Mahbushâne günleri birbirine çok benzer…
Sabah akşam aynı şey, memurlar sayar gider…
Sürgülenmiş kapılar, sabah akşam açılır,
Mahbuslara bakılır, birer birer sayılır…
Sabah sekiz olunca, dilekçeler toplanır,
Varsa mektub alınır ve kapılar kapanır…
Sabah, öğlen ve akşam, yemek dağıtımı var,
Haftanın belli günü, kantin imkânı da var…
Banyo günü gelince çamaşırlar yıkanır,
Sıra sıra bahçeye, durulup asılır…
Sağuk kış aylarında, avluya az çıkılır,
Yağmur ve kar yağınca, mahbus içerde kalır…
Bu mekânlarda insan, her şeye özlem duyar,
Sevdiklerini arar, hep geçmişi hatırlar…
Bazan yerinde durur, sessizliğe gömülür,
Aklına bir şey gelir, derin derin düşünür…
Günler, aylar ve yıllar, su gibi akar zaman,
Hep girdiği yaştadır, mahbushânede insan…
Hapishane bir yoldur, her mahbus gelir geçer,
Aynı mekân içinde, herkes yolunu seçer…
Bir zaman girdabında, geçer, aylar ve yıllar,
Her günün sabahında, güneş yeniden doğar…
Her şey aynı gürünür, dıştan bakıldığında,
Mahbuslar gider gelir, dört duvar arasında…
Her insan ayrı âlem, bir dünya var içinde,
İnsan zindanda değil, zindan insan içinde
Bir daire için, gece gündüz hep düşün…
Dışarıda kar yağar, mahbushânede hüzün…
Mahbushânede hayat, hüzün ve hasret demek…
Bir hicran ateşinde, sanki ölüp dirilmek…
Zaman mekân içinde, zindan çile vadisi,
Mahrumiyet çilesi, gündüzü ve gecesi…
Bazan çaresiz kalır, acıyla kıvranırsın,
Yüreğin çok daralır bir köşede ağlarsın…
Mahbushânede keder avluda asık yüzler,
Hiç boş kalmaz koğuşlar, mahbuslar gelir gider…
Hapishane hayatı, üç kelimeye sığar,
Hüzün, hasret ve hicran, herkes bunları yaşar…
Tıpkı kabir misali, mahbushâne boşluktur,
Her mahbus bu boşluğu, bir şekilde doldurur…
Hapishane dar mekân, hem bela hem imtihan,
Herkes için ihtimal, yarın meçhul bir zaman…
Bu zor mekâna düşmek, ölmeden önce ölmek,
Birbirine çok yakın, ölmek ve hapse girmek…
Mahbus yaşayan ölü, sessizce beklemekte,
Kabir ehlinden farkı, nefes alıp vermekte…
Mahbushâne yılları, bir insanlık dramı,
Hicranlı bir hayatın, hulasa-i kelamı…
Mahbushâne bir yoldur, bu yoldan geçmek zordur,
Beşer şaşar demişler, kulun hatası çoktur…
Hayat tek düze değil, h em iniş hem çıkış var,
Her çilenin sonunda, kurtuluş ümidi var…
Her mahbusun düşünde, bir özgürlük rüyası,
Hakk’ın inayetiyle, biter bir gün cezası…
Acılar olmasaydı, tatlılar bilinmezdi,
Hasretlik olmasaydı, vuslat sevindirmezdi…
Acılar ve kederler, nihayet bir gün biter…
Ümidvarız ki kader, bir gün bize de güler…
Bolu, 19 Rebiülevvel 1433
12 Şubat 2012
Yusuf Akyüz
Yusuf Akyüz