İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Medreselerin Güncel İhtiyaçlara Cevap Verebilecek Şekilde Revize Edilmeye İhtiyacı Vardır

2013-07-23
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Bir ekol olarak mektep ve medreseler arasındaki ilişkiyi ele aldığımız bu ayki konumuzda Halil Gönenç Hoca Efendi ile konuştuk. Güncel ilahiyatların medrese ihtiyacını ortadan kaldırmadığını vurgulayan Halil Gönenç Hoca, ideal bir âlimin medrese eğitimi ile günümüz malumatını birleştirerek İslam’a daha iyi hizmet verebileceğini söyledi. Sizi, Halil Gönenç Hoca Efendiyle yaptığımız röportaj ile baş başa bırakıyoruz.
“Kıyafetlerimiz, oturduğumuz yerler, evlerimizin içi değişti. Daha faydalı bir ilim için, ilimde dezamana göre İslam’a ters düşmeyen bir şekilde ve modern ilimlerle birleştirmek suretiyle değişiklik yapmamız gerekiyor.”

Bir ekol olarak mektep ve medreseler arasındaki ilişkiyi ele aldığımız bu ayki konumuzda Halil Gönenç Hoca Efendi ile konuştuk. Güncel ilahiyatların medrese ihtiyacını ortadan kaldırmadığını vurgulayan Halil Gönenç Hoca, ideal bir âlimin medrese eğitimi ile günümüz malumatını birleştirerek İslam’a daha iyi hizmet verebileceğini söyledi. Sizi, Halil Gönenç Hoca Efendiyle yaptığımız röportaj ile baş başa bırakıyoruz.

Bir ekol olarak mektep ihtiyacını karşılamada medreselerin görevi nedir?

Öncelikle mezheplere ihtiyaç var mı, sorusunu sormaya ihtiyaç vardır. Haramı haram kılan, helali helal kılan, Allah’tır. Hazreti Peygamber de Allah’ın kuludur ve Cenabı Hak’tan farzları, haramları, emir ve yasakları öğrenerek beşeriyete aktarmıştır. Örneğin Allah,Kur’ân-ı Kerimde Resullullah(SAV)’a hitaben “Kadınlar hakkında sana sual soruyorlar.Onlara de ki ‘fetfayı veren Allah’tır” buyuruyor. Yine Allah, Kur’ân-ı Kerim’de verdiği emirlerde Resulullah’a hitaben birçok surenin başında “Qul” yani “Deki” diye başlar. Yani ahkâmı belirleyen Allah’tır. Ama kısım durumlar vardır ki Kur’ân’da belirtilmemiştir. Bunlar da Resulullah’ın sünnetinde ve hadislerinde geçmektedirler. Mesela Kur’ân-ı Kerim namazınızı kılın buyuruyor. Ama kaç vakit namaz vardır, her namazda kaç rekât kaç secde vardır, namazda ne okunur gibi ifadeler beyan edilmemiştir. Bunu ise Peygamber Efendimiz (SAV) Vahy-i Gayri Metlüv ile beyan etmiştir. Yani Peygamber Efendimiz (SAV)’e vahiy ediliyor, ancak Kur’ân-ı Kerim gibi tilavet edilmiyor. Eğer bir konuda Kur’ân ve sünnetten net bilgi alamıyorsak icma yoluyla, bu konuda bir icma da yok ise kıyas ile öğreniyoruz. İcmada da karşılığı yoksa kıyas yoluna başvurulur. Kıyas ise bir şeyi başka bir şeyle kıyas ederek hüküm çıkarmaktır. Mesela içki haramdır. Cenab-ı Hakk, içkiyi Kur’ân-ı Kerim’de resmen yasaklamıştır. Ama uyuşturucu maddeler ile ilgili bir ifade geçmemektedir. Uyuşturucu, Peygamber (AS) zamanında da yoktu. Sonralardan ortaya çıkmıştır. Fakihlerimiz de “İçkinin haram olmasının illeti aklı izale etmesidir. Mademki aklı izale ettiği için Cenab-ı Hakk bunu yasaklamıştır. O halde aklı izale ettiği için bu tür maddeler de haramdır” demişlerdir. İmamlarımız da buna benzer Kur’ân’da ve sünnette tam olarak karşılığı olmayan durumlarda içtihat etmişlerdir. Bu içtihatlar neticesinde mezhepler ortaya çıkmıştır. Bu sebeple Kur’ân ve sünnette net bir şekilde karşılığı olmayan konularda mezheplere ihtiyacımız vardır. İmam Şafii, İmam Hanefi, Ahmed bin Hanbel, İmam Malik, Süfyan-i Sevri gibi müçtehitler İslam’ın ahkâmını beyan etmeye gayret etmişlerdir. Bunun için büyüklerimiz bize yol çizmişler, eserler yazmış, yazdırmışlardır. Böylece bizim de ilim öğrendiğimiz bu mektepler ortaya çıkmış oldu. İşte bu müçtehitlerin bizlere ilettikleri, medreselerde ders olarak okutuldu ve okutuluyor. Bu mekteplerde bu eğitimle yetişen âlimler zamanın ihtiyaçlarına cevap verdiler. Bu sebeple İslami ilimlerin okunması, okutulması, fıkhın, hadisin, tefsirin bilinmesi için bu medreselere ihtiyaç vardır.

MEDRESE VE İLAHİYAT BİRBİRİNİN TAMAMLAYICISIDIR

Hocam, bu medreseler ile birlikte son dönemlerde modern eğitim veren ilahiyatlar da açıldı. Medreseler ve ilahiyatlar arasında nasıl bir fark vardır? Sadece medrese tedrisatı veya ilahiyat eğitimi tek başına bir âlim için yeterli midir?

Tabi eskiden okullar yoktu. Eğitimler medrese usulüyle gerçekleştiriliyordu. Zamanla medreselerde okunan kitaplarla beraber başka kitaplar da okundu. Farklı hizmetler de yapıldı. Nahiv, sarf, mantık, münazara, belagat, kelam gibi ilimler alınıyordu. Fıkıh, tefsir dersleri alınıyordu. Ama talebeler dünyadaki gelişmelerden habersiz kalıyorlardı. Bu münasebetle ilimlerini tamamlamış olsalar dahi tam anlamıyla âlim olamıyorlardı. Bu zamanda ilahiyatçıların veya imam hatiplerimizin çoğu ise fıkha ve hadise tam vakıf değiller. Fakat dünyadaki gelişmeleri, değişimleri daha iyi biliyorlar. Yani hem medrese âliminin hem de ilahiyat mezunu bir âlimin eksikleri oluyor. Bunun için her ikisi de tam manasıyla ehildirler diyemiyoruz. Örneğin medreselerde fıkıh bilgisi de tam olarak işletilmeyebiliyor. Özellikle doğuya doğru gittiğinizde medresede yetişenlerin Hanefi, Hambeli ve Maliki fıkhından haberi olmayabiliyor. Bu mezheplerin saikleri orada olmadığı ve yeterli kitap da olmadığı için eksikler oluyor. Tabi bununla birlikte bazı âlimler eksiklerini izale etmeye çalıştılar. Hem medresede okudular hem de dışarıdan güncel kitaplar okudular. Bugün ilahiyatta okuyan medrese tahsili görmüş pek çok hoca vardır.

Peki, hocam. Bu alimlerin tam ehil olabilmeleri için ne yapılması gerekiyor?

Ne zamanki hem İslami ilimlere tam anlamıyla vakıf olur hem de dünya malumatını elde derlerse o zaman mükemmel olabilirler. Medresede okunan dersleri okumak okutmak gerektiği gibi pozitif ilimleri de elde etmek gerekiyor. Yani âlimlerimizin ilahiyattan mezun olması medrese ihtiyacını ortadan kaldırmıyor. Mutlaka medrese eğitimine de güncel ilahiyat eğitimine de ihtiyaç vardır. Bunu bir örnekle açmak gerekirse bir kişi gelip “Ben kan vermek istiyorum veya organ nakli caiz midir, borsanın hükmü nedir, çocuk düşürme, süt bankası caiz midir?” gibi sorular sorabilir. Bunlar medreselerde okunan kaynaklarımızda yer almıyorlar. Bunun için bu zamanda yaşayan bir insan eski kaynakları öğrenmekle mükellef olduğu gibi yeni kitapları, fikirleri de öğrenmek zorundadır. Aksi halde bu zamanda İslam’a hizmet edemeyecektir. Özellikle bu zamanda, bu anlamda birçok eksiklerimiz vardır. Yine bir âlimin sadece kendi bölgesini yakından ilgilendiren mezhepleri bilmesi de yeterli değil. Tüm mezhepleri iyi bilmesi gerekir. Yani mezhepler arası mukarene yapmak lazım. Çünkü birçok konu vardır ki zamanın ihtiyaçlarına göre farklı mezheplerin görüşleri daha isabetli olabiliyor. Örneğin, Hanefi kitapları, “İnsan mükerrem olduğu için ne canlı iken ne de vefat ettikten sonra onun vücudundan istifade edilemez” diyor. O zaman Hanefilere göre organ nakli caiz değildir. Kan nakli caiz değildir. Şafii kitapları ise olabilir diyorlar. Kana veya organ nakline ihtiyaç olduğu zaman elbette ki yapmayın diyemeyiz. Veya Şafii mezhebine göre zekâtı nakli olarak yani bir yerden başka bir yere götürülerek oradaki fakirlere vermek caiz değildir. Ancak bu zamanda İslam Dünyasında yardıma ihtiyacı olan çok sayıda Müslüman var ve bunlar için zekâtın oralara Hanefi mezhebini taklit ederek nakledilmesi gerekiyor. İmamı Azam’ın görüşü zekâtın nakli olarak verilebileceği yönündedir. Bu sebeple sadece bir mezhebi iyi bilmek yetmiyor, bir âlimin bütün mezhepleri iyi bilmesi gerekiyor. Fıkhı, tefsiri, hadis usulünü de zamana göre revize etmemiz gerekir. Kendimizi biraz yenilememiz gerekir. Bunun başka çözümü yok. Bir değişim gereklidir.

MEDRESELERDE ZAMANA GÖRE DEĞİŞİKLİK YAPMAMIZ GEREKİYOR

Hocam, tedrisat şekilleri ile ilgili neler söyleyeceksiniz? Örneğin medrese usulünde yerde halkalar içinde müderris ile talebenin bire bir eğitimi söz konusu iken modern eğitimde sınıflar ve sıralarla toplu bir usul vardır. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?

Tabi her ikisinde de cemaat halinde ders almak daha iyidir. Örneğin bir sınıfta 20 kişi var ise bir saatte bunların tamamıyla ilgilenmiş oluruz. Talebeler eskiden çok yer değiştiriyordu. Bir yıl bir yerde eğitim gören öğrenci, sonraki yıl başka medreseye geçebiliyordu. Hocalar yer değiştirebiliyordu. İmkânlar da kısıtlıydı. Yatacak yerleri yoktu. Zamana göre hareket etmek lazım. Şimdi ise yurtlar, yatılı mektepler var. Eğitimi çağın gereklerine göre almak daha güzel olur. Yani eğitimi her yönüyle sistemli olarak almak gerekiyor. Sınıf sistemi, sıra sistemi bu anlamda güzel uygulamalardır. Hz. Ali’nin bir sözü vardır, “Çocuklarınıza öğretiniz, yetiştiriniz onlar gelecek zamana matuf olarak yaratılmışlardır. Gelecek zamana yetişmeye gayret edeceksiniz” diyor. Bunun için zamana göre istifade etmemiz gerekir. Genel olarak hem ders veriş şekillerinin hem de ders konularının İslam’a muhalif olmayacak şekilde yenilenmesi gerekiyor.

Hocam bu tür medreselerde yetişen âlimlerin topluma etkisi nasıl olur?

Bir cemaat olarak bir araya gelip nasihat eden hocalar biraz daha etkili olabiliyorlar. Ama medreselerde yetişen, hocalık yapan bir kişinin yapabileceği çok şey de yoktur. Çünkü eski usule göre etkin olma meselesi de zordur. Her köyde bir hoca efendi vardır ama çok etkili olamıyorlar. Medreselerde güncel malumatları da işleyerek yetişen bir âlim; gazete, dergi, televizyon ve radyo yoluyla daha fazla kişiye ulaşarak daha etkili olabilir. Örneğin sizin yaptığınız da farklı bir sahadır. Medreselerde iyi yetişen ve kendisini geliştiren bir âlim iyi bir yazar olabilirse daha etkili olur ve daha çok kişiye ulaşabilir.

Hocam, son olarak medreseleri daha etkili hale getirmek için neler yapılmalıdır?

Etki meselesine gelecek olursak. Bu tür medreselerde yetişen bir kişi, vaiz, imam veya müftü gibi bir pozisyona gelirse daha etkili olur. Ya da söz ettiğimiz gibi hem medrese ilmini hem de güncel malumatı iyice öğrenmiş ve kendisini yetiştirmiş âlimler de ilahiyatlarda eğitim verebilmelidirler. Bu şekilde olursa medreseler daha etkili işlev görmüş olur. Tabi her medrese mezunu ders verecek durumda da değildir. Kıyafetlerimiz, oturduğumuz yerler, evlerimizin içi değişti. Daha faydalı bir ilim için, ilimde de zamana göre İslam’a ters düşmeyen bir şekilde ve modern ilimlerle birleştirmek suretiyle değişiklik yapmamız gerekiyor.

Talha Bal / İnzar Dergisi – Temmuz 2013
 

 


İnzar Röportaj/Söyleşi

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS