İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Kürdistan’ın Nabzı

2014-06-28
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Dört parçadaki Kürdistan’ın Doğu Kürdistan hariç diğer üç parçasında olağanüstü gelişmeler yaşanıyor. Türkiye Kürdistanı’nda silahlı faaliyetleriyle öne çıkan PKK ile devlet arasında bir yılı geride bırakan “Çözüm süreci”, PKK’nin ideolojik boşluk...
Dört parçadaki Kürdistan’ın Doğu Kürdistan hariç diğer üç parçasında olağanüstü gelişmeler yaşanıyor.

Türkiye Kürdistanı’nda silahlı faaliyetleriyle öne çıkan PKK ile devlet arasında bir yılı geride bırakan “Çözüm süreci”, PKK’nin ideolojik boşluk, hedefte şaşkınlık, Kürtler arası çatışmayı yeniden merkeze alan kullanışlı aptallık stratejisiyle sürpriz gelişmelere doğru hızla ilerlemektedir.

Suriye Kürdistanı’ndaki durum, yine PKK’nin “kullanışlı aptallık” siyaseti nedeniyle gelecekte son derece muğlak bir tabloya gebe görünüyor.

Kürdistan’ın en istikrarlı parçası olarak bilinen Güney Kürdistan ise, bir taraftan merkezi yönetimle yaşanan gerilim, diğer taraftan KDP yöneticilerinin son dönemde artan “Bağımsızlık” söylemlerine ek olarak ikinci büyük güç olan YNK’nin kritik evrelerde tıpkı PKK gibi KDP’yi arkadan hançerleyen hamleleri ile gelecek dönemlerde istikrarının ciddi tehlikelerle karşılaşabileceği kuşkusunu uyandırmaktadır.

Rojava ve “Çözüm süreci” ziyadesiyle güncel olup üzerine çokça konuşulduğundan burada daha ziyade seçimden önce ve sonrasıyla Güney Kürdistan üzerinden sürdürülen “ayak oyunlarına” değineceğim.

Bilindiği üzere 30 Nisan’da Irak genelinde parlamento seçimleri yapıldı. Irak genelinde dikkatler, daha ziyade Türk dış politikasının zorunlu dayatmasıyla adı “diktatörlüğe” çıkan Nuri Maliki’nin Kanun Devleti partisinin alacağı oy/sandalye üzerine yoğunlaşırken, Kürdistan bölgesinde ise neredeyse tüm partiler dikkatle izlenmekteydi.

Yeri gelmişken Maliki’nin Irak seçimlerinde yeniden birinci olarak çıkmış olması, Türk dış politikasının dayattığı “diktatör” jargonunun bir kez daha ağır darbe almasını beraberinde getirdi. Irak’ta devlet mekanizmasının dört dörtlük işlediği elbette söylenemez. Bundan kaynaklı eleştirilerin çoğunun Başbakan olarak Maliki’ye yönelmesinin de anlaşılır tarafı vardır. Ancak bölgesel gelişmelere dayalı anlaşmazlık nedeniyle Türk dış politikasının dayattığı “diktatörlük” nitelemesi hiç de inandırıcı değildir. Burada, Maliki’ye dönük TR usulü “diktatörlük” nitelemesi ile Erdoğan’a dönük “CHP Cemaati”nin “diktatörlik” nitelemesi arasında mantıksal bir bağ bulunduğunu belirtmek herhalde olayı daha anlaşılır kılabilecektir.

Maliki’nin seçimlerde yeniden birinci çıkmasının elbette sadece “diktatörlük” tezleriyle ilgisi bulunmamaktadır. Kürdistan yönetimiyle başta bütçe ve petrol gelirlerinin paylaşımı olmak üzere pek çok noktada var olan sorunların yönetimin başında olması hasebiyle Maliki ile özdeşleşmiş olması, Kürdistan yönetimiyle bundan sonraki süreç için de önem arz etmektedir. Kürdistan bölgesinde de seçimlerde her ne kadar KDP yine birinci parti olarak çıktıysa da 2010’daki genel seçimlerde aldığı 31 sandalyeye karşılık son seçimde 25 sandalye ile yetinmiştir.

Buna karşı son bölgesel seçimde büyük oy kaybına uğrayıp üçüncü sıraya düşen YNK’nin tekrar ikinci sıraya yükselerek eski gücünü toparlamaya başlaması da ayrıca öneme sahiptir. Ama belki de Kürdistan açısından seçimin en büyük etkisi, önceki seçimlerde “Kürdistan ittifakı” olarak seçimlere giren KDP ile YNK’nin son seçimde ayrışmaya gitmesi ve kendi partileriyle yarışa girmiş olmalarıdır.

Bu ayrışma, “demokratik bir kararın” neticesi olmayıp bölgesel gelişmelerde yaşanan tartışmalarda bariz bir KDP-YNK ayrışmasıdır. Üçüncü sırada yer alan Goran Hareketi’nin zaten KDP karşıtı bir tutum içinde olması ve kuruluş gayesini bile bu karşıtlık üzerine bina etmiş olması, bağımsızlık söylemlerinin sıklıkla duyulduğu son süreçte ayrışmaların daha ziyade KDP karşıtı bir kampanya çerçevesinde ilerlediği gerçeğini gün yüzüne çıkarmaktadır. Güney Kürdistan’daki politik aktör ve partilerin önemli bir bölümünün KDP karşıtı kampanyada buluşması her ne kadar PKK/PYD şahsında gürültüye dönüşüyorsa da aslında PKK/PYD’nin KDP karşıtı Güney’deki iç dinamiklerden beslenerek cesaret aldığını ortaya koymaktadır.

Bugün için KDP karşıtlığının bayraktarlığını PKK yapıyor. En büyük gerekçe ise Rojava sınırına kazılan hendeklerdir. Oysa kazılan hendekler velev ki iddia edildiği gibi PYD’nin teröristçe uygulamalarına verilen bir karşılık olsa dahi hendek kazımı sadece KDP’nin kendi tasarrufu olmayıp hükümet kararı olduğu herkesçe bilinmektedir. Güney’deki hükümet ise KDP-YNK ortaklığı üzerine kuruludur. Bu durumda PKK/PYD’nin tepkisi neden hükümetin diğer ortağı YNK’yi teğet geçerek sadece Barzani ve KDP ile sınırlı kalmaktadır?

İşte burada Güney’de ilk üç sırayı paylaşan partilerin yani KDP, YNK ve Goran’ın birbirleriyle ilişkileri, aynı zamanda her üç partinin bölgesel ilişkileri ve ilişki geliştirdikleri bölgesel partnerleri önem kazanmaktadır. Burada PKK, KDP karşıtı iç dinamiklerin borazanlığını yürüttüğü gibi, bölgesel denklemdeki çevre aktörlerinin de tetikçisi sıfatıyla sahneye çıkmaktadır.

KDP, Rojava politikasıyla, merkezi hükümete karşı “bağımsızlıkçı” söylemi ve bu söylemin altını doldurmak amacıyla yapmak istediği petrol ihracatı ile kazanmak istediği ekonomik bağımsızlık girişimiyle PKK ve Güney’deki diğer partilerin hedefi haline gelmektedir.

Zamanlama açısından “bağımsızlık” resti, merkezi hükümetle yaşadığı siyasi ve ekonomik sorunların özerk Kürt bölgesi açısından oluşturabileceği muhtemel kriz üzerinden elbette tartışılabilir. Mesela sıklıkla dile getirdiği “bağımsızlık” söylemi, merkezi hükümet ve çevre ülkelerin olası tepkisi bir tarafa, merkezi hükümetle daha fazla içli dışlı olan diğer güçlü partilerin tutumu karşısında çok gerçekçi veya üstesinden gelinebilir bir tutum olup olmadığı ciddi olarak sorgulanabilir. KDP yönetimi, Peşmerge gücüne ve Türkiye üzerinden ihraç etmek istediği petrole güveniyor. Oysa diğer hükümet ortağı olan YNK’nin “bağımsızlık” söylemine yaklaşımının olumlu olduğu pek de söylenemez. KDP, merkezi hükümetle yaşadığı sorunlar üzerinden “bağımsızlık” resti çekerken tam tersine YNK yetkilileri burada dolaylı olarak Barzani’yi suçlamak anlamına gelebilecek şekilde siyasi krizden KDP ile ilişki geliştiren Türkiye’nin yanı sıra Suudi yönetimini eleştiren açıklamalar bile yapmaktadırlar.

Mesela YNK Merkez Karar Yürütme Kurulu Üyesi Adil Murad’ın şu açıklaması, aslında YNK’nin KDP’den ziyade merkezi Bağdat hükümetine daha yakın durduğunu göstermektedir: “Kürdistan Bölgesi’nin Bağdat yönetimi ile ilişkilerinin zayıflamasının ardında Kürdlerin ilerlemesini istemeyen güçler bulunmaktadır. Bağdat’tan uzaklaşmamızın sebebi Türkiye, Suudi Arabistan ve IŞİD gibi güçlerin politikaları neticesinde ortaya çıkan bir durum. Çünkü her üç taraf da bizi ittifak olarak yanında görmek istiyor.”

Barzani’nin en fazla önem verdiği ekonomik bağımsızlığın olmazsa olmazı konumundaki petrol ihracatı politikasına yönelik YNK milletvekili İzzet Sabir’in kişisel facebook hesabından yaptığı açıklama, YNK’nin KDP’den daha ziyade Bağdat tezlerine yakın durduğunun bir başka göstergesi durumundadır.
İzzet Sabir’in açıklaması şu şekildeydi: “Bağdat’tan alınan 20 milyar dolarlık bütçeye karşılık, devletin diğer gelirleri de dâhil olmak üzere Kürdistan’ın kendi petrol üretiminden elde edeceği gelir 10 milyar doları geçmez. Kürdistan’ın petrol üretim kapasitesi Irak’tan alınan bütçe payının yarısı kadar etmez.”

Aslına bakılırsa Kürdistan bölgesinden tam kapasiteye ulaşılması durumunda petrol ihracatının ciddi rakamlara ulaşacağı belirtilmesine rağmen YNK’li vekilden bu yönde bir açıklamanın gelmiş olması hayli manidar olsa gerek.

YNK’nin tutumu sadece bu tür açıklamalarla sınırlı değil. KDP ile ittifak halindelerken buna tepki olarak Goran bölünmesi yaşandı, şimdi ise kendisi bu ittifakı bozmuş durumda. 30 Nisan seçimleri öncesinde Rojava ve PYD üzerinden başlayan PKK-KDP gerginliğinin arkasında yine YNK bulunmaktaydı. Hatta sonradan ifşa edilen bir toplantının içeriğine göre YNK yöneticileri ve Celal Talabani’nin eşi, Salih Müslim’le gizli bir toplantı yapmış, seçim sürecinde KDP’ye karşı propaganda yapmak üzere PYD’nin desteği konusunda anlaşılmış ve Beşar Esad’a verilmek üzere Salih Müslim’e, Celal Talabani’nin eşi tarafından bir mektup verildiği de ortaya çıkmıştı.

Seçimlerden önceki sürece dayansa da PYD/PKK’nin KDP-Barzani aleyhindeki karalama kampanyası seçimlere yakın zamanda daha da alevlenerek “Katil-Ajan-İşbirlikçi Barzani” tipolojisi tedavüle sokulmuştur.

Aslına bakılırsa YNK-Goran-PKK ilişkileri uzun zamandan beri sıcaklığını korumuş, YNK ile Goran adına heyetler düzenli aralıklarla Kandil’e gidip gelmişlerdir. Yukarıda da değindiğimiz gibi Rojava’ya dönük Güney politikası hükümet kararlarına dayanmasına rağmen sadece KDP’nin hedefe konularak “düşmanlaştırılması”, PKK ile YNK’nin Barzani karşıtı kampanyada buluştuklarını ortaya koyarken bunun sadece gruplar arası müzmin bir çekememezliğin ürünü olduğunu da düşünmemek gerekiyor.

Kamplaşmanın veya KDP’yi düşmanlaştırmanın malzemeleri her ne kadar “Kürdi” hassasiyetler üzerine bina edilmeye çalışılsa da bunun tarafların bölgesel bazda yer aldıkları farklı siyasal kutuplarla daha fazla ilgisi bulunmaktadır.

Mesela söz konusu Rojava olduğunda KDP’nin tutumu hem PKK/PYD’nin diğer Kürt gruplarına karşı uyguladığı faşizan baskı, hem de Kürtleri düşünmekten ziyade kaptığı taşeronluk rolüne karşı durmaktadır. PKK’nin Rojava üzerinden KDP’ye yönelmesi ve bu noktada YNK ile Goran’dan da destek alması ise daha ziyade Suriye sahasını muhalif unsurlar ve destekçilerine kaptırmak istemeyen Suriye, Irak ve İran’ın tutumuyla örtüşmektedir. Keza çok fazla dillendirilmese de İran’ın Güney’de de etkisi bulunmakta ve bu etki daha ziyade YNK üzerinden hissettirilmektedir. KDP’nin “bağımsızlık” resti ve petrol ihracatıyla beraber Türkiye ile geliştirdiği ilişkileri İran YNK üzerinden bloke etmeye çalışmaktadır. Ya da tam tersi de söylenebilir. İran etkisini kırmak isteyen Türkiye, KDP üzerinden Güney’de etkili olmak istemektedir. Ayrıca söz konusu petrol ve ihracatı olunca ilişki biçiminin çemberi hayli genişleyebilmekte, Amerika da dar alandaki bu soruna hemen müdahil olabilmektedir. Kürt bölgesi ve özellikle KDP ile ilişkileri iyi olmasına karşın Amerika’nın petrol ihracatı konusunda Barzani-Türkiye karşıtı tutum takınması, petrol konusunu başlıbaşına “kıymetli” bir sorun haline getirmektedir.

KDP-Türkiye ilişkisi ile YNK-İran ve dolayısıyla Bağdat yönetimiyle ilişkisi zaten bilinmektedir. Ama bu konuda PKK/PYD hayli karmaşık tavırlar sergileyerek çok çelişik pozisyonlar icra etmektedir. Aslında tüm Kürdistan coğrafyasında hissedilen PKK’nin bu yöndeki karmaşık-çelişik tutumunun otoriterlik arzusu, tekelci anlayışı, siyasi çekememezliği gibi değişik sebepleri bulunsa da Suriye sahasında yaşanan belirsizlik, ne zaman ne şekilde değişebileceği ihtimali olan güçler dengesi, PKK/PYD’nin psikolojisini resmen alt üst etmiştir.

Suriye olaylarının başlangıcında Esad’ın gideceğine inanarak üzerine atladığı taşeronluk rolüyle Esad sonrası kapacağı kazanımların hesabıyla zafer sarhoşluğuna soyundu. Esad’ın gitmesinin pek de olanaklı görünmediği sonraki dönemde duygu kırılması yaşamaya başladı. Şu anda ise Esad’lı günlere ruhsal hazırlık yaparken Esad’ın neyi ne kadar lütfedebileceği konusunda hayli karamsarlık içerisindedir. Öbür taraftan Türkiye’nin İmralı üzerinden PYD’yi de ehlileştirme çabaları, ayrıca onları Türkiyeli önderlik ile Esad yönetiminin bahşedeceği ikramlar arasında kararsız kılmıştır.

PKK/PYD, bir yandan İran-Irak-Suriye eksenini razı etmek adına Türkiye tarafındaki KDP’ye saldırı hamlesini sürdürürken, öbür taraftan İmralı-MİT ortak projesi olduğu bilinen içinde Nusra’nın da bulunduğu Esad karşıtı “Operasyon Odası” ile anlaşma imzalaması, karşı uçlarda bulunan Türkiye ile İran arasında tercih bocalaması yaşadığını göstermektedir.

Başını Türkiye’nin çektiği kutup ile İran’ın başını çektiği eksen arasında PKK/PYD’nin takındığı çelişik/karmaşık tavır, baş ile gövdenin birbirinden ayrılarak ters yönlere yönelmesi türünden bir sonuç ortaya çıkarmıştır. Baş, yani İmralı, Türkiye politikalarından yana tavır koyup İran-Hizbullah hattına “Şii iktidarcı güncel faşizm” resti çekerken; gövde, bir yandan İmralı ile ters düşmeme manevrası yaparak Türkiye kontrolündeki “Operasyon odası” ile anlaşma yapmakta, diğer taraftan Rojava’dan kendisine verilecek olası sadaka beklentisi ile Türkiye politikasını ve Türkiye ile ilişkilendirilen Barzani’yi düşmanlaştırmaya devam etmektedir.

Bu manzara ise Kürdistan genelinde şöyle bir saptamayı kaçınılmaz kılmaktadır. İster Güneyli gruplar olsun isterse diğer parçalarda yer alan her kategorideki gruplar olsun, belli ittifaklar ve ölçüler üzerinden hareket etmektedirler. Dolayısıyla beğenilsin ya da beğenilmesin ittifakları da karşıtlıkları da kendilerine göre uzun süreli ilkelere dayanmaktadır, yani stratejiktir. Bunların tek istisnası ise PKK denen aygıttır. PKK ne dostluğu ne de düşmanlığı belli bir ilkeye ya da herhangi bir kurala dayanmamaktadır. Tek kuralı vardır o da kuralsızlıktır. Halk kavramını dilinden düşürmemesine rağmen halkın zararına olsa da dar kapsamlı örgütsel çıkarlar, sindirmeye dayalı diktatörlük hevesi, bölgesel ve uluslararası aktörlerin vereceği rüşvete dayalı politik belirlemelerle nerede ne zaman kimin hesabına hareket edeceği belli olmayan ahlak yoksunu bir politik fırsatçılığın kurbanı haline gelmiştir.

Bu nedenledir ki bidayetinden bugüne kadar “düşman” kategorisine aldığı her kesimle gerektiğinde kardeşlik pozları vermekten çekinmezken, Kürtler arasından çıkmış olmasına rağmen silah doğrultmadığı hiçbir hareket bırakmamıştır.

Ali Özgür / İnzar Dergisi – Haziran 2014 (117. Sayı)
 

 


Ali Özgür

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS