İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Kurumlarımız ayaklarımıza vurulan prangalar mı yoksa ayaklarımızı yerden kesen rahvan atlar mı?

2022-06-01
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

İnsan yaşamının bir cilvesi olan yalnızlık, beraberinde sürekli bir muhtaçlık hâlini de getirir. Aidiyet duygusu, kabul arzusu, onanma gereksinimi insanı bu cilvesinden uzaklaştırmaya mecbur kılar. İnsan psikolojik olarak diri kalmak ve davranış açısından aktif olmak için önceden var olan bir çok kavram ve kurum içinde varoluşunun doğallığını yaşar. En evvelinde aile kurumu sonrasında eğitim, meslek, devlet vb. kadim ve evrensel kurumlar içerisinde nevşü nema bulur. Toplumsal, kültürel, siyasal ve dini olabilen bu kurumlar insanın varoluşuyla vardırlar. Bu bağlamda insan bir çok kurumsal yapının içerisinde dünyaya merhaba der. Hayatı boyunca kurum ve kavramların psikolojik yönlendirmeleri hatta sosyal baskıları sonucu fikirsel, davranışsal değişim ve dönüşümler yaşar. Bu önemli girizgâha ön kabul diyerek asıl konumuza daha rahat başlayabiliriz. Kurmak fiilinden türeyen ve "kurgulanmış şey" anlamında kullanılan "kurum" kavramı aslında "müessese"nin eş anlamlısıdır. Müessese ise tesis etmek, inşa etmek manalarını barındırır. Etimolojik açıdan "kurum" kavramı; inşa-ihya etmek, olmak-onarmak, yapmak-yapılaşmak anlamlarını özünde taşır. Sosyolojik olarak kurum, bireylerin temel anlamda sosyal gereksinimlerini karşılamak amacı güden önceden belirlenmiş, onaylanmış ve bir araya getirilmiş sosyal bir örüntüyü davranışsal bir rolü-modeli, içselleştirilmiş bir düşünceyi ve etkileşimli bir ilişkiyi uzun bir süre koruyup kollayan bir şemsiyedir. Kurumsallaşmayı veya müesseseleşmeyi hem sosyolojik hem etimolojik hem de gündelik yaşam için kabul görmüş kapsayıcı anlamlarıyla, beşeri birer faaliyet olarak konumuza dahil edeceğiz.   İyiliğin veya kötülüğün kurumsallaşması, iyilerin veya kötülerin düşünce ve kavramlarıyla kurumlara dönüşmesi insanlık tarihi kadar köklüdür. Bu açıdan ön kabulde de belirttiğimiz gibi kurum ve kurumsallık insanın doğasında zaten vardır. Fıtridir. Ötelenemez, ertelenemez ve yok sayılamaz bir gerçekliktir. Kadim bir gerekliliktir.   Kurumsallaşmanın asıl amacı amaca ulaşmak mıdır yoksa amaca uygun bir şekilde hızlıca yol almak mı?   Genel anlamda kurumsallaşmanın temel amacı şu şekilde izah edilebilir. Lider, yönetici veya yetenekli bireylere bağımlı olmadan, bazı yeterliliklere muhtaç kalmadan idealleri doğrultusunda sağlıklı, verimli ve sürekli bir biçimde çalışmalarını sağlamaktır/sağlamalıdır. Kurumsallaşma etkili bir iletişim(istişare) ile yeterli düzeyde çalışma, gelişme ve gayrete gelmeyi beraberinde getirir/getirmelidir. Yani amaç değil, amaca ulaştıran etkili bir araçtır ve daima böyle kalmalıdır.   Bireysel bilinç ve tekil gayretler ne derece yeterli seviyeye ulaşmış olsa da toplumsal sorunlara çözüm üretmek açısından daima yetersiz kalmıştır. Bu durum onun gereksiz olduğu anlamını asla taşımaz. Toplumsal sorunlara kalıcı çözümler üretmek veya kalıcı kazanımlar elde etmek ancak bireysel bilinç ve tekil gayretlerin toplamından oluşacak kurumsal bir birliktelik ile hayat bulabilir. Çünkü daha hızlı ve daha etkili müdahaleler ve inşalar ancak kurumsallaşmış yapılarla yapılabilmektedir. Mesela Kur’an-ı Kerim’i ezberlemek bireysel motivasyon, çaba ve gayret sonucu oluşan meşakkatli ve özel yetenek gerektiren bir davranış değişikliğidir. Hafızlık kurumsallaşınca bu davranış değişikliği yıllarca çoğalarak süregelmiştir. Günümüzde bile aktif ve hızlı bir işleyiş içindedir. Bu bağlamda kurumsal yapılar, gayeye eriştirme amaçlı hayret edici derecede bir sinerjinin, sürekli azmeden külli bir gayretin oluşmasını sağlar.   Pozitif sonuçlarına rağmen günümüzde kurumsal yapılar çoğu kez bu sinerjiyi yakalayamamışlardır.   Aslında iyilerin, iyiliğin(emri bil ma’ruf nehyi eni münker) kurumsallaşma çabası gayet güzel ve iyi niyetler ile başlar. İyilikte bir ve beraber olan iyi bireylerin ihlâslı birliktelikleri ve ihsanlı çabaları zamanla kendiliğinden hatta cebren kurumsallaşmalarını sağlar. Kurumsallaşabilmek için geçilmesi gereken üç köprü vardır.   Birinci köprü:  Etkili ve yetkili bir yeterliliğe erişme arzusunun tezahürü.   İkinci köprü:  Profesyonel çalışmaların ve proaktif çabaların ivmesel artışını sağlamak.   Üçüncü köprü: İçe dönük kazanımların dışa dönük etkileşimini arttırmak. Ardı sıra dizili olan bu üç köprüden geçmek, düşmeden geçebilmek yıllarca süren külli uğraşlar gerektirir. Bu bilinç ile daha fazla iyilik yapmak ve daha çok iyi bireyler yetiştirmek için kollar sıvanır. Tüm imkansızlıklara rağmen gıpta edilecek derecede nice fedakârlıklar gösterilir. Zorluklar, yokluklar gayretleri harekete geçiren kamçılara dönüştürülür. Geceler, gündüzlere katılır ve hummalı bir çalışma baş gösterir. Yoğun, yorgun ancak huzurlu çabalar ile aşılmaz denilen nice engeller aşılır. İhsanla, ihlâsla yol almanın huzuru-süruru o yoğun ve yorgun çehrelere nur yükler. O nur o çehrelerden çevrelere akseder. Nurlanan çevredekiler "Kurumsallaşmak rahvan atlar edinmek-miş." der. Kurumsal fideler yıllarca ihlâs ile yeşerir ve büyür iyilik çınarlarına dönüşür. O çınarlar ihsan ile artarak iyileri gölgeleyen koca ormanlar oluşturur. Devasa ağaçlar, geçilmesi zor köprülere destek olmak için gözlerini kırpmadan kendilerini feda eder. Bu şekilde üç köprü zar zor geçilir. Sonrasında mı? Nedeni bilinmez yangınlarla o koca ormanlar bir anda pervasız alevlere dönüşür. Çatırdar, yanar, yakar eninde sonunda maalesef değersiz kül oluverir. Bu sefer o rahvan atlar hem çehreyi hem çevreyi sımsıkı tutan, tutsak eden, çürümez, çözülmez prangalar olur.   Maalesef kurumsal büyüme ve yapısal gelişme arttıkça ihsan ve ihlâs şemsiyesi imkan ve iflas şerrine dönüşüyor. Amaç ihsan değil imkan, sonuç ihlâs değil iflâs oluyor. Günümüzde var olan mânevi kurumlar, ciddi yapılar bilinç ve gayret açısından kısa sürede duraklama/donma veya uzun sürede fikirsel/amaçsal kayma sürecine nasıl giriyorlar? İflas etmelerinin asli sebepleri nelerdir?   Apaçık görülebilen asli sebeplerden bir kaçı şu şekilde açıklanabilir:
  • "Kurumsal kararlarını en doğru karar olarak değil de tek doğru karar olarak algılamaya başlamalarıdır." Kurumsal enaniyet... Kurumsallaşan kibir...
 
  • Referans noktasından kopmak. Terazinin ayardan düşmesi... Kurumsal yanılgılar... Kurumsallaşan yanlışlar...
 
  • Rehavete kapılmak. Nasıl olsa sistem işliyor! Çalışmalar, çabalar duraksamıyor yanılgısı... Kurumsal rehavet... Kurumsallaşan konfor veya üşengeçlik...
 
  • Samimiyet yüklü bireylerin kemmiyet yüklü personellere dönüşmesi. Önemli işler yerine işlerin önemsenmesi... Seferden çok zaferin öncelenmesi. Kurumsallaşan hafif kültler!!
 
  • Kurumların toplumsal karşılığını artırmak için kendi bireylerini mükemmel yapma çabası. Beyhude çabalar... Mükemmeliyetçilik hastalığı bulaşan kurum ve kuruluşlar şifahâne olma özelliklerini yitirirler. Mükemmel işler yapmak için mükemmel bireylere değil mükemmel şuura/idrake ihtiyaç vardır. Kurumsal şuursuzluk... Kurumsallaşan mükemmeliyetçilik illeti...
  Nice benzer sebepler ile nice kurum ve yapılar kurumsal çürümeye başlamış ve kurumsallaşan bir çöküşe geçmiştir.   Çürüyen veya çöküşe geçen kurum ve yapıların en belirgin üç tane  alameti farikaları vardır.   Bir:  Cemaat kliğinden(tikel, cüz'i) cemiyet külliliğine(evrensel) erişmekle heterojen bir birlikteliğin oluşması. Kaliteden ödün verme... Profesyonellik ve performans artsın diye verimin(ihlâs)  önemsenmemesi.   İki:  Bir ve birlik olma huzurunu çokluk ve dirlik olma mutluluğuna dönüştürmek. İhlâsın itaate, aslın fasla, ‘kışr’ın ‘lübb’e tercih edilmesi.   Üç :  Araçsallaşan amaçlar ve amaçlaşan araçlar... Kurumsal nüfuza odaklanma...    Toplumsal kazanımlardan çok kurumsal kazanımların önemsenmesi... “Kendinize gelin” inzarı yerine “bize gelin” ihtarı’na sarılmak....   Bu üç unsurdur rahvan atı, prangaya dönüştüren... Bu üç unsurdur eninde sonunda yangın çıkaran ve küllen iflas ettiren... Son derece muzır olan bu üç unsur zaruri köprüler geçildikten sonra zuhur eder ancak. Bu nedenle önceden görülmezler ancak öngörülebilirler... Rabbim bizi muhafaza eylesin.    
inzar

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS