“Şeyh Bahaeddin: ‘Keko, sen yapılan bu inkılâpları kabul etmediğini söylüyor ve ‘Ben Hazreti Muhammed’in ümmetine mensup bir âlim olarak, İslam’ı saf dışı eden bu harekete karşı sessiz kalamam. Çünkü yarın ruz-i cezada Allah’a, Resulüne ne yüzle bakacağım, ne cevap vereceğim?’ diyorsun, ‘Fakat bu ‘ümmet’ olgunlaşmamış, birlik sağlanamadığından neticeye varamaz. Sen en iyisi gel, biz buradan hicret edip Türkiye’yi terk edelim’ deyince Şeyh Said Efendi kardeşi Şeyh Bahaeddin’e kızıyor ve diyor ki: ‘Bahaeddin! Ben bu işe elimdeki tek değnekle de olsa karşı çıkacağım.’ Diyor.” (Abdulmelik Fırat)
İnsanlık, tarih boyunca bazı şahsiyetler, devlet adamları ve kahramanların toplumsal liderliğine şahitlik etmiştir. Bu liderler, çok sayıda inanç, mezhep, ideoloji veya akımın ortaya çıkışına öncülük etmişler ya da kendinden önceki bir öncü liderin yolunu takip etmişlerdir. Bu öncü liderler, çoğunlukla kitleleri etkilemişler, onlardan az çok taraftar edinmişler ve onların desteğini almışlardır. Peygamberimiz aleyhi selamdan sonra bir peygamber olmayacağı gerçeği ‘Peygamber varisi âlimleri’ toplumsal öncülük ve topluma liderlik edebilme yönüyle harekete geçirmiştir. Resulullah’ın vefatından günümüze kadar Müslümanlar, birçok lider ortaya çıkarmıştır. Çoğunlukla âlim, amil ve mücahit olan bu liderler Müslüman halklar nazarında kabul görmüş, sevilmiş ve desteklenmiştir. Olumlu ve etkili bir iz bırakan öncü âlimlerin çoğu ya kendi hayatlarında ya da vefatlarından sonra farklı şekillerde algılanmış, mücadeleleri farklı eksenlerle irtibatlandırılmış, onlar üzerinden olumlu veya olumsuz devşirmeler olmuştur. Aynı lider, ‘bizim, kutsal ve karizma’ gibi kavramlarla farklı bakışlar ve kabuller üzerinden savunulmuş ve sürdürülen iddiaya konu edilmiştir.
Şeyh Said Efendi, kişiliği, mücadelesi ve fikirleriyle önümüzde ‘âlim, amil, mücahit ve şehit’ portresiyle durmaktadır. Bu portreye rağmen birbirinden farklı, birbirine karşıt bazı kişi ve gruplar kendilerine göre bir profil oluşturup bu profil üzerinden Şeyh Said Efendi’yi kabul veya reddetmiştir. Tevhidi Müslümanların nazarında Şeyh Said, gerçek profili ile sevilen ve örnek alınan bir lider olarak dururken başka mahfiller nazarında ‘Devlet haini, İngiliz ajanı veya Kürt milliyetçisi’ olarak nitelenmiştir. Bu ikincil iddiaları, öncellikle Şeyh Said Efendi’nin gözlerin şahitliği, düşmanlarının tanıklığı, mahkeme tutanakları ve kıyamıyla ilgili sözleri çürütmektedir.
Şeyh Said Efendi, bir Kürt milliyetçisi miydi, Kürtlük davası için mi ayaklanmıştı, Azadi Hareketi ile birlikte miydi?
Batı felsefesi ve eğitimi etkisindeki kişiler, çoğunlukla toplumsal bir olayda dinin olayın gelişimi, ilerlemesi ve bir sonuca bağlanması için tek başına gelişimi için yeterli olamayacağı anlayışı taşırlar. Onlara göre Batı’da tahsil görmüş ve iyi bir eğitim almış Kürt milliyetçileri Şeyh Said’i etkilemiştir. Haliyle Şeyh Said de Azadi Hareketinin önde gelen şahıslarından biridir. Şeyh Said’in kafalarındaki Şeyh şablonuna uymaması onları kendi tezlerine daha bir inandırmaktadır. Ticari, ilmi ve siyasi geziler yapan; Türkçe, Zazaca, Kürtçe, Arapça, Farsça ve az seviyede İngilizce ve Fransızca bilen; gazete, kitap ve dergi okuyan; halkın derdine derman, çaresizliğine merhem ve sorunlarına ilaç olan bir şeyh onların kafasındaki şeyh ‘softa, cahil, halkın derdiyle dertlenmez(!)’ şeyh profiline uymamaktadır. Şeyh Said olsa olsa günün şartlarında toplumsal bir dinamik olan Kürt milliyetçiliğinden etkilenmiş ve bu harekete dâhil olmuştur. Oysa Resulullah’ın mücadele dolu hayatını, Hz. Hüseyin’in zulme kıyamını, Moğollara başkaldıran Serdengeçtileri ve Rus işgaline Kafkas Kartalı kesilen Şeyh Şamil’i ve birçok Müslüman âlimi tanımayan bu kesim kendini avutmaktan başka bir şey yapamamaktadır. Gerçek şudur ki Şeyh Said Efendi’yi harekete geçiren Kürd’ü, Zaza’sı ve Türk’üyle Müslüman halkın içine düştüğü acizlik, gördükleri zulme tahammülsüzlük, uğradıkları haksızlıklara İslami kimlikle karşı koyma sorumluluğudur.
Şeyh Said Efendi’nin mahkeme boyunca sürdürdüğü basiretli ve dirayetli tutum onun Müslüman şahsiyetini ve Kürtçü bir duruştan beri olduğunu ortaya koymaktadır. Ahmet Süreyya Örgeevren, mahkemede hem taraf hem savcı olarak bulunmaktadır. O, mahkemeler boyunca diğer bazı şeyhlerle ilgili olumsuz ithamlarda bulunmasına rağmen, Şeyh Said ile ilgili hem mahkemede hem de Dünya gazetesinde 1957’de yazdığı anılarında kelimeleri seçerek kullanmaktadır; çünkü düşman da olsa karşısında ‘şahsiyetli, duruşu net ve endişesi İslam’ olan bir âlim durmaktadır. O, mahkeme dışı özel sohbetlerinde Kürtlük dâvası gütmediğini dile getirmekten çekinmemiştir.
Cibranlı Halit’le akrabalık, Halit Bey ve eski Bitlis mebusu Yusuf Ziya’nın tevkif edilmesi, Şeyh Said’in ifadeye çağrılması ve Azadi hareketiyle iddia edilen ilişkisi Şeyh Said Ayaklanmasını Kürtçü bir hareket olarak görmek için yeterli değildir. Bölgesel bağlamda birçok yönden kader ortaklığı yaşayan bu şahıslar birbirleriyle tanışıyor, görüşüyor; Sevr, Lozan ve Beytüşşebap olayları vesilesiyle istişare ediyor olabilir. Ki bu görüşmelerin birinde Şeyh Said Efendi’nin Halit Bey’e “Yola çıkacağım, Kur’an-ı temhir ettireceğim.” demesi gözden kaçırılmaktadır. Bu söz, dahi başlı başına Şeyh Said Efendi’nin Kürdistan davası mı yoksa şeriat davası mı güttüğünün net bir cevabıdır.
Bu kişilerin çıkış noktası Kürt milliyetçiliği ve Kürt devleti ise bu birliktelik niçin vitrine çıkmamıştır?
Şeyh Said, neden ısrarla bu ithamlardan beri olduğunu dile getirmiştir?
Liceli Fehmi Bilal, kıyam boyunca Şeyh Said’in kâtipliğini yapmıştır. Şair ve mütercim olan bu şahıs, dini yönden zayıf biridir. Muhtemeldir ki Şeyh Said Efendi, kalemi güçlü ve edebi olduğu için onu kendine kâtip yapmıştır. O bir anısında, bu çirkin iddiaları iddia etse de Kürt şairi Cegerxwin aynı kişiyle ilgili olarak, Şeyh’in oğlu Ali Rıza Efendi ile Irak’ta uzun süre misafir kaldıkları II. Seyyid Taha’nın yanında yaşadıkları bir anekdotu aktarıyor ve şöyle diyor:
“İlk günler geçtikten sonra yemekler sıradanlaştı. Bu durumdan şikâyet eden Fehmi Bilal; ‘Neden hep mercimek çorbası veriyorlar?’ diye şikâyet edince, Ali Rıza Efendi; ‘Yıllardır buradayız, her gün bizi misafir gibi ağırlayamazlar’ diye azarladı. Bunun üzerine Fehmi Bilal; ‘Zaten senle babanın sofiliği bizi bu hale koydu. Üzerimizde uçaklar dolaşırken baban; haydi kalkın namazımızı cemaatle kılalım derdi.’ diyerek Şeyh Said’in oğlu Ali Rıza Efendi’ye tepki gösterdi.”
Azadi Hareketine yapılan operasyonlarda ele geçirilen gizli listelerde Şeyhle ilgili milliyetçi yaklaşımı destekler bir bilgi yoktur; aksi iddialar vardır. Listede Şeyh Said’in isminin bile olmaması ve buna rağmen Azadi’nin iddialarının kabul görmesi bize ilgili hareketin örgütlenme ve örgüt disiplini hususunda gücünün abartıldığını göstermektedir. Ne yazık ki Mustafa Kemal’in ajanı olarak bilinen ve Şeyh Said’in yakalanmasında ihaneti olan Binbaşı Kasım’ın mahkemedeki kasıtlı ve önceden tasarlandığı belli olan “…bu kıyam için bunlar avamil oldu. Fakat asıl sebep Kürdistan istiklali idi. Kürdistan Cemiyeti, nihayet Kürdistan İstiklal ve İstihlas Cemiyet-i inkılâp etti. O yemin o kadar müthiştir ki müntesibinin kafasını kesseler söylemezler. Ben bu cemiyete dâhil olmadım. Kürtler iki zümredir: Siyasiyun ve diniyun. Mesela Halit Bey falan siyasiyun idi. Onlar komiteler yaparlardı. Şeyh Said Efendi de diniyundandı…” bağlamındaki ifadeleri ve diğer beyanları mahkeme heyetinin duymak istediği dış bağlantılar ve Kürtçülük meselesidir. Kürt ulusalcılarının Binbaşı Kasım gibi bir hainin beyanlarını eksik ve manipüle edilmiş bir tarzda yorumlamaları, mesnet olarak görmek zorunda kalmaları bu konuyla ilgili delillerin yokluğundan ileri gelmektedir. İlginçtir ki Binbaşı Kasım, Seyyid Abdülkadir için de bu tür ifadeler vermiştir. O da bu tarz söylemler karşısında, ‘Yolunun sadece İslam yolu, davasının şeriat davası” olduğunu ısrarla vurgulamıştır.
Ankara, kısa bir süre sonra Şeyh Said’in Kürt milliyetçisi ve ayaklanmanın Kürtçü olduğu iddiasından vazgeçmiştir. Bu konuda TBMM’nin hazırladığı bir ihtar da basına gönderilmiştir. Basın, ayaklanmanın irtica olduğu, Kürtlük meselesi olmadığına dair yazması hususunda uyarılmıştır. Ayaklanmanın başında Ankara’ya gönderilen askeri raporlar da Şeyh Said Efendi ve arkadaşlarının dini bir ayaklanma gerçekleştirdiği yönündedir.
Şeyh Said Efendi, kıyamına kesinlikle Kürtçülüğü karıştırmamıştır. Bu kıyam esnasında da mahkeme safhasında da böyledir. Onun böyle yapması, idamdan kurtulma ümidiyle değildir; kıyamın İslami niteliği, kimliği ve çerçevesine hiçbir şekilde halel gelmemesi içindir. Mahkeme zabıtlarında geçen “Kıyamımızı iyi anlayın, bizden sonrakilere de aktarın…” ifadesi diğer birçok delil gibi kalkışmanın Kürtçü bir ayaklanma değil İslami bir kıyam olduğunu güçlendirmektedir.
Yusuf oğlu Çerkes(Çerko), Şeyh Said Efendi'nin hizmetkarıdır. Alevi olan Çerko, mahkeme kararıyla serbest bırakılır. Mahkeme reisi, Çerko'nun beraatini tebliğ edince, o salona girmiş ve şunları yüksek sesle dile getirmiştir:
"Şeyh Sâîd'in olmadığı, İslâmsız bir dünyada, benim için hayat haramdır. Zîllet altında yaşamaktansa, izzetlice idâm sehbâsında ölmek daha evlâdır."
Çerko, bu sözünün ardından idam edilir. Beraati verilen bir insanın ölümü göze alıp söylediği bu söz yine tek başına Şeyh Said Efendi’nin kıyamının İslam temelli olduğunu ve bu temel dışındaki tüm ithamlardan beri olduğunu ispatlamaktadır…
…
Şeyh Said kıyamına katılan ve destek verenler genellikle Şeyh Said ve dedesi Şeyh Ali Septi Efendi’nin tarikatının etki alanı içinde olan Lice, Hani ve Çapakçur havzasında yaşayan Sünni, Şafii ve Nakşibendi Zazalardır. Kurmanclardan Mil, Cibran ve Hasenan aşiretleri güçlü bir şekilde olmasa da kıyama katılmıştır. Hasenan, Sipkan, Haydaran ve Hoytiler kıyama katılmamış, Zil aşiretlerinin çoğu(Epyodi, Celali, Dakuri, Zirkan, Şadili, Adenan, Torular), hükümet saflarında savaşmışlardır. Bölge halkı üzerinde büyük etkisi olan Norşin, Oxin, Hizan, Cizre ve Mardinli Hamidi şeyhleri, Bitlisli Şeyh Abdülbaki Küfrevi, Hezanlı Şeyh Selim kıyama destek vermemiştir. Babakürdi aşiretleri çoğunlukla harekete hiç katılmamıştır. Pençinaran, Renan ve Reşkotan aşiretleri kıyama destek vereceklerini belirtmelerine rağmen bu ya lafta kalmış ya da hükümete destek olarak gerçekleşmiştir. Şırnak, Cizre, Siirt, Midyat ve Mardin kazaları aşiretleri tarafsız durumdaydılar. Van ve Şırnak arasında kalan Mankuran, Godan, Bezdima, Alan, Cürgan ve Karısan aşiretleri de isyana katılmadılar. Hazrolu Seyfeddin Paşa ailesi, Heverki aşiret reisi Midyatlı Haco Ağa, Raman aşireti reisi Eminé Perixané, Pencinera aşiret reisi Cemilé Çeto gibi yüzlerce ağa hükümetten yana duruş sergilemiş, Midyat, Savur, Kercoz (Gercüş) ve Beşiri yöresindeki ağalar ise Mustafa Kemal’e şu telgrafı çekmişlerdir:
“Cumhuriyet hükümetinin ezici kuvvetine dayanarak hainlerle son nefese kadar savaşacağımızı bildiririz.”
Şeyh Said Efendi’nin kıyamı niçin bazı kişi, aşiret ve şeyhler tarafından desteklenmedi? Sorusu zihinleri meşgul etmiştir, etmektedir. Bu sorunun gerçek cevabı net olmamakla beraber kıyama katılmama, destek vermeme veya kıyamın karşısında olma hususuyla ilgili şu muhtemel sebepler sayılabilir:
İbrahim Dağılma
- Kıyamın yeterli bir hazırlık içermediği ve haliyle başarısızlık kaçınılmaz düşüncesi,
- Kıyam başlayıp bittiği halde hala kıyamdan haberdar olamama
- Toprak ağalarının etkisiyle kıyama destek verme çekincesi,
- Birçok Nakşi şeyhinin nüfuzunu kaybetmek istememesi,
- Diyarbakır’da güçlü bir şekilde faaliyet yürüten büyük bir askeri garnizon ve gizli bir istihbarat şebekesinin etkisi,
- Rüşdünü henüz ispatlayamamış bir şeyhin yanında yer almaktansa küçük bir Türk gücünün yanında yer alarak konumlarını tehlikeye atmak istemeyen kişi ve aşiretlerin etkisi,
- Hükümetin isyan bastırılınca aşiret reislerine vaad ettiği makam ve imkanın cazibesi,
- Şırnak, Cizre ve Mardin gibi bölgelerde arazi ve hayvancılık gelişmişti. Buradaki aşiretlerin çoğunun savaşın getireceği yıkımdan öte barışın getireceği emniyeti(!) tercih etmesi,
- Sınır boylarındaki bazı aşiretlerin İngilizlerden yana tavır alması,
- Heverkanlı Haco Ağa, Sürgiçli Kamil Ağa ve Derikli Hacı Necim gibi kendi halkına düşman, devlet ve işgalcilerin aşiretlerin ikili oynaması,
- Mıhamed Cemilpaşa gibi bazılarının ise tıpkı Küfelilerin Hz. Hüseyin’e söylediğine benzer şekilde ‘Biz Türklerle beraberdik; ama gönlümüz Şeyh’ten yanaydı’ söylemi…
İbrahim Dağılma