Kutlu Nebi (s.a.v) bir keresinde minbere çıkarken ilk adımında "âmin" dedi: Bir adım çıktı, "âmin..."; bir adım daha çıktı, "âmin..."
Hutbesi bittikten sonra: "Yâ Rasûlallah! Minbere çıktığınız zaman 'âmin' dediniz, her adımınızda bunu neden söylediniz?" diyerek sebebini sordular.
Buyurdu ki: "Cebrail (a.s.) üç dua etti, ben de onlara âmin dedim.
- Birisi: Cebrail (a.s.): 'Annesine, babasına veya sadece onlardan birine ulaşmış bir evlat, (onlara güzel hizmet edip, onların hayır duasını alıp) cenneti kazanamadıysa, ona yazıklar olsun/burnu yerde sürtünsün!' dedi, ben de âmin dedim.”
- İkincisi: "Cebrail (as): 'Sen peygamber olarak bir insanın yanında anıldığın zaman, sana salat-ü selâm getirmezse; ona yazıklar olsun!.. Onun burnu yere sürtünsün!' dedi. Ben de ona âmin dedim."
- “Üçüncüsü: "Cebrail (as): 'Ramazana eriştiği halde bir insan, buna Ramazanın feyzinden, bereketinden istifade edememiş, Ramazan gelmiş geçmiş de hâlâ Allah'ın mağfiret ettiği bir kul olamamışsa, Allah'ın affını, mağfiretini kazanamamışsa; yazıklar olsun o kula!.. Burnu yere sürtsün!' diye dua etti. Ben de ona âmin dedim.” (bk. Buharî, el-edebu’l-müfred- 1419/1998, Riyad- 1/338; Taberanî-evsat- h. no: 8994; Bezzar, h. no: 1405; Mecmau’z-zevaid, 10/164)
Şaşırtıcı ve düşündürücü bir sahne; Kutlu Nebi'nin (s.a.v) hem risaleti öncesinde, hem risaleti sırasında nadiren beddua ettiğine veya yapılan bir bedduaya âmin dediğine şahit olmuşuzdur, siyer kaynaklarında. Hatta hayatının en zor günlerinden olan, Taif günü bile kendisine eziyet eden insanların, onca ezası- cefası ve hakaretine rağmen beddua etmemiş, bilakis onlara gelebilecek azap ihtimali karşısında, ellerini açmış ve onlar için dua etmiştir.
Oysa bu üç sınıf insana karşı, Cibril-i Emin tarafından yapılan bu bedduaya âmin demiştir.
Hatta şunu da ilave edelim, bu üç sınıf insan Allah'ın gazabını celb etmişlerdir, böylece Cebrail'in (a.s) bedduasını hak etmişlerdir ve Allah'ın (c.c) son Peygamberi(s.a.v)’nin lisanıyla da bu bedduaya âmin denmiştir.
Peki, ama neden?
Böylesine bir zillete müstahak olacak ne yapmışlardır?
Allah Resulü ( s.a.v)’in hadiste beyan ettiği hakikatlerin ışığında iki husus dikkatimizi çekiyor; birinci olarak, bir çeşit ihtiram eksikliği yani hürmet bilmezlik var ortada. İkinci olarak da, önüne kadar gelen fırsatı kaçırma gafleti ve verilen nimeti görmemek, yani bir çeşit körlük / nankörlük var. Allahu e’lem...
Bunun haricinde, “burnu yerde sürtünsün/sürünsün” bedduası ise ayrıca düşünülmesi ve üzerinde durulması gereken bir beddua.
Çünkü genelde kibirlenen, büyüklenen insanlar için kullanılan bir ifadedir bu ifade. Burunla ilgili yapılan birçok mecaz tasvirde böyledir. Kibir ve gurur burunla yan yana çokça zikredilir:
‘Burnunun dikine gidiyor', ‘ burnu büyümüş', ‘ burnu havada’ gibi...
Neticede, bir insanın hürmet ve ihtiramına en çok layık olan anne ve babasına, canından ve tüm mevcudatından üstün tutması gereken Peygamberine, yine kendisini yoktan var eden Rabbi Allah azze ve celle'nin yüce kitabının indirildiği en mübarek zamana/aya karşı lakayt- kayıtsız- tutarsız- gayretsiz-pasif kalan bir insan modeli var bu hadiste. Üç hatanın ortak noktası ise hürmetsizlik, kıymet bilmezlik. Günümüz modern çağının insanına ne kadar uyuyor bu özelikler.
Bu nedenle Mübarek Ramazan ayını idrak ettiğimiz şu günlerde, mutlaka gündemimize almamız gerektiğini düşünüyoruz. Bilhassa hadisin, ‘Ramazan'a eriştikten sonra...’ şeklinde gelen bölümden sonra, ‘bir insan Ramazan’ı neden hakkıyla idrak etmez, bu fırsatı neden değerlendirmez?’ sorusunun cevabını bulmaz isek veya bir insanı bu gaflete sevk eden etkenleri hakkıyla irdelemez isek, aynı hataya düşmemiz, kuvvetle muhtemeldir.
Ramazan-ı Şerif'i hakkıyla idrak etmemenin sebepler silsilesine, çok şey eklenebilir ancak, yukarıdaki hadisten yola çıkarak, bu rahmet ayına karşı hürmet eksikliğinin/hakkıyla ihtiram etmemenin kişiyi ziyan noktasına getireceği söylenebilir. Zira Allah azze ve celle'nin hem uluhiyetinin ve hem rububiyetinin nişanelerinin yer aldığı bu bereketli aya gösterilecek hürmetsizlik bizzat bu ayı kıymetli ilan eden Yüce Rabbimize karşı yapılmıştır. Keza, bu mübarek aya karşı takınılan lakayt, duyarsız, saygısız tavırlar da bu minvaldedir.
Hürmetten kasıt, ibadet bilincinden uzak, sadece törensi alışkanlıklara dönüşmüş, içi boşaltılmış eylemler değil elbette. Hürmet, içinde haşyeti barındırmalıdır. Yüce otoritenin gazabına giden yolların kapılarını bir bir kapatıp, rahmetin kapılarında göz yaşı döküp, tüm samimiyeti ve safiyetiyle af dilemektir. Acziyetini kabul edip, her saniyesi paha biçilmez bu mübarek ayın her deminde, abdullah olduğunu tüm hücrelerine vird olarak çektirmektir.
Fakat öncesinde gönlümüzde, gözümüzde büyük gördüğümüz ne varsa onları gözden geçirmemiz gerekecektir. Çünkü hürmet, büyük olana yapılır. İhtiram, ulu olarak kabul edilene gösterilir. Eğer bir şeye karşı hürmet eksikse, önem sırası, büyüklük sırası değişmiştir. Belki de sıralamanın ilk başına başka şeyler gelmiştir. Hürmet sıralamamıza bakarsak, kendi iç dünyamızda büyük kimdir/nedir, küçük kimdir/ nedir öğrenmiş oluruz. Zaten dış dünyamıza da yansıyan bu sıralamadır.
Bu nedenle, Mübarek Ramazan ayında, iftarı- sahuru hangi hocanın programı eşliğinde yapsam, orucumu hurmayla mı- suyla mı açsam, teravihi kaç rekât kılsam, fitremi ne kadardan versem, kaç hatim bitirsem vs. vs. gibi hesaplarda kaybolarak, Ramazan' a hakkıyla hürmet edeceğimiz yanılgısına düşmeyelim. Yüce Kitabında Rabbimiz Ramazan ayıyla ilgili şöyle ferman buyuruyor:
شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِيَ أُنزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِّنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ فَمَن شَهِدَ مِنكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ وَمَن كَانَ مَرِيضًا أَوْ عَلَى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِّنْ أَيَّامٍ أُخَرَ يُرِيدُ اللّهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلاَ يُرِيدُ بِكُمُ الْعُسْرَ وَلِتُكْمِلُواْ الْعِدَّةَ وَلِتُكَبِّرُواْ اللّهَ عَلَى مَا هَدَاكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ ﴿١٨٥﴾
Ramazan ayı ki, insanlar için hidayete erdirici (hidayete erme, Allah’a ulaşma vesilesi) ve beyyineler (açık deliller ve ispat vasıtaları) ve Furkan (hakkı bâtıldan ayırıcı) olarak Kur’ân, Hüda tarafından onda (o ayın içinde) indirildi. Artık içinizden kim bu aya (yetişir de ramazan ayını görüp) şahit olursa o zaman onu, oruç tutarak geçirsin. Ve kim, hasta veya yolculukta olursa, o taktirde (tutamadığı günlerin sayısı) diğer günlerde (oruç tutarak) tamamlanır. Allah sizin için kolaylık diler, zorluk dilemez. (Size bu kolaylık) sayıyı tamamlamanız ve sizi hidayet ettiği şeye karşılık (sizin de) Allah’ı tekbir etmeniz (yüceltmeniz) içindir. Umulur ki böylece siz (bütün bu kolaylıklara) şükredersiniz.’’( Bakara,185)
Yani Ramazan ayı, büyük olan kimdir, hangi nimetleri vermiştir, bu şükrün ifasının nasıl yapılacağının tefekkürünün yapılacağı ve kişinin kendini- nefsini tutması için, farz olan oruca tutunduğu, en önemlisi hidayete sevk eden, doğru ile yanlışı birbirinden ayırt eden Kur’an-ı Kerim'in indirildiği aydır. Yani Kur’an ayıdır. Bu nedenle şunu muhakkak tekrar tekrar zikredelim, bugün içinde bulunduğumuz tüm hürmetsizliklerin, yanlışların, günahların, taşkınlıkların, zulümlerin, musibetlerin nedeni, Kur’an'dan uzak oluşumuzdur. Rabbimiz'in bizi muhatap kıldığı ayetlerden bihaber oluşumuzdur. Bugün çoğu bilinçli Müslüman bile Kur’an'ı okumaktan, anlamaktan oldukça uzaktır. Çocuklarımıza yaptırdığımız muhteşem kıraat dersleri, muazzam mahreç çalışmaları, başarılı sure ezberleri bir yere kadar getirir bizi, tefsirinden uzak kalan, tesirinden de uzak kalır oysa. Kur’an’ın muazzam tefsirlerinden olan Risale-i Nur’u yazan, müzakere eden talebeler arasında 9, 10,11 yaşlarında yavruların olduğunu bizzat Üstadın anlatımlarından biliyoruz.
Burnu yerde sürtünen üç sınıf insandan olmak istemiyorsak, çocuklarımızın da, anne – babasına hürmet ve ihtiramda bulunan, Peygamberine karşı saygılı olan bireyler olmasını niyaz ediyorsak, bu Ramazan ayını hakkıyla idrak edelim. Bunun yolu Kur’an'dan geçer. Bunu asla unutmayalım
Burnu havada olan, kibir ve gurur sarmalından bir türlü çıkamayan, müstağnileşen, hak ve hakikati, büyüyen burnunun gözlerini perdelemesi nedeniyle göremeyen medeniyetlerin geçmişte de, günümüzde de başlarına gelen musibetlere yeniden ve ibretle bakmak, burunlarının nasıl sürtüldüğünü düşünmek oldukça elzemdir. Bilhassa, Ramazan gecelerinde. Özellikle dünyanın son bir kaç aydır geldiği durumu da bu kutlu düşünce eylemine eklemek şarttır.
Kur’an'ın kıymetini bilmeyenin Ramazan'ı, Ramazan'ın kadrini bilmeyenin Leyle- i Kadri olmaz.
Rabbimiz Kur’an ikliminde, Ramazan'ın rahmet yağmurlarında uslanmayı, af olmayı bizlere nasip etsin. Tüm ömrümüzü Ramazan tadında geçirsin. “Ömrü Ramazan olanın, ahireti bayram olur...”
Ramazanımız Ramazan, bayramımız bayram olsun, mübarek olsun...
inzar
inzar