Rabbimizin Aziz ismi ve İslam`ın izzetiyle izzetlenmiş azize Bacım! Rabbimizin Âlim ismiyle bağlarını sağlam bağlamış ve İslam’ın ilim dairesine dâhil olmuş âlime bacım! Aldığı ve alacağı ilim ve irfanı Allah yolunda peygamberane bir azm u gayretle Allah`ın kullarına ulaştıracağına dair ahd u peyman içinde olan mücahide ve muallime bacım! Afife, Halise, Mümine bacım, bacılarım!..
Hepinize yazıyor olmama rağmen birinize yazıyormuşum gibi hitap edeceğime alınmayınız lütfen. Çoğul değil, tekil gideceğim. Ama siz sözlerimi kendi şahsınıza alacaksınız, her birinize ayrı ayrı söylenmiş sözler ve yazılmış hususi birer mektup olarak kabul edeceksiniz. Peygamber Efendimizin (a.s) tarifiyle her biriniz tek bir vücudu meydana getiren azalar, organlar gibisiniz. Bedenleriniz ayrı olsa da ruhen, fikren, kalben, hayalen, hissen, cehden, amelen ve sair donanımınızla birsiniz. En azından ben öyle görüyorum, öyle görmek istiyorum... Çünkü siz "Rabbimiz! Biz, "Rabbinize iman edin" diye imana çağıran bir davetçi işittik, hemen iman ettik..." (3/193) diyen taifedensiniz. Çünkü siz "Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir cemaat bulunsun..." (3/104) emrini işittiklerinde hemen icabet eden anne ve babaların çocuklarısınız. Ve "Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten meneder ve Allah`a iman edersiniz" (3/110) Allah`ın izniyle siz duvarları birbirine kenetlenmiş bir bina gibisiniz. Allah yolunda saf bağlayarak, omuz omuza vererek ve birbirinizi takviye ederek mücadele ve mücahede edersiniz. Sözün özü: Hepiniz biriniz, biriniz hepinizsiniz. Bu yüzden mektubum birinizden hepinize olacaktır.
Mektubumun girişi olması hasebiyle biraz daha devam edeyim. Biraz daha "siz"li konuşayım, biraz daha "sizler" diyeyim yani. Sizin bulunduğunuz mekân mübarek bir mekândır. Allah`ın zikredildiği, isminin yüceltildiği, taat ve ibadetin yapıldığı, secde ve rükûların ve kıyamların olduğu bir mekândır. İslâmi ilimlerin öğretildiği ve öğrenildiği, şahsiyetlerin, kimliklerin bina edildiği, mesuliyetlerin idrak olunduğu ve Allah`a götürecek salih amellerin tatbik edildiği mukaddes bir mekândır, İslam’ın ve Müslümanlığın icabları ne ise, bunların yerine getirildiği bir mekândır. Gerçekten "Allah`a davet eden, salih amel işleyen ve "kuşkusuz ben Müslümanlardanım" diyenden daha güzel sözlü kim vardır" (41/33)
Sizin bulunduğunuz makam ve mekân adanmışların makamıdır; onların yetiştikleri mekân ve medreselerdir. Allah`a davet edenler ekseriyetle bu meclislerden çıkmışlardır. Çıkmışlar ve kendilerini Allah`a, Allah`ın aziz yoluna, Peygamberin sünnetine, Peygamber varisi âlim ve mürşidlerin mesleklerine vakfedip adamışlardır. Sizin konumunuz böyle bir konumdur... Allah`a, O`nun aziz dinine, sünnet-i seniyenin ihyasına ve bu yol ile mustazafların yeniden uyanışına kendinizi ilim ve irfanınızla vakfetmiş bulunmaktasınız. Sadece ilim ve irfanınızla değil, ahlakınızla, iffetinizle, imanınızla, karar ve duruşunuzla da kesinlikle birer ümitsiniz.
Evet, siz bu mazlum halkın ıslah ve irşadı için çıkmış birer muslihe ve mürşidesiniz. Annemiz Meryem gibisiniz. Davasının bugünkü temsilcileri kesinlikle sizlersiniz. Siz Hanne`nin Allah`a adanmışları ve İsa (a.s)`nın müstakbel taşıyıcıları, emanetçileri ve dolayısıyla annelerisiniz. Firavun hükümetini herc u merc eden Musa Kelimetullahı yetiştiren ve Ona ilk iman edenlerden, Allah’tan cennetleri isteyen Asiye’siniz. Evet, gerçekten sizler birer Asiye’siniz. Siz isteseniz ve Rabbimiz dilerse bu çağın Asiyeleri olabilirsiniz. Siz Asiyelerin günümüzdeki öğrencileri, takipçileri ve bacılarısınız. Bu anlamıyla siz benim ve bütün Yusufların bacılarısınız. Kesinlikle sizler birer Âmine, birer Hatice, birer Fatıma, birer Aişe, birer Nesibe, birer Zeyneb’siniz. İsmi ile meydanlarda abideleşen Rabialarsınız. Gün gelecek isimleriniz mazlum halkların uyanışına ve mustazafların Allah`a yönelişine temel vesilelerden birer vesile olacaktır. Siz, bugün Mısır halk kıyamında ümmetin kalbinde ismi ile taht kuran, sembolleşen, serapa iman, nur ve kandil olan birer Esma’sınız. Esma’nın yaşında, Onun bacıları ve dava arkadaşlarısınız. Bu yüzden şimdi bu satırları karalarken hayal ve fikir göğümde yoğun bulut dağları teraküm etti ve Esma`nın babasını kuşatan duygu ve düşünceler beni de sarıverdi. Siz Esma`nın masumiyetini, Onun masum direnişini, babasıyla, halkıyla olan mesuliyet yüklü anlayış ve ilişkisini ve bütün bunlardan daha da öte Rabbine olan muazzam iman ve bağlılığını gördünüz. Sizin yaşınızda bir masumun, ümmeti nasıl da galeyana getirebileceğini gözlerinizle müşahede ettiniz, işte ben sizin bu büyük konumunuzu ve toplum öğretmenliğinizi düşününce, muhatabım sizlersiniz diye elimde olmadan heyecana kapıldım. Heyecanım vazifenizin büyüklüğünedir. Heyecanım misyonunuzun yüceliğinedir. Heyecanım Rabbanî intizarınıza... Elinizdeki muazzam fırsatlara ve sizleri bekleyen Kur`an neslinedir. Rabbimden dua ediyorum: Ya Rabbi! diyorum; bu büyük vazifeyi bacılarıma idrak ettirt. Vazifenin büyüklüğünü onlara kavrat. Konumlarının hassasiyetini, misyonlarının ulviliğini, Rabbanî intizarı ve muazzam fırsatları onlara ilham et, bunu onların masum dimağlarına nakşet. Rabbim! Sen en iyisini bilensin. Onları muntazır bir Kur`an ve iman nesli var. Bir halk durmuş onların yetişmesini, gelip kendisine yol yordam göstermesini, iIim-irfan öğretmesini, iman-amel talim etmesini beklemektedir. Bu masume bacılarımı koru ve mustazaf halkların imdadına adeta birer hızır gibi yetiştir. Âmin! Âmin! Âmin!..
Azize bacım! Medrese-i Yusufiye’den yazdığımı şimdi size söylemişlerdir. Sen o medresenin biz de bu medresenin talebeleriyiz. Biliyorum sen medresemize yabancı değilsin. Biz de medresenize o kadar yabancı değiliz. Aslında sen medresemizin manevi talebelerinden sayılırsın. Ya baban ya ağabeyin ya da yakınlarından biri medresemize uğramış, bir müddet kalmış ve çıkmış, bazıları da hâlâ eğitimlerini devam etmektedirler. Sen bunların ziyaretine gelip gitmiş olmalısın veya gelip gidenlerin arkadaşı olmalısın ki sizden hâlâ gelip gitmeye devam edenler de var. Onun için medresemizin manevi tilmizelerindensin. Kabul ederseniz biz de medresenize talebe olmak istiyoruz. Manevi ikliminizden, ilim, irfan ve ahlak pınarınızdan bir damlacık olsun biz de içmek ve feyizlenmek istiyoruz, iffetinizden kendimize pay çıkarmak istiyoruz. Namazlarınızdan ve tesbihatınıza verdiğiniz önemden öğreneceğimiz çok şeylerin olduğuna inanıyoruz. Oruçlarınızdan manevi açlığımızı tekmil etmek istiyoruz. Kesinlikle ilme olan iştiyakınız ve çalışkanlığınız bize örnek olacaktır, inanıyoruz. Mütalaalarınız, müzakereleriniz ve aldığınız ilim ve irfanı ter u taze olan dimağınıza nakşederken ki azm u gayretiniz bizim gibiler için adeta çıra ve fanus görevini görecektir, tecrübelerimizden biliyoruz. İslam ve ilim yoksunluğu içinde fakr u zaruret halini yaşayan halkımız için, gösterdiğiniz cehd ve gayret, adeta gıda gibi olur, cennet taamları gibi olur, örneklerini biliyoruz...
Son birkaç yıldır iIim-irfan sevdalıları tarafından başlatılan medrese eğitim seferberliğini duyunca, hemen aklıma asr-ı saadetteki ilim yuvaları geldi. Fatımalar, Aişeler aklıma geldi. Vahyin nazil olduğu mukaddes anlar gözlerimin önünden gelip geçti. Efendimiz Aleyhisselat u vesselamın hane-i saadetlerini hatırladım. Oraya nazil olan ayetlerin şimdi üzerinize aynen nazil olduklarını tasavvur ettim. Allah (cc), Efendimiz Aleyhisselat u vesselamın hanımlarına, aile efradına hitaben: "(Ey peygamberin hanımları ve kızları!) evlerinizde okunup duran Allah ayetlerini ve hikmeti anın!.." (33/34) diye emir buyurmaktadır. Yani evlerinizi bir dershane haline getiriniz. Müzakere halkalarını oluşturunuz. Size inen ayetleri ve peygamberin sünnetlerini belleyin, ilim tahsil edin ve bu sayede mazhar olduğunuz büyük şeref ve şanı hatırdan çıkarmayıp (Rabbinizin) şükrünü bilin!
Rabbimiz bu emrini onlara mı veriyor yoksa bize mi? onlara da veriyor, bize de.. O gün bu emrin muhatabı Peygamberin hanımları ve kızları ve onların şahsında Sahabe-i Kiramın hanım ve kızlarıydı.. Bugün ise bütün müminlerin hanımları ve kızlarıdır. Dolayısıyla siz bu ayetleri okuduğunuz zaman size yeni yeni nazil oluyormuş gibi okumalı ve anlamalısınız. Sadece bu ayetleri değil elbet; Kur`an`ın tamamına öyle bakmalısınız. Bilesiniz ki, bu anlamıyla, vahyin nüzulü kıyamete kadar sermedi ve berdevamdır. Vahiy hayattır. Nazil olan ayetler yaşamdır. Teoriden ziyade pratiktir. Sözden ziyade ameldir. Onu okurken yapıyor olacaksınız. Onu yaparken okuyor olacaksınız. Biri diğerinden ayrı değil, biri diğerini tamamlayandır. Siz ayıran değil, hayatınız boyunca hep tamamlayan olacaksınız. İlmi, irfanı, ahlakı, iffeti, takvayı, tesettürü, ihlâsı, taatı, teslimiyeti, düzen ve intizamı tamamlayan, ibadet ve yaşamı aynılaştıran olacaksınız.
Ve diyeceksiniz ki "Kesinlikle benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir." (6/162) Böyle diyeceksiniz, ama demekle kalmayacaksınız. Âlemlerin Rabbi olan Allah için her şeyden, yani O`nun dışında her şeyden ayrılacak ve sıyrılacaksınız. Şu an bulunduğunuz konum aslında bir tür sıyrılma ve ayrılmadır. Ama tamamen değildir. Sizden, bizden istenen tamamen sıyrılma ve kâmilen ayrılmadır. Bunu yapacaksınız. Ne ile ve nasıl yapacaksınız? Onun ayetleri okunduğunda ruhen kendinden ayrılacaksın. Rabbanî ve lahutî âlemlere kanat açacaksın. Kalbin çarpıntıda zirve yapacak. Göğsünün içinde davul dövülüyor gibi sesler işiteceksin. Ayrılacaksın; kalbinin bütün çarpıntısı ve hayatın bütün hareketleriyle birlikte... Abdestle, namazla, rükû ve secdelerle ayrılacaksın. Namaz Burak`ın olur senin ve Onunla miraca yükseleceksin. Ruhen, fikren, hayalen ve duygu ordularınla... Resul-i Zi-Şan’ın izinden yürüyeceksin. Gece kalkışlarında, teheccüd ve dualarla bu fâni hayatın kabuğunu kıracak, ülfet perdelerini yırtacak, gaflet yorganını yakacak, yaşama dair yepyeni ufuklar açacak ve Allah`ın izniyle ölü bedenlere, hareket eder gibi giden cesetlere ruh ve soluk üfleyeceksin. Namazım Allah içindir deyip namazınla ayrılacaksın. İbadetlerim Allah içindir deyip ibadetlerinle ayrılacaksın. Namazınla kıyamı, ibadetlerinle Allah`tan başkasına boyun eğilmeyeceğini yaşayarak öğreteceksin. Ölerek ve dirilerek... Ölüm ve ölüm ötesine açtığın pencereyle halk yığınlarından ayrılacak ve akabinde o yığınları o penceredeki hakikatlere çekeceksin. Kısacası mutlak tevhidi ve tam manasıyla kulluğu birleştiren bu muazzam teşbihte namaz ve itikâf, ölüm ve hayat birleşiyor; sen bunları birleştirecek ve tümüne birlikte dayanarak kendi azade ruhunla beraber "Âlemlerin Rabbi" olan Allah`a teslim olacaksın. Ne diyordum ben? Bulunduğun konuma, devam ettiğin medreseye, eğitim ve ilim-irfan seferberliğine, onların önemine işaret ettim. Dedim ki: Rabbimiz Peygamberimizin hanımlarına ve kızlarına "Evlerinizde okunup duran Allah`ın ayetlerini ve hikmeti anınız" diye buyuruyor. Ve dedim ki, bu emir bugün bize ve sizedir. Kur`an ayetleri yeniden bir kez daha üzerinize, üzerimize nazil oluyor. Allahu Ekber! Bu, muazzam bir muhatabiyet, muhteşem bir meclis ve mübarek bir an ve de mekândır. Bu anlamıyla siz mübarek ve müşerrefsiniz...
Bir dahaki mektupta görüşmek üzere Allah’a emanet olun...
Muhammed Mehdi Gül / İnzar Dergisi – Kasım 2013 (110. Sayı)
Muhammed Mehdi Gül