Garaudy, İslam ve Müslümanlarla ilgili tespitlerinde özellikle şu vurguları eleştirel bir tarzda öne çıkarır:
İbrahim Dağılma
- İslâm, dinamik ve zinde bir kabulle uygulandığı dönemlerde Müslümanlar, Atlas Okyanusu’ndan Hindistan ve Çin’e İslam’ı yaymışlardır. İspanya çok az bir kuvvetle kolayca fethedilmiştir; çünkü orayı fetheden kuvvet değil; İslam’ın adaletiydi.
- Müslümanlar, tefekkürü bir yana bırakıp geleneksel bir formatta eskilerin dediklerini tekrarladıkları için ictihad kapısı kapandı. Kendini düşünce ve problemlere göre yenilemeyen Müslümanlar sebebiyle İslâm âlemi önce durakladı; sonra çöküş başladı.
- İslam’ın yeniden dünya hakimiyeti ve Müslümanların her alanda ilerleyiş ve yükselmesi müctehid de olsa imamların formüllerini tekrarlamakla değil onların metotlarından ilham alarak Kur’an ve Sünnetin özüne uygun yeni bir yorumla olur. Garaudy’ye göre ‘Şeriat, içinden boz bulanık bir su alıp getireceğimiz durgun bir gölet değildir, çünkü bu yeni susuzlukları gidermekten çok kendimizi kandırmak olur. Şeriat, etrafa parıltılar saçarak gürül gürül akan ve kıyılarına bereket yağdıran güzel bir nehirdir.’
- Müslümanlar, tasavvuf gerçeğini yeniden kavramalıdır. Tasavvuf, birilerinin sandığı gibi Hıristiyan mistisizminden ve Hint felsefesinden doğmamıştır; aksine o doğrudan Kur’an-ı Kerim kaynaklıdır. Tasavvuf, İslam’ın dört önemli cephesi olan tarikata bağlı imani bir boyut ve İslami bir derinliktir. Tasavvuf alanında Râbia el-Adeviyye, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Muhyiddin İbnü’l-Arabî ve Ferîdüddin Attâr gibi isimler onun nazarında önemli isimlerdir. Garaudy, tasavvuf ile ilgili düşüncelerini İslâm ve İnsanlığın Geleceği kitabında detaylıca işler.
- Garaudy, Kur’anın yüzeysel ve derinlikli okumalarında “bağlamsal yaklaşım”a vurgu yapar. “Sembolik dil, temsil” eksenli okumaları yeni nesil Müslümanlara önerirken mistik, aklı dışlamayan ve evrensel okumaların da göz ardı edilmemesi gerektiğini dile getirir.
- Batı’nın Allah inancına muhalefet etmesi,
- İnsanı her şeyin üstünde görmesi,
- Pozitivist ve maddeci bir yaklaşımla salt doğrunun bilim olduğu ve bilimin her şeye cevap verebileceği sanısı,
- Haklı olmayı güç ve paraya endekslemesi,
- Faydalı faydasız demeden her şeyi üretmesi ve bunun üzerinden kendisinin “pazar tektanrıcılığı”[3] adını verdiği çılgınlığa varan bir tüketim piyasası oluşturması,
- Tek tip, tek piyasa, tek hedef gibi çıkışlarla insanlığı aynı tarafa yönlendirmekle insanlığı muhtemel yakın bir sona sürüklemesi,
- Menfaatlerine ulaşmak için ilkesizlik ve her yolun meşru olduğundan hareketle nükleer enerji, yer altı ve yer üstü kaynaklarını israf ederek çevreye en korkunç zararı vermesi,[4]
- İçinde Allah’ın bulunmadığı bir ekonominin vahşi yöntem ve uygulamaları kabul edilemez.
- İçinde Allah’ın bulunmadığı Batı tarzı yönetim, milliyetçilik ve bloklaşma siyaseti insanlığa huzur veremez.
- İçinde Allah bulunmayan, “Nereden geldik, nereye gidiyoruz?” sorularını cevapsız bırakan, güce sahip olmanın dışında bir hedef tanımayan, bilimi değil bilimciliği benimseyen bir zihniyet insanlığa mutluluk getiremez.[6]
- Batı felsefesi hayata yanlış bir bakış getirdiği için Batı reddedilmelidir; çünkü Garaudy’ye göre Batı felsefesi, varlık felsefesiyle uğraştığı için kusurludur. Doğru bir felsefe teoriyi, faraziyeleri değil dinamizmi, eylemselliği esas almalıdır.[7]
- Batı felsefesi reddedilmelidir; çünkü bu felsefe insani aşkınlığı reddeden, kendisini Allah’tan müstağni gören, vahyi kabul etmeyip sadece akılla yetinen bir felsefedir. Böyle bir felsefe de insanı kurtuluşa götüremez inancı Garaudy’de vardır.[13]
İbrahim Dağılma