Babam aşırı ısrarlarıma dayanamadı. Sırf benden kurtulmak için birkaç dakikalığına konuşmanın yapılacağı alana gelmeyi kabul etti. İstemeye istemeye, öfkeli bir yüzle peşime takıldı.

Alana varınca Ayetullah Humeyni’nin kalabalığa konuşma yaptığını gördüm. O an babamı unuttum ve kalabalığın arasına koştum. Onu her görüşümde elimde olmadan kendimi büyük bir heyecanın, coşkunun, melekûtî bir atmosferin içinde buluyordum.

Bir ara babamı hatırladım ve gözlerimle onu aradım. Babamı görünce mutlulukla gülümsedim. İnsanlardan kaçan, hatta nefret eden, duygularını gizlemeyi marifet bilen öfkeli babam gözlerini Ayetullah Humeyni’den ayıramadan ağlıyordu. Bir çocuk gibi ağlıyordu.

O günden sonra babam bambaşka bir adam oldu. Yüreği sevgiyle dolu bir adam… İnsanlarla barışık, ahlaki erdemlere inanan, dine ve din adamlarına saygı duyan bir adam…

İmam Humeyni köyümüzde sadece birkaç hafta kaldı. Sonra gitti. 1979 yılının başında, soğuk bir kış gününde sürgünde geçirdiği uzun yılların ardından memleketine döndü. Ama kalbimizi de kendisiyle beraber götürdü. Onu ve dinini ölünceye kadar hayranlıkla, sevgiyle anacak olan ruhlarımızı kendisiyle beraber götürdü.

Not: Bu öykü, Fransız bir bilim adamının anılarından faydalanılarak yazılmıştır.

Sadullah Aydın / İnzar Dergisi – Ocak 20124 (113. sayı)
 

 


Sadullah Aydın

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS