İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Âlim, amil, mücahid ve şehid bir rehber: Şeyh Said -6-

2020-07-12
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

“…Ve nice peygamberler ile beraber birçok âlimler, savaşta bulundular da Allah yolunda kendilerine isabet eden şeylerden dolayı ne gevşediler ne zaafa düştüler ne de baş eğdiler. Allah Teâlâ ise sabredenleri sever…”      (Âl-i İmran 146) Kürdistan’da yaşanan bu İslami kıyamı anlamak, aynı zamanda tarihi anlamaktır. Egemen güçlerin eliyle yazılmış tarih sayfalarında nice haklının haksız, masumun cani, mazlumun zalim, güvenilirin hain olarak kayda geçildiği, tanıtıldığı ve ders kitaplarında böyle yer aldığı bilinen bir gerçektir. Mondros Mütarekesinden sonra bölgeye dair birçok aşikâr ve gizli dosya ilgili kişi veya kliklerin koltuk veya sümen altlarında duruyordu.  Mondros ve Lozan’ı dayatan güçlerin, devlet yöneticilerinin, bölgedeki aşiretlerin, etkin kişi ve örgütlerin kısa veya uzun vadeli görüşleri vardı. Şeyh Said gibi duyarlı birçok Müslüman âlim ve öncünün de kendi coğrafyaları, yarınları adına bir yol haritası vardı. Bu yol haritası İslami bir renkle boyalıydı. Şeyh Said’in kıyamı üzerinde düşünülmüş, konuşulmuştu; ama kıyamı başlatan lokal gelişme hesapta olmamıştı. Silahlar düşünüldüğünden erken patlayınca kıyam esnasında ve sonrasında bu iç ve dış dinamikler, kıyamı kendi mecralarında yontup şekillendirmeye çalıştılar. Bu yontup şekillendirme bugün de devam etmektedir. Kıyam öncesi ve sonrası hesaplar hiçbir taraf için aynı olmamıştır. Yıllarını savaş meydanlarında geçirmiş insanlar ve bölgenin ekonomik ve sosyal yapısı Kürdistan üzerine doğru veya yanlış hesap yapanları etkilemiş. Bölge adına hesabı olan her kişi veya güç kıyam öncesi bu vaziyeti gözetmiş ve mecburiyetlere bağlı hareket etmişlerdir. Bölge insanı, yarınlarına dair Türkçü ve İslam karşıtı politikaları hissetmediği zaman ve zeminde farklı hareket etmiş ve çözümler aramış. Medreseler ve tekkeleri ihya etmiş, bölgeyi maddi ve manevi inşa etme yolunu seçmiştir. Ancak İttihat ve Terakki’yle başlayıp yeni devletle zirve yapan Türkçü-milliyetçi, Batıcı ve İslam düşmanlığı bölgedeki Müslüman halkı başka çözümlere yöneltmiştir. Bu ahlaksız gidişi basın yoluyla ilan etme, Meclis kürsüsünde dile getirme, vaaz kürsülerinde halka anlatma ve nihayetinde silahlı bir başkaldırı gerçekleştirme bu alternatifler içinde görülmeli ve sayılmalıdır. Laik ve ırkçı rejime karşı tepkiler aynı dozajda olmadığı gibi, tüm bölge bir ve beraber olmuş da değildir. Karşı çıkışı tamamen İslam ve Allah için olan olduğu gibi, çıkarları yeni Cumhuriyetle birlikte hareket etmekten geçenler de vardı. Kürt kartını öne sürüp alternatif milliyetçilik oluşturanlar olduğu gibi bölgedeki nüfuzunu ve küçük çıkarlarını korumak için hareket edenler de vardı. Şeyh Said kıyamı ise, bir saf belirleme arenasıydı: Sadakat gösterenler, destek verenler, ihanet edenler, küçük çıkar gözetenler, arkadan vurmalar, çok büyük hedef gözetenler, sadece hayatta kalmak isteyenler, geleneksel ilişkilerini sürdürme çabasında olanlar, etliye sütlüye karışmayanlar ve olaydan aylar/yıllar sonra haberdar olanlar... Şeyh Said kıyamı öncesi ve sonrası için spekülasyon yapanlar; kıyamın içinde, önünde ve arkasında ‘ihanet, işbirliği, ajanlık, softalık veya Kürtçülük’ arayanlar avuçlarını yalamalıdır. Çünkü bu kıyamda onların düşündüğü ve umduğu bir tutum ve yaklaşım yoktur. Kurulu bir düzene, bir iktidar gücüne başkaldıran bir yapının doğrudan veya dolaylı olarak bazı kişi veya yapılarla yolları kesişebilir. Bu yapı, birileriyle görüşebilir, konuşabilir, fikir alış verişi yapabilir; hatta hedef aynılığı için işbirliği de yapabilir. Bu kınanacak ve farklı taraflara çekilecek bir durum olmamalıdır. Peygamberimiz aleyhi selamın ‘Hudeybiye sulhu ve Hendek Savaşı’ gibi birçok yerdeki tutumu bize doğru yaklaşım sunmaktadır. Şeyh Said Efendi’nin kıyamı ile ilgili bilinmesi gereken tek bir hakikat vardır. O da hem sosyolojik taban, hem kanaat önderliği, hem de hilafet, medreseler ve açık saçıklığın önlenmesi gibi talepler İslamidir ve Müslüman halka dayanmaktadır. Türkiye’de seküler/laik ve Kürtçü talepler Müslüman kişi ve örgütlü İslami yapılar aradan çıkarıldıktan ve Türkçü dayatmalar üzerinden yeni bir milli-din-kültür oluşturmadan sonra güçlü bir şekilde dillendirilmiştir… … Diyarbakır surları önünde mukavemeti bozulan sadece mücahitler değildi. Kıyamı bastırmak veya hedefinden saptırmak için bölgeye sevk edilen ordu birlikleri başarılı olamayınca onlar da Diyarbakır surlarının gerisine çekilir. Bir gün sonra 24 Şubat’ta Elazığ’dan sevindirici haber gelir. Şehir, mücahitlerin eline geçmiştir. Ankara’da ise bambaşka bir atmosfer vardır. Başbakan Ali Fethi Bey(Okyar) TBMM’de meseleyi “dinî kisveli bir isyan ve yerel bir hareket” olarak niteler, idarî önlemler ve bölgesel bazı tedbirler önerir. İçişleri bakanı Recep Peker ise onun gibi düşünmemektedir. Başbakan ve İçişleri bakanı arasındaki bu zıtlaşma kabinede ihtilâfa yol açar. Başkaldırıyı Atatürk ilke ve inkılâplarına bir meydan okuma olarak yorumlayan bu ikinci grup Mustafa Kemal’in varlığından güç alarak TBMM’nin 25 Şubat tarihli oturumunda cebren ve hile Hıyânet-i Vataniyye Kanunu’nun 1. maddesine “dinî istismarı engelleme(!)”yi hedefleyen bazı ilâveler yaparlar. Kıyamın önü alınamayan ilerleyişi, başbakanın konuyu daha uzlaşıcı ve yumuşak bir şekilde çözme yaklaşımı, Ankara’da İslam düşmanı ve Batı hayranı mebuslar arasında endişe ve korku havası oluşturur. Tartışmalar, ihtilaflar Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’e bildirilir. 2 Mart 1925’te Başbakan Ali Fethi Bey zorunlu istifasını cumhurbaşkanına sunar. 3 Mart’ta İsmet İnönü yeni hükümeti kurmakla görevlendirilir. 4 Mart’ta Şark İstiklâl Mahkemelerinin kurulması kararlaştırılır. Muhtemel yeni muhalif hareketleri engellemek amacıyla Takrîr-i Sükûn Kanunu çıkarılır. Şeyh Said Efendi, Elazığ’ın mücahitlerin eline geçmesinden sonra ağırlığını Diyarbakır’ın alınmasına verir. Mücahitler, 7 ve 8 Mart’ta Şeyh Said’in komutasında üç koldan Diyarbakır’a saldırırlar. Ancak beklenen başarı sağlanmaz, Diyarbakır’ın ele geçirilmesi gecikir ve çeşitli nedenlerden kıyam kuvvetleri gerilemeye başlar. Şeyh Said Efendi, aşiretlerden beklediği desteği alamamış, yenilgi havasını sezen kimileri de fevri hareket eder olmuştu. Kıyam kuvvetleri düzensiz biçimde hareket ediyor, mücahitler kılığındaki ajan ve işbirlikçiler yağmaya devam ediyor. Yağmalar ve hakka tecavüzler meselesi, Şeyh Said’i çok üzer ve o, bu vaziyetten şikâyetçi olur. Her ne kadar, oyun içinde oyun olsa da zayıf karakterli ve farklı beklentiler içindeki kişiler de bu yağma ve tecavüz vebaline ortak olurlar. Öyle ki Şeyh Said Efendi, kendi askerlerine konuyla ilgili bir beyanname yayınlar. İhtiyaca binaen mecburen alınan mallar için ücreti daha sonra ödenmek üzere senet verilmesini emreder. 90’lı yılların Ergenekon ve JİTEM’i gibi kirli yapılar Şeyh Said kıyamında da sahada boy gösterir. Şeyh Said’in karşısında nice Ali Cengiz ve Bizans oyunları bilen bir laik sistem vardı. Asit kuyuları ve faili meçhuller, 1925 Mart’ında Diyarbakır Suriçi’nde karşımıza yağma, talan ve tecavüz olarak çıkar. Dönemin istihbarat şebekeleri devreye girer ve kıyamı sabote etmek için Suriçi’nde “Bıji Şeyh Said” sloganları ile yağma, talan ve tecavüz provokatörleri harekete geçerler. Ne var ki ahali çok da haberdar değildi bu durumdan. Bu provokasyon Diyarbakır halkının Şeyh Said ve yarenlerine istenilen düzeyde yardım etmesini engelledi. Kıyamı yanlış yönlendirip halkı ona karşı isyan ettirme, kıyama karşı güveni sarsma işlevini 1952’de resmi bir boyut kazanan Seferberlik Tetkik Kurulu olarak bilinen meşum yapı üstlenir. Bu yapıya mensup elemanlar, Şeyh Said’in askerleri arasına karışır, önce Darahini, Elazığ ve akabinde Diyarbakır’da yağma yaparlar. Maalesef zayıf kişilikli olanlar da bu yağma ve tecavüzlere dâhil olur. Kıyamın komutan ve katılımcıları mahkemelerde yağma ve talan konularında bu ihtimalden dolayı hiçbir yerde konuşmazlar; ama malum meşum yapıyı da tanıyacak ve öğrenecek fırsatı bulamadıklarından kendi aralarında birbirlerini suçlarlar. Kıyamın bu ayak oyunları ile Diyarbakır önlerinde durduruluşu acı felaketi getirir. Silah ve mühimmat eksikliği başarısızlığın diğer önemli bir sebebiydi. Ordu kuvvetleri hava harekâtı başlatır, sevk edilen ordu birlikleri hızlı bir şekilde Diyarbakır’a intikal eder. Ve akabinde İlahi kaderin bir cilvesi olarak mukadderat tecelli eder: 1925 Mart ayı sonu ve Nisanın ilk haftalarında ordu birliklerinin gerçekleştirdiği yoğun harekâtla Şeyh Said kuvvetleri Çapakçur bölgesinde büyük bir yenilgi alır. Şeyh Said Efendi, geri çekilir. İhanetin perdesi bir kez daha aralanır. Ve ihanet maskesi takmış Binbaşı Kasım’ın ihbarıyla Şeyh Said ve arkadaşları 15 Nisan’da Muş ile Varto arasında Çarınçur köyünde Abdurrahman Köprüsü üzerinde yakalanır. Hem bölge halkı hem de kıyam öncüleri Binbaşı Kasım’ın Mustafa Kemal’in adamı olduğunu biliyordu. Buna rağmen, Binbaşı Kasım Şeyh Said’e nasıl bu kadar yakın olabilmiştir ve hareketin ana merkezinde yer alabilmiştir? Muhtemelen askerî tecrübelerinden dolayı Binbaşı Kasım’a duyulan ihtiyaç, onun Şeyh’in ayaklarına kapanarak tövbe ettiğini ilan etmesi ve Melekânlı Şeyh Abdullah’ın[1] Binbaşı Kasım’a güven noktasında Şeyh’i de ikna etmiş olması zımni ve zorunlu bir itimadı doğurmuştur. Şeyh Said Efendi ve arkadaşları 5 Mayıs günü bir alay askerle Diyarbakır İstiklal Mahkemesine sevk edilir. 26 Mayıs’ta yer yer trajedi yer yer komedi görünümü alan liyakatsiz ve seviyesiz bir yargılama başlar. Mahkeme heyeti hukuku guguk kuşu gibi gören bir yapıdadır. Milletvekillerinden oluşan mahkeme heyeti aslında İstiklal Mahkemelerinin ‘sanıkların idamına, delillerin bilahare toplanmasına’ garabeti içindedir. Sanıklara avukat tutma izni verilmez. Türkçe bilmeyen kimi sanıklar savunmalarını kısmen Kürtçe, Zazaca ve Arapça yapsa da tercüman sıkıntısı ve engellenme sebebiyle savunmalarını yapamaz, verilen karara mecburen razı olurlar. Türkçe bilmemenin getirdiği acı bir dram da bu yargılamalar esnasında yaşanır. Mahkeme savcısı Ahmet Süreyya‘nın anlatımına göre bir genç, Türkçe bilmediği için mahkeme heyeti üyelerinden birinin hışmına uğrar ve “Türkçe bilmeyenden zaten hayır gelmez. Asın bunu!” demesiyle asılır. Şeyh Said’i Kürtçü(!) iftirasıyla değersizleştirmek isteyen bu anlayışın Hitler ve Stalin faşizminde bile eşine az rastlanır bu vahşeti acaba nasıl anlatılır, nasıl yorumlanır veya hangi vicdan muhasebesi buna dayanır? 27 Haziran tarihli mahkeme oturumunda sanıklar son konuşmalarını yaparlar.  Şeyh Said Efendi, başkaldırının önce tasarlanmış bir hareket olmadığını, kendiliğinden geliştiğini, amacının Diyarbakır’a kadar gidip orada ulema ile birlikte şer‘î kanunların uygulanmasının gerekliliğini Ankara’ya bildirmek olduğunu söyler. 28 Haziran’da mahkeme idam kararını sanıkların yüzüne okur. Kanla, zulümle, darağaçlarıyla ve yakıp yıkmalarla kurulan yeni devlet, eli kanlı ve dili kinli mahkeme başkanı Müfit Kansu’nun dilinden aklanır, paklanır ve ak sütten çıkmış bir kaşık algısı oluşturulur: “…Senelerden beri şeyhlerin, ağaların, beylerin baskısı altında sömürülen, eriyen, inleyen, mal, can ve ırzları şeyhlerin ağaların keyfine kurban edilen bu bölgenin zavallı halkı artık sizin fesadınızdan ve kötülüğünüzden kurtularak Cumhuriyet’imizin feyizli ilerleme ve saadet vadeden yollarına yürüyerek refah ve saadet içerisinde yaşayacaktır. Siz de döktüğünüz kanların, söndürdüğünüz ocakların cezasını adalet sehpasında hayatınızla ödeyerek hesap vereceksiniz. İşte cumhuriyetin sert fakat adil kanunlarının hükmü budur. Mahkûmları götürünüz.” Garabet, aldatma ve yüzsüzlük örnekleri çalışma alanımızın kapsamını aşacak kadar çoktur. Bu zalim karar açıklanmadan birkaç gün önce Dağkapı Meydanı’nda idam sehpaları hazırlanır. Öyle ki idam sehpalarını kuranlar adeta kaç kişinin idam edileceğini biliyor edası ve rahatlığıyla 47 kişilik idam sehpalarını kurarlar. Hatta Giresun Milletvekili Hacim Muhiddin, mazlumların kanında bile estetik bir zevk gözetecek kadar sanatçı(!) ruha sahip biridir. Onun isteğiyle sehpalar estetik(!) olsun ve asılanlar birbirini görebilsin diye aynı hizada ve yan yana dizilir. Ankara’nın mümtaz(!) misafirleri, Diyarbakır’daki asker ve sivil yöneticiler, eşleri ve diğer davetliler idam törenini huzur ve mutluluk içinde(!) izleyebilsin diye bir tribün de inşa edilir. Ve 29 Haziran…  Şeyh Said Efendi ve arkadaşları bahçeye çıkarılmadan önce son kez daha sayılır. O esnada kıyam erleri birbiriyle vedalaşır ve helalleşir. Şeyh Said Efendi ve mahkeme üyeleri arasındaki bu kısa diyalog tarihe bir mazlum ve mümin şahitliği olarak düşer: “Cezanı çekeceksin!” “Kıyamet günü hesaplaşacağız. Boynuzsuz keçinin ahını boynuzludan alırlar.” Elleri arkadan bağlı mahkûmlara birer beyaz gömlek geçirilir, boyunlarına mahkeme kararının özeti asılır, sonra tek tek darağacına götürülürler. Sıra laf olsun diye sorulan ve asla yerine getirilmeyen son isteklerdedir. Hanili Mustafa Bey, ‘Son arzum, oğlumdan önce beni asın!’ Çünkü o bir babadır. İdam sehpası da olsa oğlunun acısına gözleriyle şahit olmak istemez; ama dinleyen kim? Bu mümin ve mazlum babaya bile bile sadistçe acı çektirilir. Önce oğlu Mahmut asılır. Baba, oğlunun darağacına yürüyüşünü, ipin boynuna geçirilişini, taburenin ayakları altından çekilmesini izler, son haykırışını duyar ve ipin ucunda salınışını… Sıra Şeyh Said Efendi’dedir. Yılların imanı, cesareti, hikmeti ve önderliği bir somutluk misali birikir, Şeyh Said Efendi’nin nurlu çehresinde belirir.  Ne bir korku ifadesi, ne de yılgınlık vardır o nurlu çehrede. Ölümsüzlüğe kapı aralayan şehadet muştusuyla celladının yüzüne bakar. Dik bir baş, vakur bir çehre ve izzetli bir duruşla idam sehpasına yürür. Son Saat gazetesi muhabiri hatıra niyetine bir şeyler yazsın diye defterini Şeyh Said’e uzatır. O, muhabirin uzattığı deftere kendisi de darağacında şehit edilen sahabe Hubeyb bin Adiy’in şehadet öncesi söylediklerini beyit şeklinde yazar: “Değersiz dallarda beni asmanıza pervam yoktur. Muhakkak ölümüm Allah ve İslam içindir.” (Önümüzdeki sayı devam edecek.) İbrahim DAĞILMA [1] Melekanlı Şeyh Abdullah, halk içerisinde sevilen, adaleti ve merhametiyle ün salan, İslami konularda fıkhi derinliği olan biriydi; ama askerî yönü zayıf olup hayatında hiç silah kullanmamıştı. Hatta Cibranlı Halit’in yeğeni M. Emin Sever, onun kişiliğinden bahsederken şunları söyler: “Varto’nun Kulan-Baskan’ın Çıpanik platosunda, 80 kadar Ermeni, elleri arkalarından bağlı olarak öldürülmelerini beklerken, haberdar olan Melekanlı Şeyh Abdullah Efendi, Ermenileri öldürmenin büyük günah ve suç olduğunu, İslamiyet’te yerinin olmadığını söylemiş, buna müdahale etmiş ve hatta bir kaçının kurtulmasına sebep olmuştur..” Bkz. https://www.haksozhaber.net/okul/seyh-saidin-kimligi-ve-kiyamin-sosyolojik-boyutlari-6615yy.htm, Erişim: 20.05.2020
İbrahim Dağılma

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS