“Hak uğrunda seni ayıplayan olursa buna aldırma! Zira bal toplayan için arı iğnesi nedir ki…
Aşk gülistânının yolunda dikenden korkulmaz! Ben her dikenin üstünden yüzlerce gonca toplarım!
Dervişlik bostanında ıztıraptan zevk alırım. Yastığımı dikenden yaparsam rüyamda Gül’ü görürüm!” (Şeyh Muhammed Esad Erbili)
Muhammed Esad Erbili, Osmanlı'nın son devrinin ve Cumhuriyetin ilk yıllarının önde gelen tasavvufi öncülerinden ve manevi mürşitlerindendir. Menemen olayına kasıtlı olarak adı dâhil edilmeseydi belki de çoğumuzun hayatından haberdar olmayacağı bu âlim insan, sistem tarafından bilinçli ve sistematik bir şekilde yokluğa mahkûm edilen büyük bir âlim ve velidir.
Şeyh Esad Erbili, çok yönlü bir şahsiyettir. O; ilmî yönü, tasavvufî şahsiyeti, edebî cephesi ve tarihe tanıklığı ile her biri ayrı ayrı çalışmalara konu olabilecek derinlik ve zenginliğe sahip bir zattır. Esad Erbili Efendi’nin hayatını ve şehit olmasıyla sonuçlanan olaylar zincirini yalan söyleyen resmi tarihin klişe, ezber ve manipüle eden anlatımıyla öğrenmek ve öğretmek bir haksızlıktır. İslami düsturlara yönelik düşmanlığın iktidar olduğu yerlerde İslami değerler, kurumlar ve şahsiyetlere dönük saldırılar her zaman olmuştur. Halkı Müslüman olan ama yönetimi gayr-i İslami olan yerlerde sözüm ona bu saldırılar için bir kılıf üretilmiş. Müslüman camialar, şahsiyetler ve âlimler itham edilmiş, asılsız suçlamalara maruz kalmışlar. Muhammed Esad Erbili de bu itham ve suçlamalara maruz kalan İslami bir şahsiyettir.
Şeyh Esad Erbili’nin memleketi Erbil’deki sürgünü 1908’de II. Meşrutiyetin ilanı ve Sultan Abdulhamid Han’ın görevden el çektirilmesinden sonra biter ve o, İstanbul’a döner. Onun sürgününün sona erdirilmesinde sevenlerinin etkisi çoktur. Sevenleri onu ısrarla İstanbul’a davet ederler ve o da bunun üzerine İstanbul’a geri döner. Erbili Esad, daha önce kaldığı Kelâmî Dergâhı’nı genişleterek yeniden inşa eder. Kelamî Dergâhı, halkın her tabakasını kucaklayan bir anlayışa sahipti. Öyle ki dergâha gelenlerin içinde idareciden memura, zenginden fakire, yaşlıdan gence halkın her kesiminden insanlar vardı.
İbrahim Dağılma
- Meşrutiyet’in ilanından sonra çeşitli din, mezhep ve tarikat mensupları aralarındaki bağları kuvvetlendirmek amaçlı dernekler kurar, gazete ve mecmualar yayımlar. Cemiyet oluşturma amaçlı çalışan toplumsal gruplardan biri de tekke ve tarikatlardır. Esad Efendi de Cem‘iyyet-i Sûfiyye adıyla bir cemiyet kurar. Bu yeni cemiyetin reisi, Şeyhülislâm Mûsâ Kâzım Efendi olur, Esad Efendi de ikinci reis olarak cemiyet çalışmalarında yerini alır.
- Kardeşlik bağlarını kuvvetlendirmek,
- Tarikat ehlinin ahlâkını güzelleştirmek, maddî ve manevi gelişmesine hizmet etmek,
- Tarikatların şan ve şerefine yakışmayan halleri önlemeye çalışmak,
- Dervişlerin ihtiyaçlarını karşılamaktır.
- Artık bu adamların köküne kibrit suyu dökülmesi gereken zaman gelmiştir…"
İbrahim Dağılma