İhtimal ki, henüz sen yokken girdiğim zindanımdan yazıyorum. Yusuf`un mekânından… ve yani Yusuf`un medresesinden... Belki de bundan olacak Kur`an kıssaları içinde ilgi ve dikkatimi çeken kıssalardan biri Yusuf`un kıssasıdır. En fazla dikkat çekenlerden biri odur. Okumada her ona vardığımda size izahatında zorlanacağım duygular sarıyor ruhumu. Kısmen sizde de o duygulardan bazı esintilerin oluştuğuna kaniyim. Çünkü yakınlarından biri Yusuf`tur biliyorum; ya baban ya ağabeyin ya da yakınlarından biri buralara bir şekilde uğramıştır. Onlardan bazılarıyla birçok cezaevinde beraber bulunmuşumdur. Hala beraber olduklarım da vardır. Ve muhakkak senden, sizden bahsetmiştir. Emin olunuz ki sohbetlerimizin bir konusu da hep siz olmuşsunuzdur. O kadar ki bazılarınızın isimleri öz bacılarım kadar zihnime nakşolunmuş ve dualarımda yerlerini edinmişlerdir.
Siz sohbetlerimizde babalarınızın, ağabeylerinizin sizden bahsederlerken ki hallerini görmelisiniz. Hususen de babalarınızın... Sizden, sözlerinizden, evde ve medresedeki olgun hal, davranış ve başarılarınızdan bahsederken ki gurur, sevinç ve Allah`a şükür hallerini keşke görebilseniz... Büyüdüğünüzü, davayı idrak etmeye başladığınızı, zekâ ve hıfzınızı ve buna bağlı olan başarılarınızı anlattıklarında ne kadar da güzel anlatırlar. Hatta yakında icazet alıp hoca olacağınızı ve hatta medrese açma taleplerinizi bile anlatırlar, sohbet ederiz... Bunları anlatırken yüklerinin hafiflediğini ve kendi adına birilerinin dava mesuliyetini deruhte ettiğini hisseder ve şükrederler. Size ilişkin büyük hayalleri olduklarına şahidim. Bir toplumun ıslahına yönelik sizden olan beklentilerine vakıfım. Size duydukları muhabbet ve özlemlerine gelince, bunu anlatmaya ne benim duygularım ve ne de benim dilim ve kalemim yeterli gelir. Ama biliyorum ki dağları sarsacak şiddete muhabbetleri var. Ve kayaları eritecek derecede özlemleri var. Bunları biliyorum.
Tabi ki yakınları yanımda, zindanlarda olanlar tek başına bu mektubun muhatabı değiller; onlarla beraber hâlihazır medresede bulunan bütün bacılarım birinci derecede bu satırların sahipleri ve muhataplarıdırlar. Yakınları zindana uğramışlara hususi atıf yapmamın asıl sebebi ise, belki de bu satırları bu mekânlarda yazıyor olmamdır. Yoksa her biriniz muhatabiyette aynısınız.
Ama unutmayınız davanız büyük bir davadır. Büyük davalar ise büyük fedakârlıklar ister. Dolayısıyla büyük fedakârlıklara hazırlıklı olmanız gerekir. Henüz başlangıç sayılır sizin için bu ve bu heba edilmemesi gereken bir önemli zamandır. Vazifenin ağır yükü omuzlarınıza binmeden omuzlarınızı iyice tahkim etmeniz gerekir. Bu da gelip size dayanıyor. Kendinizi ne kadar hazırladığınıza dayanıyor. Yani hâsılı, kendinizi merkeze koyup masaya yatırmanız lâzım. Oturup kendi kendinize diyebilmelisiniz ki: "Bu mukaddes ve muazzez davaya hazırlanan ben; bu işin hakkını ne kadar veriyorum, ne kadar hazırlanıyorum, ne kadar gayret gösteriyorum, ne kadar dikkat ediyorum ve gerçekten kendimi ne kadar müsait edebiliyorum?" Buradan başlamalıyız. Gerçekten sizinle hayatlarını ortaya koyan sevdikleriniz var. Mesela aileniz, mesela hocalarınız, mesela cemaatiniz, mesela size hizmete amade ablalarınız, mesela dertlerinizle ilgilenen ağabeyleriniz var. Dikkat etseniz bunlar pervane gibi etrafınızda gidip geliyorlar. Üzerinize titriyorlar. Ve sizin için geri duracakları, yapmayacakları hiçbir fedakârlık da yoktur. O yüzden bu bereketli faaliyet heba edilmemeli, boşa çıkarılmamalı...
Son olarak işin burasında bu aciz kardeşinizin bir iki sözüne daha dikkat kesilseniz... Diyorum ki, iç âlemimizle dış âlemimize biraz daha eğilelim. Fedakâr olmaktan söz ettik. Büyük fedakârlıklardan söz ettik. Fakat kabul edelim ki küçük fedakârlıklarda bulunmayanlar büyük fedakârlıkları yapamazlar. Örneğin bir kaç dakikalık uykusundan geçemeyenler halkın ıslah ve irşadı için geceler boyu uykusuzluğu göze alamayacaklar. Örneğin kardeşiyle, öğrenci arkadaşıyla bir lokma ekmeği gönül hoşluğu ile paylaşmayanlar malıyla cihad ve hizmet etmede infak ve harcamada bulunmayı göze alamazlar. Örneğin beraber kalıp aynı ortamı paylaştığı kardeşleriyle geçinmeyenler veya onlara tahammül edemeyenler insanları etraflarına toplayamazlar, onlara fayda veremezler, onlardan istifade edemezler. Ailesi içinde olsun medresede kardeşleri içinde olsun ilişki ve muamelesini muhabbet ve saygı üzeri kuramayanlar İslam`ın muhabbetini insanlara taşımada sıkıntı çekecekler. Sözünü ettiğimiz bu olumsuz davranışların her birisinin kendi konum ve manasına göre iticiliği vardır. Sahibini ileriye taşımaz, geri bırakır. Ama fedakârlık üzeri kurulan ilişki ve muamele ise, sahibini arkadaşları içinde ileri taşır ve parmakla gösterilen bir makama oturtur.
Azize bacım! Buna azıcık daha devam edelim. Biliyoruz ki mü`min ve mü`minelerin özelliklerinden biri "Hayırda yarış"maktır. Hayrın büyüğüne ise, küçüğünden başlayarak gidilir. Elbette ki hayrın büyüğü İslam`dır. O zaman küçüğü, İslami dairede meşruiyeti olan her iyi hal, söz ve harekettir. Mesela ders ve müzakere arkadaşınıza güzel söz söylemek, muhabbet beslemek, yardımcı olmak, gönlünü alıp sevindirmek, dertleşmek, moral ve ümit vermek, namaza, nafilelere, tesbihat ve zikre teşvik etmek... Evet, bunları yapmak hayırdır. Bunu her birimiz kendi cephemizde yaptığımız zaman, hayırda yarışmak olur. Belki Bunlar size küçük gibi gelir ama gerçekten bunlar çok önemli ahlaki erdemliklerdir. Kişilik ve kimlik bu güzellikler üzerine temellendirilirse Allah`ın izniyle örnek alınacak şahsiyetler öne çıkacak ve yazımız boyunca işaret etmekten bıkmadığımız masume Esmalar ve zamanın Zeynepleri meydanlarda daha erken görüneceklerdir.
İşte bu mektubumun son cümlesi olsun.
Sana selam ediyorum. Arkadaşlarına selam ediyorum. Hocalarına, ablalarına, ağabeylerine, anne-babana ve tüm aile fertlerine selam ediyorum. Yusuf`un medresesinden vayhin evine, Kur`an`ın medresesine selam gönderiyoruz. Allah sizleri muhafaza etsin. Allah sizleri Meryem`i yetiştirdiği gibi, bir bitki gibi yetirtirsin. Sizleri bu halkın irşad ve ıslahına vesile kılsın. Büyük davetçilerden eylesin. Size daima dua edeceğiz. Ama azize bacım siz de bu aciz ağabeyinizi ve diğer tüm ağabeylerinizi dualarınıza misafir ediniz. Dua ediniz ki zindanlarda geçirdiğimiz ömür dakikalarımızı cihadın yüksek ve ateşli meydanlarında geçirilmiş en hayırlı ömürden eylesin. Ve elbette vuslat anının yaklaşmasına dua ediniz. Ve elbette Rabbin rızasını kazanmaya da dua ediniz...
Allah`a emanet olunuz
"Nesime sunbul û sevan seher da hebs u zindane
Vebu qufla me bemifte ziringînî jı qufle da
Fîraqe şev bi axir çû sipede kifşî bû dîsa
Merîxa nehsi ava bû xuya bû roj di şerqe da."
Muhammed Mehdi Gül / İnzar Dergisi – Şubat 2014 (113. Sayı)
Muhammed Mehdi Gül