Kur’an-ı Kerim’e dikkatlice bakıldığında Allah (cc) Peygamberlerden sonra insanlara ikinci bir insan karakterini de örnek olarak sunmaktadır.
İnsanlar belki bir peygamber karakterini olduğu gibi yüklenemeyebilirler, kendileri için bir peygamberi belki biraz fazla ideal ve çok yüksek bir seviye olarak görebilirler.
Böylesi durumlarda Müslümanlar olarak peygamberlerin hemen yanı başında yer alan örnek şahsiyetlere de iyi dikkat etmeliyiz.
Hem sadece bizlere örnek olmaları yönüyle değil, her peygamberin insanlar içerisinden kendisine ciddi bir destek, bir havârî, bir yardımcı da gerekmektedir. Tarihe baktığımızda görürüz ki, peygamberler davalarını ancak fedakâr yardımcılarla yürütebilmişlerdir.
Bu özellikteki insanlar bazen Allah Teâlâ tarafından ön plana çıkarılmaktadır. Hepimizin bildiği Yasin Sûresinin püf noktasını oluşturan, şehrin öbür ucundan koşarak gelen ve Resullere destek olan o adama, Habib-i Neccar’a bir de bu gözle bakalım:
“Şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi ve şöyle dedi: “Ey kavmim! Bu elçilere uyun!
Sizden hiçbir ücret istemeyen kimselere uyun, onlar hidayete erdirilmiş kimselerdir.
Hem ben, ne diye beni yaratana kulluk etmeyeyim. Oysa siz de yalnızca ona döndürüleceksiniz.
Onu bırakıp da başka ilahlar mı edineyim? Eğer Rahman bana bir zarar vermek istese, onların şefaatı bana hiçbir fayda sağlamaz ve beni kurtaramazlar. O takdirde ben açık bir sapıklık içinde olurum.
Şüphesiz ben sizin Rabbinize inandım. Gelin, beni dinleyin!
(Kavmi onu öldürdüğünde kendisine): Cennete gir! Denildi. O da, “Keşke kavmim Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikram edilenlerden kıldığını bilseydi!” dedi. (36/20-27)
Maksadım bu ayetleri tefsir etmek değil, sadece bir bakış açısı getirmektir, merak edenler detaylarını tefsirlerden öğrenebilir.
Yine şehrin uzak noktasından koşarak gelen bir başka güzel insan daha vardır Kur’an’da.
Firavun’un kavminden bir kişiyi yanlışlıkla öldüren Hazreti Mûsâ Aleyhisselam’a koşarak bir haber getiren, belki onu ölümden kurtaran bir adam…
“Şehrin öbür ucundan koşarak bir adam geldi. “Ey Mûsâ! İleri gelenler seni öldürmek için aralarında senin durumunu görüşüyorlar. Şehirden hemen çık. Şüphesiz ben sana nasihat edenlerdenim” dedi. (28/20)
Birincisinde olduğu gibi burada da bu şahsın ismini vermiyor Kur’an, sadece bir adam diyor.
Ve bu hususta zirve yapan bir adam; O güne kadar imanını gizleyen Firavun hanedanından bir adam, bir mümin. Hem de anlatıldığı sureye adını veren Mümin adını veren mümin adam.
“Firavun dedi ki: Bırakın beni Mûsâ’yı öldüreyim. (Faydası olacaksa) Rabbini yardıma çağırsın! Çünkü ben onun, dininizi değiştireceğinden yahut yeryüzünde bozgunculuk çıkaracağından korkuyorum.”
“Mûsâ da, “Ben hesap gününe inanmayan her kibirliden, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a sığınırım” dedi.
“Firavun ailesinden imanını gizlemekte olan mümin bir adam şöyle dedi: “Rabbim Allah’tır, dediği için bir adamı öldürecek misiniz? Hâlbuki o, size Rabbinizden apaçık mucizeler getirdi. Eğer yalancı ise, yalanı kendi aleyhinedir. Eğer doğru söylüyorsa, sizi tehdit ettiği şeylerin bir kısmı başınıza gelecektir. Şüphesiz Allah, aşırı giden, yalancılık eden kimseyi doğru yola eriştirmez.”
“Ey kavmim! Bugün yeryüzüne hâkim kimseler olarak iktidar ve saltanat sizindir. Ama başımıza geldiğinde bizi, Allah’ın azabından kim kurtarır? Firavun “Ben size ancak kendi görüşümü bildiriyorum ve sizi ancak doğru yola götürüyorum” dedi.
“İman etmiş olan adam dedi ki, “Ey kavmim! Şüphesiz ben Nuh kavmi, Âd kavmi, Semûd kavmi ve onlardan sonra gelen toplulukların başına gelen olayların sizin de başınıza gelmesinden korkuyorum. Allah kullarına asla zulmetmek istemez.”
“Ey kavmim! Gerçekten sizin için o bağrışıp çağrışma gününden, arkanıza dönüp kaçmaya çalışacağınız ve sizi Allah’tan başka kurtaracak birisinin olmadığı o günden korkuyorum. Allah kimi saptırırsa artık onu doğru yola iletecek de yoktur.”
İlginçtir, Kur’an’ın kırkıncı Sûresi olan Mü’min Sûresinde bu adamın Allah’a çağıran sözlerine uzun uzun yer vermekte, adeta Musa Aleyhisselam susmakta ve bu adam konuşmakta, hakkı haykırmaktadır.
Ve bütün bunlardan sonra Firavun ve ordusu bu adama hiçbir şey yapamamakta, Allah (cc) onların şerlerinden ve tuzaklarından korumaktadır.
İslam tarihine baktığınızda Hazreti Ebubekir’in de aynen o Mümin Sûresindeki o adamın rolünü icra ettiğini görüyorsunuz. Hatta aynı kelimeleri kullanarak... Bir defasında Kureyş müşrikleri Peygamber Aleyhisselam’ın üzerine çullandıklara bir anda Hz. Ebubekir; “Demek siz Rabbim Allah’tır dediği için bir kişiyi öldüreceksiniz öyle mi?”diyerek üzerlerine atılmıştır.
İçinde bulunduğumuz şu Muharrem ayında aynı şerefli rolü icra eden bir adam daha vardır, Hazreti Hüseyin’den sonra ikinci adam; Müslim bin Akil.
Bu bakış açısıyla Kerbela ve Müslim bin Akil’i bir daha okumanızı tavsiye ederim.
Günümüze gelince... Allah Teâlâ’nın dinini hayata hâkim kılma mücadelesi esnasında, peygamberlerin mirasını yüklenen bir numaraları varislerin hemen yanı başında ortaya çıkması gereken kişilere öylesine ihtiyaç vardır ki.
Mücadele sahnesinde öyle pozisyonlar oluyor ki, zalimlerin karşısına dikilen, hakkı haykıran kimse biz olamıyoruz. Bari hiç değilse bunu yapabilenlerin hemen yanı başında yer alan kişi de mi olamıyoruz.
“Allah için bu adam doğru söylüyor… Ben bu adamın yanında yer alıyorum, onunla birlikteyim ve onu destekliyorum… Rabbim Allah’tır dediği için nedir bu adama yaptıklarınız…”
Mehmet Göktaş / İnzar Dergisi – Aralık 2012
Mehmet Göktaş