Ürdün’ün Ekonomisi
Ürdün, petrol ve doğalgaz kaynaklarından yoksun, enerji ve su kıtlığı çeken bir ülkedir. Ürdün ekonomisinin belli bir kaynağı ve ciddi bir üretim kapasitesi yok. Dış yardıma bağlı ve bağımlı… Bu yardımları Körfez İşbirliği Konseyi (KİK), ABD ve İngiltere’den alıyor. Ürdün dışında özellikle körfezde çalışan nüfusun getirdiği döviz de ülkenin en önemli gelir kaynaklarından. IMF’den borç alıyor ve onun acı reçetelerini uyguluyor. Ürdün’de resmi işsizlik oranı % 14 düzeyindedir. Hayat pahalı. 1 Ürdün Dinarı yaklaşık 1 Euro. 1 Dinar = 1,43$, 1 Dinar = 2.4 TL. Parası bizimkinden değerli. Milli geliri kişi başına 4.000 Dolar’ın altında. Devamlı yükseltilen fiyatlar yönetimi zorluyor. 1 fincan kahve 3 €, 1 bardak çay 5 TL. Devlet memuru maaş ortalamasının 700 Dinar olduğu söyleniyor.
Ürdün`ün Siyasi Görünümü
Ürdün 11 Nisan 1921 tarihinde “Transjordan” adıyla İngiliz mandası olarak kurulmuştur. 25 Mayıs 1946’da bağımsızlığına kavuşmuştur. Haşimi Ürdün Krallığı, şeklen meşruti monarşidir. Ancak, Kral`ın geniş yetkileri bulunmaktadır. Mevcut Kral, Kral Hüseyin’in büyük oğlu II. Abdullah’tır. Babasının ölümü üzerine 7 Şubat 1999 tarihinde tahta geçmiştir. Kral II. Abdullah`ın 1994 doğumlu büyük oğlu Prens Hüseyin 2 Temmuz 2009’da Veliaht Prens ilan edilmiştir. Kral, yürütme görevini atadığı Başbakan ve Bakanlar Kurulu aracılığıyla yerine getirir. Kral’ın tayin ettiği Başbakan ve Bakanlar Kurulu, Kral’ın huzurunda yemin ederek görevlerine başlarlar.
Parlamento’nun Temsilciler Meclisi ve Senato olmak üzere iki kanadı bulunmaktadır. Temsilciler Meclisi’ndeki (TM) milletvekili sayısı 150’dir. TM’nin 108 üyesi bağımsız olarak bölgelerden, “bir kişi, bir oy” esasına göre; 27 üyesi ise ulusal listelerden seçilmektedir. Kadınlara 15 kişilik kota tahsis edilmiştir. Seçmenler biri bağımsız adaylara, biri ulusal listelere olmak üzere iki oy kullanmaktadırlar. Temsilciler Meclisi üyeleri 4 yıllık süre için seçimler yoluyla halk tarafından belirlenir. Senato, 75 senatörden oluşmaktadır. Senato üyelerini Kral atar. Senatörler 40 yaşını geçmiş ve önemli kamu görevlerinde bulunmuş, rejime bağlılığıyla temayüz etmiş şahsiyetler arasından seçilir; görev süreleri 4 yıldır. Ürdün’de kayıtlı 20’den fazla siyasi parti bulunmaktadır. Ancak, siyasi partiler herhangi bir etkinliğe sahip değildir.
Arap baharı ülkeyi teğet geçti
Kral Abdullah’ın parlamentoyu feshetmesi ve hükümeti görevden almasıyla birlikte Ürdün’de 23 Ocak’ta seçimler yapılacak. Kral’ın böyle bir yetkisi var. 2011’de Tunus’la başlayan halk hareketlerinin Ürdün’e de yansımaları olmuştur. Ancak kralın denetimindeki yönetimin, barışçıl gösterilere karşı sert uygulamalarda bulunmayarak halkın birçok talebini karşılayan uygulamalara gitmesi Ürdün’ün mevcut dengelerini korumuştur. Arap Baharı’ndan önce reform politikalarını başlatan Kral Abdullah, Arap Baharı’nın rüzgârıyla reformları hızlandırmak için muhalefet grupları özellikle İhvan (Müslüman kardeşler) tarafından sıkıştırılıyor. Barışçıl kitle gösterileri yönetime her türlü uyarılarını ve eleştirilerini yapabiliyor. Kraliyet, halk gruplarına ve tepkilerine yumuşak davranıyor. Hatta Ürdün kraliyetinin, Avrupalı muadilleri gibi sembolik ve onursal temsil görevlerine çekilebileceği mesajını bile vermiş bulunuyor. Ancak devrim değil, evrim yöntemiyle değişimin zaman içinde olgunlaştırılarak ve toplum-devlet bünyesinde hazmedilerek gerçekleştirilmesini istiyor mevcut yönetim. Halkın nabzını; ekonomik sıkıntıları, siyasi ve sosyal hak taleplerini optimum bir sınırda dengeleyerek tutmanın çabasında. Bu küçük ülke Irak, Suriye, Suudi Arabistan, Mısır, İsrail, Filistin ile çevrili. Çevresindeki istikrarsızlıklardan oldukça etkileniyor. Komşularının, bölgenin ve yardım aldığı ülkelerin baskılarını dengeleyerek istikrar ve gelecek arıyor. Mısır’da ne olduysa, Suriye’de ne olacaksa Ürdün’de de o olacak. Yani bölgedeki değişim trendi eninde sonunda Ürdün’ün geleceğini de belirleyecek ve derinden etkileyecektir. Kendi kararını bağımsız olarak verecek bir güç ve iradeden maalesef yoksundur. ‘Yeni Ortadoğu’ Yeni Ürdün’ün istikbalini tayin edecektir. Şimdilik Esed’in başaramadıklarını Kral Abdullah başarabilmiş görünüyor.
Ülke Tarihi
Bugünkü Ürdün toprakları Hz. Ömer döneminde Müslümanlar tarafından fethedildi. 12. yüzyılda bir süre Haçlıların işgali altına girdi. 1187´de Haçlılardan kurtarıldıktan sonra sırasıyla Eyyubilerin, Fatımilerin ve Memlüklerin elinde kaldı. Memlüklerden sonra 1517´de Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim tarafından alınarak Osmanlı topraklarına katıldı. 400 sene Osmanlıların elinde kaldıktan sonra 1917 yılında İngilizler tarafından işgal edildi. İngiltere 1946 Londra anlaşması gereğince Ürdün´ün bağımsızlığını tanıdı. 1921 yılına kadar Osmanlı yönetiminde kalan Ürdün’ün birçok yerinde Osmanlı’dan kalma izlere rastlarsınız.
Sosyo-Kültürel Durum
Osmanlı beldesi olan geçmişinden sonra eski bir İngiliz sömürgesi olan Ürdün, kraliyet idaresindeki bağımsızlığında post kolonyal dönemin bütün karakteristik özelliklerini taşıyor. Tam bir kültür karması içerisinde ne tam Arap ne de Batılı bir resim veriyor. Avrupalı gibi giyim, kuşam içinde olanlar da geleneksel kıyafetlerle dolaşanlar da var. 3 milyon nüfusun yaşadığı başkent Amman Ürdün’ün her şeyi... Aslında Ürdün demek Amman demek… Amman dışında ciddi bir nüfus ve hayat yok gibi... Araplar, Çerkezler, Türkler Ürdün vatandaşlarının etnik farklılıkları… İş yerlerinde uzak doğudan insanlar çok göze çarpıyor. Sünni Müslümanların dışında Hıristiyan (%5) belli bir nüfusta mevcut Ürdün’de. 400 bin Çerkez çok etkili konumdalar devlet içinde, özellikle Emniyet ve İstihbaratta. Göçerlerin çoğunun Türkmen olduğu söyleniyor. Türk nüfus burada 30 bin dolaylarında. Türkiye’yi çok seven Ürdün Arapları Türk dizilerine çok meraklılar. Halk kesimi Türkiye’yi çok seviyor, entelektüeller biraz mesafeli… Galiba aldıkları eğitim ve kültür bunun nedeni olsa gerektir, bir kompleks içindeler, bir Osmanlı fobisi kolayca hissediliyor. Pek çoğu eğitimlerini Amerika, İngiltere ve Mısır’da almışlar belli ki tarihle ilgili çok iyi şeyler öğretilmemiş. Tabi ki Türkiye’de eğitim görenler Anadolu insanıyla tanıştıkları için daha sıcak ve yakınlar.
Lut Gölü (Ölüdeniz)
Ürdün-Filistin (işgalci İsrail) sınırında, Amman’a 60 km uzaklıkta deniz seviyesinin 390 metre altında. Karşılıklı uzak noktalarından 80 km/18 km genişlikte bir krater gölü Lut gölü. Lut Peygamber zamanından kalma Kur’an-ı Kerim’de de kısaca dikkat çekilen bir kıssa ya da konu ve mekân olan tarihi ve dini bir değer taşıyor. Göl çok çok tuzlu olduğundan yoğunluğu neredeyse cıva gibi. Suda insan batmadığı gibi yüzükoyun da duramıyor anında ters dönüyor yani sırt üstü ancak yüzebilirsiniz. Değilse çok çaba sarf ederek kulaç atabiliyorsunuz. Ağza ve göze su kaçarsa müthiş yakıyor. Bir de göl içinden çıkarılan krem gibi balçık var siyah kömür renginde. Vücuda cilde şifalı diye herkes sürüyor. Lut Gölü’nün bulunduğu bölge ismini Hz. Lut’tan alıyor.
Deve ya da ciplerle safari
Ürdün Devleti bugün biz pek farkında olmasak da turizm bakımından dünyaya farklı yönleri ile hitap etmeyi başarmış bir ülke. Turizmdeki bu başarısı biraz da ülkesinde, diğer Arap ülkelerinde olduğu gibi petrol olmamasından kaynaklanıyor. Petrol gibi ciddi bir gelirden yoksun olan Ürdünlüler de gelir elde etme adına turizme el atmışlar. Buralarda doğunun zenginliğini tanıtma adına aklınıza ne gelirse uygulanabiliyor. Çölde develer ya da cipler ile safariye çıkmaktan, uçsuz bucaksız vadilerin arasında, bedevi çadırlarında gecelemeye, Kızıldeniz’de mercanlara dalmaktan, Nabati Kaya Evlerine tırmanmaya kadar birçok aktivite bulunabiliyor.
Ürdün İhvanının geçmişi
İhvan-ı Müslimin Hareketi’nin Ürdün kolu, Hâc Abdüllatîf el-Kura liderliğinde 1946 yılında Salt şehrinde kuruldu ve siyasete karışmamak şartıyla Kral Abdullah`ın onayını aldı. 1948 Arap-İsrail Savaşı`ndan sonra Batı Şeria`da güçlenerek siyasileşmeye başladı. Hâc Abdüllatîf el-Kura`nın 1953`te vefatından sonra örgütün başına Abdurrahman el-Halife geçti. Diğer siyasî partilerin zaman zaman Hâşimî rejimi tarafından yasaklanmasına rağmen İhvân-ı Müslimîn meşrû bir örgüt olarak kabul edildi ve faaliyetlerine izin verildi. Ürdün rejiminin hareketi kontrol altında tutmak amacıyla liderlerini tutuklamasına rağmen 1950 ve 1960`lı yıllar boyunca teşkilâtın genelde Kral Hüseyin`le iyi ilişkiler geliştirerek onun komünist, Baasçı ve Nâsırcı gruplara karşı izlediği politikayı destekledi. 1951 yılından itibaren de seçimlere katıldı ve parlamentoda temsil edildi; 1962`de Batı Şeria`da bütün siyasî partiler seçimleri boykot ederken de bu boykota katılmayan tek örgüt oldu. 1967`de Batı Şeria`nın İsrail işgali altında kalmasından sonra teşkilâtın bazı mensupları Filistin Kurtuluş Örgütü saflarında İsrail`e karşı yürütülen silahlı mücadeleye katıldı. 1970`li yıllarda ise bölgedeki İslâmî hareketlerde görülen canlılığa paralel olarak tekrar güçlendi. İhvân-ı Müslimîn, 1980`li yılların başlarından itibaren rejimin meşruiyetini sorgulamaya ve icraatını şiddetle eleştirmeye başladı. Bunun üzerine rejim açısından tehlikeli görülerek bazı mensupları tutuklandı. Kral Hüseyin`in uzun bir aradan sonra 1989`da seçimlerin yapılmasına karar vermesi teşkilâtla ilişkilerin yumuşamasına yol açtı. Seçimlere katılan örgüt, parlamentodaki altmış sandalyeden yirmi ikisini alarak % 40`a varan oranda başarı sağladı. İhvân-ı Müslimîn`e yakın görüşteki diğer partilerin de on iki sandalyeye sahip olması sonucunda parlamentodaki dengeler değişti ve kanunların İslâm`a uygun hale getirilmesini savunanlar ağırlık kazandı. 1950 yılından itibaren resmî kayıtlarda dinî bir hayır kurumu olarak geçen teşkilât, seçim kanununun gerekli kılması üzerine fikren kendisine yakın bulduğu bağımsızlarla birleşerek Şubat 1993’te Cebhetü`l-ameli`l-İslâmî adlı siyasî bir parti kurdu ve 1993 seçimlerinde küçümsenemeyecek bir başarı sağladı.
Ürdün’de İslami faaliyetler ve Müslümanların konumu
Müslümanların Ürdün’de genel anlamda durumları iyidir. Ülkedeki İslami hareket ve yapılar, İslami birçok alanda faaliyetlerini sürdürüyor. Ürdün’de en etkili İslami cemaat, İhvan-ı Müslimin cemaatidir. Mısır’daki İhvan Hareketi ile arasında organik bir bağ olmasa da birçok konuda aynı amaca ve misyona hizmet ediyor. Ürdün İhvan hareketi, manevi anlamda ve eğitim, sağlık ve sosyal alanlarda oldukça ciddi çalışmaları bulunuyor. Ayrıca Ürdün’de etkili tarikatlar mevcut. Mesela Şazeli tarikatı çok etkilidir. Ayrıca Davet ve Tebliğ Hareketi var. Bir de yasadışı ilan edildiği halde faaliyetlerini sürdüren İslami Hareketler de var. Hizbu’t-Tahrir bunlardan biridir. Ürdün’deki İslami Hareketler, devlet tarafından herhangi bir baskıyla karşılaşmadan faaliyetlerini sürdürüyor. Batılı ülkelerle çok iyi derecede ilişkiler içerisinde bulunan Ürdün Kralının, Ürdün’de Müslümanlar üzerinde bir baskısı görülmese de bu durum, Müslümanların ülke genelinde güçlü bir altyapıya sahip olmalarından kaynaklanıyor. Ürdün küçük bir ülke ama rolü büyüktür. Yakın geçmişte görüştüğümüz Ürdünlü bir âlim olan Adnan El-İzzi Ebu Memun’un ifadesiyle ‘Ürdün bir hicret diyarıdır. Adeta bir “Ensar” hükmündedir. Çünkü Ürdün’de çok sayıda Filistinli, Suriyeli, Iraklı ve Kafkas ülkelerinden gelen muhacir kardeşlerimiz barınıyor. Ürdün Müslüman Kardeşleri, İslami Hareket Cephesi adı altında, Arap Baharı’nın akabinde Ürdün Parlamentosunda en çok sandalye sahibi olan partiydi. Ürdün’de Tunus ve Mısır’daki gibi halk gösterileri yapıldı. Müslüman Kardeşler ve siyasi kolu İslami Hareket Cephesi, (İHC) Kral II. Abdullah`ın yetkilerini sınırlayacak büyük çaplı anayasal değişiklikler talep ediyor ve bu konuda sokak gösterilerine önayak olmuştu. Kral 2. Abdullah da halkın talebini yerine getirdiğini göstermek adına başbakanı görevden almış ve deyim yerindeyse halkın gazını almıştı. Daha sonra, Müslüman Kardeşler 2013 yılında gerçekleştirilen genel ve yerel seçimleri boykot etti. Ancak ne var ki Suriye ve Mısır’daki krizler, hareketin halk desteğini son aylarda epey aşındırmıştı. Ürdün hükümeti de, Mısır`daki temmuz darbesinin ardından ülkesindeki Müslüman Kardeşler Hareketi’nin altını oymak için bir medya kampanyası başlattı, ancak işi hareketi lağvetmeye kadar vardıramadı. Aradan geçen 2 yılın ardından 13 Ocak 2015’te yeni seçimler yapılacak.
Ürdün, nüfus ve toprak parçası olarak küçük olmasıyla birlikte çevresindeki birçok önemli ve büyük ülkeyle sınırlarını paylaşması, Ürdün’ün çevresindeki tüm değişimlerden rahatlıkla etkilenebileceğini ortaya koyuyor. Arap Baharı’nın Mısır’da darbeyle sonuçlanması ve komşu Suriye’de korkunç bir savaşa dönüşmesi Ürdün’ün krallık yönetimini de mevcut komşuların durumuna düşmemek adına reform yapmaya itmişti. Bu durum, Ürdün halkının da barışçıl gösterileri daha ileriye taşımamaları konusunda frenlemiş olmakla birlikte Ürdün yönetimini de ciddi bir şekilde rahatlatmıştır. Ancak Ürdün’e komşu ülkelerde süren ve sonuçlanacak her ne değişiklik olursa bu durum Ürdün’ü de fazlasıyla etkileyerek bir başka bahar serencamına götürebilir.
Furkan Can / İnzar Dergisi – Ocak 2015 (124. Sayı)
Furkan Can