İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Âlim, amil, mücahid ve şehid bir rehber: Şeyh Said -1-

2020-02-10
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

“Ve nice peygamberler ile beraber birçok âlimler, savaşta bulundular da Allah yolunda kendilerine isabet eden şeylerden dolayı ne gevşediler ne zaafa düştüler, ne de baş eğdiler. Allah Teâlâ ise sabredenleri sever.” (Âl-i İmran 146)   İnsanlık tarihi aynı zamanda İslam tarihidir. Bu tarih, ilk insandan günümüze şahit ve şehitler kervanına tanıklık etmiştir. ‘Ehsen-i teqwim yolunda Hakk’a şahitlik edenler ve esfel-i safilin derekelerinde yuvarlanan zalimlerin elinden şehitlik şerbetini içenler bu kervanın en mümtaz yolcuları olarak Rabblerine varmışlar. Zulüm, talan, sürgün, katliam, yıkım ve esaret kemendi bir coğrafyanın kaderi olmuşsa o coğrafyada şahit ve şehitlik uğruna nice güller dallarından kırılır. Kürdistan coğrafyası da son iki asırda ırkçılık ve faşizmin kin, nefret, zindan ve darağaçlarının şahitliğini yapmadığı günü kalmayan bir coğrafyadır. Böylesi coğrafyalarda şahit ve şehitler daha bir anlamlı olur, mücadelenin yarınları adına. Mücadele, davet ve zorluk bu velud topraklarda şahit ve şehitlerle daha anlam kazanmıştır. Kürdistan coğrafyasında şahit ve şehitler, çoğunlukla güzel hasletlerden bir hasletle öne çıkmış; ama bazıları hem şahit ve hem şehid oldukları gibi ilmiyle amil, ameliyle salih, salahiyetiyle örnek olmuştur. Şeyh Said ve ailesi bu örneklik ve rehberliğe her yönüyle layık bir aile olmuştur. Şeyh Said tıpkı varisi olduğu Peygamberler gibi sevenleri tarafından övülmüş, sevmeyenleri tarafından iftiraya uğramış ve kimileri de onu ideolojik bakışlarına göre nitelemiştir. Devlet arşivleri ve aklı onu bir asi ve İngiliz ajanı, Kürt milliyetçileri onu bir Kürt ulusalcısı olarak nitelemiş ve tanıtmış. O İslam’ı kendine dert edinmiş tevhidi Müslümanların nazarında ‘âlim, amil, mücahid ve rehber’ bir mü’mindir. İşin gerçeği ise onun kimliği şehadet şerbeti içmeden az önce söylediği şu cümledir:  "Benim bu değersiz dallarda asılmama pervam yoktur. Muhakkak ki mücadelem Allah ve dini içindir." Nesep, ilim ve tarikat olarak güçlü ve muhterem bir aileden bahsetmek kolay olmasa gerek. Hele bu aile dededen babaya, babadan oğula ve torunlara kadar İslam şeriatı uğruna çile çeken ve bedel ödeyen bir aileyse kelimeler onların bahsinden kifayetsiz kalır. Bu ailenin çile, zulüm, sürgün ve şehadetle tanışması IV. Murad’la başlar; Cumhuriyetin kuruluşuyla devam eder ve tek parti döneminde tavan yapar. Hâkim irade bu aileden ne istiyordu? Bu aile, neyi amaçlıyordu? Hâkim irade, bu ailenin yönetimi ve kararlarını sorgulamamasını ve kapıkulu olmasını istiyordu. Peygamber varisleri yetiştirmiş bir aileye, iyiliği emretmeyi ve münkeri nehy etmeyi şiar edinmiş bir aile için bu bir zül ve zilletti. Onlar, haksızlığa karşı direnci ve adaletsizliğe karşı kıyamı Hüseyni bir gelenek olarak devralmışlardı. Onlar, zillet bizden uzaktır ve Muhammed aleyhi selamın dininin ayakta kalması uğruna başlarını kılıçlara uzatmayı şeref biliyordu. *** Seyyid Haşim, Şeyh Said’in yedinci kuşak dedesidir.  Seyyid Haşim, Süleymaniye’den gelip Diyarbakır-Bismil’in Çilsutûn Köyüne yerleşir. Halkı irşad etmek ve talebe yetiştirmeyi kendine vazife bilen Seyyid Haşim, Bismil civarındaki aşiretlerle ilgilenip ihya ve tebliğ çalışmalarına hemen başlar, medrese açıp yüzlerce talebe yetiştirir. Seyyid Haşim’in Bismil’e yerleşmesinden bir müddet sonra IV. Murat, Bağdat seferi için yola koyulur ve güzergâhı üstündeki Diyarbakır’a uğrar. Bağdat Seferini meşrulaştırmak için Diyarbakır ve çevresindeki âlimlerden biat almak için ziyafet tertip eder. Seyyid Haşim ve bazı âlimler iki sebepten dolayı bu davete icabet etmezler. Onlar, Müslüman toprağına bir seferi doğru bulmuyor, dökülecek Müslüman kanının vebaline ortak olmak istemiyordu. IV. Murat’ın bazı ahlaki zaafları ve içkiye düşkünlüğü de ona biat etmeme için Seyyid Haşim ve bazı âlimler için güçlü bir sebepti. Seyyid Haşim, biat davetine gelen elçilere şunu söyler: “Ben, idaresi altındaki memlekette içkiyi yasaklayıp kendisi sarayında içki içen adama biat etmem!” Cesaret ve izzet dolu bu sözler, IV. Murat’ın çok zoruna gider; ama sefer öncesi Kürt âlimleri ve mirleri karşısına almak istemeyen Sultan, hesabını sefer sonrasına erteler. Bu sefer aynı zamanda Kasr-ı Şirin anlaşmasıyla sonuçlanır. Sefer dönüşü Diyarbakır’a uğrayan IV. Murat, Ka’bî (Bağıvar) Köyü’nde bir zafer(!) şöleni düzenler ve bu esnada Seyyid Haşim’i ve taraftarlarını yakalatmak için asker gönderir. Seyyid Haşim, olabilecekleri önceden kestirdiği için kendisine bağlı aşiretler ile savunma hattı oluşturur. Seyyid Haşim ve sevenleri koca bir ordu karşısında çok fazla direnemezler. Seyyid Haşim, talebeleri ve binlerce insan katledilir; ona ait medreseler yakılır. İlginçtir ki bu korkunç katliamdan Seyyîd Haşîm’in sadece bir çocuğu sağ olarak kurtuluyor. Henüz 5 yaşında olan bu çocuğun ismi Hüseyin’dir. 1925’te laik rejime karşı gerçekleştirilen İslami kıyamın aziz rehberi Şeyh Said, 1639 yılındaki o katliamdan sağ kurtulan bu Hüseyin’in soyundan gelmektedir. Sebepleri, sonuçları ve katliamdan kurtulanların üstlendiği misyon yönüyle bu olay Kürdistan coğrafyasında 2. Kerbela vakası diye namlanır.[1] Seyyid Haşim ailesi, bu zulmü hiçbir zaman unutmaz ve bu zulüm nesilden nesile tüm canlılığıyla aktarılır. Şeyh Said’le tekrar kıyam, zulüm, katliam ve şehadetle sınanan aile, bölgede adanmışlığın sembolü olur. Seyyid Haşim’in nesli Şeyh Said’e kadar şöyle devam eder: Seyyid Huseyn, Haci Huseyn, Molla Haydar, Molla Kasım, Şeyh Ali Sebti, Şeyh Mahmud Fevzi ve Şeyh Said.  *** Şeyh Said’in dedesi Şeyh Ali Septî, 1777’de Çilsutun köyünde dünyaya gelir. O, Diyarbakır’ın tanınmış âlimlerinden ders alır ve kısa sürede ilmi icazete hak kazanır. İcazesini aldıktan sonra ders vermekle meşgul olan Şeyh Ali aynı zamanda Diyarbakır Nebi Camii’nde imamlık yapar. Mevlana Halid-i Bağdadi, bu esnada şeyhinden icazet almış ve Şam’a gitmektedir. Şeyhinin isteği üzerine Diyarbakır’a uğrar ve Şeyh Ali Sebti’ye misafir olur. Şeyh Ali’yi siyah elbiselere bürünmüş bir halde gören Mevlana Halid şaşırır ve ona bunun sebebini sorar.  Şeyh Ali, ona dedesi Seyyid Haşim’le IV. Murat arasında geçen hadiseyi, onun ve tüm ailenin nasıl katledildiğini anlatır ve bu sebeple matem tuttuğunu söyler. Mevlana Halid-i Bağdadi, adeta aradığını bulmuştur. İlim, davet ve kıyam mirasına can ve evlad u iyalini feda eden bir aile… Mevlana Halid, bu mazlum coğrafya için yarınlara dair umut olabilecek bu genci-Şeyh Ali Septi’yi- yanına alıp Şam’a gider. Şeyh Ali, tasavvufi eğitimini kısa sürede başarıyla tamamlar. Rivayete göre onun ‘Septî’ lakabının bu icazetle ilgisi vardır. O, cumartesi günü icazet aldığı için kendisine ‘Septî’ denilmiştir. Mevlana Halid’in halifesi olarak irşad amaçlı Palu’ya gider. Şeyh Ali, bir âlim ve şeyh sorumluluğuyla hareket eder. Yolu üstündeki köy ve şehirlerde konaklar. Buranın insanına tebliğ yapar ve vaaz u nasihatlerde bulunur. Şeyh Ali Septi, ilmin izzetini muhafaza etmek için mirlerden uzak olmayı ve halkla iç içe bulunmayı kendine düstur edinir. Bugün bölgede İslami mücadeleyi yürüten âlim ve davetçilerin çoğu Şeyh Ali Septi’nin tedris ve tasavvuf dersinden bir şekilde nasiplenmiştir. Bölgenin İslami bir vaziyet almasında Şeyh Ali’nin etkisi çoktur ve inkâr edilemez. *** Şeyh Mahmud Fevzi, Şeyh Ali Septi’nin oğlu ve Şeyh Said’in babasıdır. Mahmud Fevzi Efendi, İslami eğitimini babasından alır. Onun hizmet alanı daha genişler; çünkü 1847’de mirlik(beylik)ler lağvedilir ve şeyhlerin halk üzerinde nüfuzu daha da artar. Bu değişiklik üzerine şeyhler, hem fetva, hem karar, hem de icra makamı olur; öyle ki birçok mir ailesi de şeyhlerin nüfuzu altında hareket etmeye başlar. Şeyhliğin toplumsal bir gücün yanı sıra siyasi bir güce de dönüşmesi halka olumlu yansır. Mahmut Fevzi Efendi, bu değişikliklerden aksiyoner olarak istifade eder, babasının tüm halifeleriyle teşkilati bir bağ kurar. Palu, Piran ve Hınıs gibi dönemin önemli merkezlerinde medrese açar, bölgenin en iyi âlim ve seydalarını bu medreselere getirtip eğitim vermelerini sağlar. Etki alanındaki medrese, dergah ve mürid aileleri daha sık ziyaret eder, sevgi ve hürmet çerçevesinde onlarla daha samimi ilişkiler kurar. İlim ve gönül dünyası zengin olan Mahmut Fevzi Efendi, maddi bir zenginliğe erişir. Lice mirlerinden olan kayınpederi vefat edince ona mirastan hatırı sayılır bir pay düşer ve o, bununla hayvan ticaretine başlar. Ticaret ağı kısa sürede Şam’a oradan İran, Azerbaycan ve Rusya sınırına kadar genişler. Hınıs’ın Kolhisar köyünü satın alır. Zenginlik, Şeyh Mahmut’u olumsuz etkilemez; aksine o, Allah’ın kendisine bahşettiği bu maddi imkânın farkındadır. Bu zenginlik vesilesiyle medreselerin tüm ihtiyaçlarını üstlenir, fakir insanlara maddi bir akar sağlar. Şeyh Mahmud Fevzi’den sonra oğlu Şeyh Said, Şeyh Bahauddin ve Şeyh Abdurrahim’in; Şeyh Said’in oğlu Şeyh Selahaddin’in halk üzerindeki sevgi temelli otoritesi devam eder. Bölge halkının Şeyh Said kıyamına tereddütsüz destek vermesinde hürmet ve sevgiyle oluşan bu otoritenin etkisi büyüktür. Çünkü bu aile, ilim ve medreseyle halkı eğitim; vaaz, irşad ve tebliğle toplumu maneviyat; ticaretle insanları maddi olarak ihya ediyordu. Muş ve Bingöl’de açılan medreseler, Palu mirliğinin aileye bağlılık bildirmesi ailenin iktidarını daha da pekiştirir. Şeyh Mahmud Efendi ve ailesi dini ve dünyevi sorunlarda artık toplumun en önemli mercii olmuştu. Ayrıca halkın dini ve dünyevi sorunlarındaki en önemli mercii bu aile olmuştur. Şeyh Mahmud Efendi, ‘Bir topluma hizmet eden o toplumun efendisidir.’ Hadis-i şerifince halkın eğitimine, sorunlarına ve maddi zorluklarına sırt verip çözümler üretirken kendi aile efradını da ihmal etmez. O çocuklarının maddi ve manevi yönden yetişmelerine önem verir, onları bölgenin en âlim ve amil seydalarına tedris için gönderir; bazen de bu âlimleri kendi medresesine davet edip çocuklarının onlardan ders almalarını sağlar. Mahmud Fevzi Efendi’nin erkek çocukları Şeyh Said, Bahauddin, Diyauddin, Abdurrahim, Tahir, Mehdi ve Necmeddin’dir. Bu kardeşlerin hepsi tıpkı baba ve dedeleri gibi âlim, amil ve mücahid idiler. Öyle ki bu kardeşlerden Şeyh Said, Bahauddin, Diyauddin ve Abdurrahim Allah davası uğruna şehadet mertebesine erişmiştir. Şeyh Sait bu kardeşler içinde en muteber ve meşhur olandır. Kendi ismiyle bilinen kıyamın liderliğini yaptığı için de dost düşman herkesçe bilinmektedir. (Önümüzdeki sayı devam edecek.) [1] Şevket Baysanoğlu’nun Diyarbakır Tarihi
İbrahim Dağılma

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS