“…Mücahitlere İslam şeriatının sınırları içerisinde hareket etmelerini tavsiye ederim. Müslümanların mallarını talan etmekten kesinlikle uzak dursunlar. Eğer zaruret hali olur, zor durumda kalınırsa, ödeme vesikası vermek şartıyla ambarlardan gerekli erzak alınabilir. Daha sonra alınan miktar kadar mal ya da karşılığı olan para o kimselere ödenir…”
(Şeyh Said’in 15 Mart 1925’te, kardeşi Şeyh Abdurrahim’e yazdığı mektuptan)
Şeyh Said Efendi, dünyevi ve uhrevi açıdan örnek bir şahsiyet inşa etmiş ve toplumsal bir kabul görmüştü. O, yakın çevresinde aşiret kabile, köylü şehirli, genç ihtiyar kim varsa hemen hemen her yönüyle herkesin teveccüh ve itibarını kazanmıştı. Dini dünyevi, kişisel ve toplumsal meseleler, kavgalar ve çatışmaların akla gelen ilk çözüm mercii oydu. Seyyid olduğu yönündeki rivayetler, evlilik yoluyla Çanlı Şeyh Ahmet ve Cibranlı Halid’e akrabalığı, bilgi birikimi, ticaret dehası ve ileri görüşlülüğü onun bu sosyal rol ve statüsünü pekiştiriyordu.
Şeyh Said Efendi, ‘Kavmin efendisi, ona hizmet edendir.’ Hadis-i şerifi doğrultusunda hareket eden âlim ve amil bir öncüydü. O, içinde yaşadığı toplumun acı sevinç, hüzün neşe, sıkıntı ferahlık gibi her şeyiyle ilgiliydi. Sosyal hayat, dini atmosfer, siyasi gidişat, ekonomik durum ve eğitim şartları gibi toplumsal her alanda aktif ve öndeydi. Şeyh Said, insani münasebetler ve toplumsal dayanışma adına ev konak, mezra köy, kasaba şehir ayrımı yapmadan giderdi. Burada âlimler, beyler ve halk ile ilmi mülahazalar, siyasi istişareler ve durum değerlendirmeleri yapardı. Diyarbakır’a geldiğinde iki yer -Mesudiye Medresesi ve Cemil Paşazade’lerin konağı- bu minvalde onun uğrak yeriydi. Cemilpaşa ailesi o günün siyasi nüfuzu adına önemli bir aileydi.
Kürt ve Zazaların hem dini hem de aidiyet yönüyle yaşadığı zorluklar, çektikleri eziyetler göz önüne alınınca Şeyh Said Efendi’nin bazı siyasi kişiler ve yapılar ile görüşmesi ve hatta bazı mutabakatlar gerçekleştirmesi doğaldır. Siz, bir toplumda yaşayacaksınız ve toplumun sosyal, siyasi ve ekonomik ilişkileri doğrultusunda farklı kulvardaki insanlarla diyalog ve görüşme içinde olmayacaksınız! Bu mümkün değildir. Medine İslam devleti şartlarında Peygamberimizin (s.a.v) Medine Vesikası bu tür ilişki ve yaklaşımları anlamada önemli bir uygulamadır. Şeyh Said’in Cibranlı Halit’le akraba olması, Cemilpaşa ailesinin tarikat yoluyla ona mürit olması, siyasi şartlar ve sosyal travma bazı diyalog ve ilişkileri anlama adına önemlidir.
Şeyh Said Efendi, gittiği yerlerde gözü ilk önce ilim talebesi olabilecek kişilerde olurdu. Zeki ve kabiliyetli çocuk ve gençler dikkatini çeker, onların medresede ilim tahsili için çabalardı. Böylesi talebelere eğitim imkânı sağlar ve onların iaşesini bizatihi üstlenirdi. O, gelecek ve umut vaad eden talebeleriyle bire bir ilgilenir, birçok kitabı ezberlemelerini ister, ihtisas talebelerinin derslerini bizatihi verirdi. Onun talebeleriyle ders kürsüsünde ele aldığı konuların başında ‘devlet, cihad, tebliğ, ahlak ve infak’ gelirdi. Toplumsal hayat, sosyal yaşam gibi düsturların iyice bilinmesi, analiz edilmesi adına İbn-i Haldun’un "Mukaddime" isimli eserin ders olarak alınması icazet ön şartıydı.
Güzel bir ahlak örneği olan Şeyh Said, elinden geldikçe şahsi işlerini görür, bu noktada başkasına yük olmamaya ve eziyet vermemeye çalışırdı. Güzel giyinmek, eşyasını temiz tutmak, insanlara hikmetle yaklaşmak ve yumuşak davranmak, sabah namazından sonra tefsir okumak, akşam namazından sonra hatme-i hacegan yapmak, halkın sorunlarını dinlemek, insanlara bizatihi veya halifeleri aracılığıyla vaaz u nasihatte bulunmak onun bu güzel ahlakına delalet eden günlük işlerinin birkaçıdır.
Şeyh Said Efendi, sadece Müslümanlar için önemli ve el üstünde tutulan bir öncü değildi. Onun yaşadığı coğrafyada ve kader birlikteliği sürdürdüğü memlekette yaşayan herkes ona değer verir, hürmet gösterir ve sözüne kulak verirdi. Şeyh Said Efendi, insani ilişkileri ve muhataplık yönüyle örnek bir şahsiyettir. O, herkesle aynı üslupla konuşmazdı; insanları muhatap alırken onların yaş, cinsiyet, mevki ve kapasite gibi durumlarını dikkate alırdı. Muhatabın ilgisi, bilgisi ve endişesi sohbeti belirleyen önemli bir etken olurdu. Şeyh Said Efendi, feraset ve kabiliyetiyle Müslümanların; hakkı esas alan ve adaleti önceleyen tutumuyla da Ermeni ve Alevilerin sevgisini kazanmıştı. O, Şafii Hanefi, Sünnî Alevî, Ermeni Süryani demeden insanların dertlerini dinler, sabırla onlara kulak verir, insan psikolojisini önemser ve çözümleri doğru ve haklıdan yana üretmeye çalışırdı; bu sebeple herkes tarafından sevilip sayılan, nasihat ve tavsiyelerine değer verilen bir âlimdi.
Dünya geçimi, ekonomik gelişmişlik ve toplumsal yardımlaşma için ticaret önemli bir uğraştır. İslâm’da, ticaretin temeli doğruluk, dürüstlük, birey ve topluma hizmet anlayışı üzerine kurulur. İslam, ticaretle uğraşan bir Müslümandan bu ölçülere uymasını bekler. Ticaretle uğraşan âlim ve lider pozisyondaki biriyse toplumsal örneklik ve önderlik adına bu ilkeler daha bir önem kazanır. “Veren elin alan elden üstün olduğu” hadisi bilinçli Müslüman tüccarlar için hep bir düstur olmuştur.
Şeyh Said Efendi ve ailesi, Kürdistan’ın aynı zamanda zengin tüccarlarıydı. O dönemin ticaretinde koyun yetiştiriciliği öne çıkmaktaydı. Sürü sahibi olmak, zenginlik için önemli bir alametti. Hata babam bile o dönemde sürü sahiplerinin el üstünde tutulduğunu, zengin olarak kabul edildiğini söyler ve kendilerinin de bir dönem önü gözüken ama arkası gözükmeyen keçi sürülerinin olduğunu anlatmıştı. Şeyh Said ve ailesi bu yönüyle zengin ve varlıklı bir aileydi. Onların koyun sürüsü değil sürüleri vardı. Ve sürüleri için yüzden fazla ücretli çoban çalışmaktaydı. Koyun üreticiliği ve ticareti maddi anlamda ailenin birincil gelir kaynağıydı. Şeyh Said Efendi koyunlarını yaz sıcaklığında Bingöl, Hınıs, Tekman ve Varto gibi yerlerde serin yaylarda otlatır, sonbahar gelince koyunların satılması için İran, Musul, Kerkük, Halep ve Şam’a kadar bir pazar güzergâhı oluşurdu. Onun ticaretinde dört şeyin hesabı dakik işlerdi:
İbrahim Dağılma
- Bir sonraki ticari yıl için sermaye,
- Ailesinin ve medreselerinin iaşesi,
- Kar zarar durumu ve
- Malının zekâtı.
İbrahim Dağılma