İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

 KRİZ VE FAİZ

2022-01-29
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Etimolojik kökeni Yunanca ‘krisis’ kelimesine dayalı olan kriz kelimesi, özellikle tıp biliminde çok yaygın bir kullanıma sahiptir ve genel olarak ‘aniden ortaya çıkan bir hastalık belirtisi’ ya da ‘bir hastalığın çok ileri bir safhaya ulaşması’ anlamlarına gelmektedir. Kriz, sosyal bilimler alanında çoğu kez ‘birdenbire meydana gelen kötüye gidiş yönündeki gelişme’, ‘büyük sıkıntı’, ‘buhran’ ve ‘bunalım’ gibi kelimelerle eş anlamda kullanılmaktadır. Ekonomik kriz, mali kriz, finansal kriz, siyasi kriz, hükümet krizi, ahlaki kriz vb. kavramlarla günlük dilde sık sık karşılaşmaktayız. Ekonomik kriz kavramı; mal, hizmet ve üretim faktörlerinin fiyatlarıyla birlikte ulusal para değerinin çeşitli nedenlerle dalgalanması, sonucunda ekonomik faaliyetlerde duraksama yaşanması ve geleceğe yönelik belirsizliklerin artmasıdır. Ülkelerin gücü, sağlam temeller üzerine kurulmuş ekonomilerinden gelir. Ulusal paraların değerli oluşu, katma değeri yüksek üretim yapılması, tasarruf yaratabilme ve bunu yatırıma dönüştürebilme kabiliyeti, yabancı yatırımcılar için potansiyeli yüksek bir liman olmak, kamu harcamalarının doğru ve etkin şekilde yönetilmesi, ihracat ve ithalat dengesindeki uyum gibi kriterlerin hepsi, güçlü bir ekonomiden bahsedebilmek için yeterlidir. Tüm bunların hepsi birbiriyle ilişkili olup birinin aksaması durumunda diğerlerinin de olumsuz bir şekilde etkilenmesi kaçınılmazdır ve bu da ekonomik krizleri doğurmaktadır. Krizlerin yaşanmasında çeşitli faktörler baş göstermektedir. Ekonomik krizler, reel ve finansal sektörlerde arz fazlalığı veya talep daralmasından kaynaklanabilir. Gerek arz, gerekse talep krizinin ortaya çıkmasının çeşitli nedenleri bulunmaktadır. Ekonomik krizlerin nedeni, her zaman ‘ekonomik nedenler’ olmayabilir. Örneğin, ülke düzeyinde ortaya çıkan doğal afetler (deprem, yangın, sel baskını gibi ...) ekonomik kriz nedeni olabilir. Ekonomik krizlerin bir kısmı organizasyon dışı nedenlerden kaynaklanabilir. Siyasal, ekonomik, teknolojik ve ekolojik alanlardaki hızlı değişim ekonomik krizlerin ortaya çıkmasına neden olabilir. Örneğin, siyasal alanda yaşanan hükümet bunalımları, askeri darbeler, siyasal istikrarsızlık ortamı krizlere neden olabilir. Bunun yanı sıra, dünyada yaşanan hızlı ekonomik değişimler, daima krizlerin ortaya çıkmasına elverişli bir ortam yaratmaktadır. Bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler, malzeme teknolojisindeki yenilikler, teknolojik buluşlar da bazı organizasyonlar için fırsat anlamına gelirken, bazı organizasyonlar için krize neden olabilir. Örneğin, bilim ve teknoloji dünyasındaki gelişmelere ayak uydurmayan veya bu yönde çok geride kalan organizasyonların ayakta kalabilmeleri çok güçtür. Bilim ve teknoloji, rekabet gücünü belirleyen temel unsurlardan birisidir. Özellikle son yıllarda ortaya çıkan coin borsası birçok ülkenin ekonomisini olumlu-olumsuz yönde etkilemiştir. İhracat ve ithalat faaliyetlerindeki dengenin bozulmasıyla dış ticaret açığı veren ekonomilerde; cari açığı kapatabilmek için dövize ihtiyaç duyulması, ulusal paranın değer kaybetmesi ve diğer makroekonomik dengelerdeki bozulmayla beraber ekonomik kriz yaşanabilir. Finans sektöründeki fiyat dalgalanmalarının çok olması ve bankacılık sektöründe batık kredilerin artması gibi sebeplerle likidite sıkışıklığı yaşanır ve bu da ekonomik krize sebep olabilir. Tüm bu sebepler içerisinde belki de en önemli etken; Kamu kesiminin dış borç ve yüksek faiz oranlarına sahip olması, borçlanma maliyetlerini artırır ve bunun sonucunda da bütçe açıkları giderek artar. Yaşanan bu olumsuzluklarla beraber ekonomik kriz görülebilir. Son yıllarda Türkiye’de yaşanan bazı ekonomik krizler ve başlıca sebepleri şu şekilde sıralanabilir. 1-1974 ve 1980 KRİZLERİ (PETROL KRİZİ) Bu tarihler arasında İsrail ile komşusu olan diğer Arap ülkeleri arasında yaşanan savaşlar petrol fiyatlarında yüksek dalgalanmalara sebep olmuş petrol fiyatları yaklaşık 4 kat artmıştır.  Bu durum dünya ekonomilerini alt-üst etmiş ve Türkiye, Kıbrıs Barış Harekâtında olduğundan bu krizden daha fazla etkilenmiş, işsizlik oranları atmış ve yüksek enflasyon rakamları oluşmuştur. Ülke ekonomisinde iyileştirmelere gidilebilmesi için 24 Ocak Kararları alınmış ve alının kararlardan sonra faiz oranları %20’lerden %33 düzeyine yükselmişti. Ayrıca sabit kur politikası terk edilerek kontrollü dalgalı kur rejimine geçilmişti. 2- 1984- BANKER[1] KRİZİ Bu dönemde serbest piyasa ekonomisine geçilmesiyle faizler bir hayli artmış, büyük şirket ve işletmeler bankalardan kredi alamayacak hale gelmiştir. Bu durum, işletmeleri ve tasarruf sahiplerini bankerlere yöneltmiştir. Ayrıca o dönem bazı büyük bankalar, bankerlerle iş birliği yaparak bankerlere bono[2] sattırmış ve tasarruf sahiplerinden mevduat toplamaya çalışmıştır.  Bankerlerin, borç aldıkları paraların faiz ödemeleri için daha yüksek faiz oranlarıyla borçlanma durumuna girmesiyle faiz artışları devam etmiş, 1984’te bankerler krizi patlak vererek pek çok tasarruf sahibinin bu durumdan zarar görmesine neden olmuştur. Faiz oranları %45-50 oranlarına ulaşmış idi. 3- 1994 KRİZİ 1990’lı yıllarda devlet, harcamaları için ağırlıklı olarak kamu bankalarından borçlanmaya başladı ve zamanla borç yükü ciddi rakamlara geldi. O dönemde özel sektörün elindeki bankalar yüksek faizle mevduat topluyordu ve kamu bankalarına da yüksek faizle kredi veriliyordu. Dönemin Başbakanı Tansu Çiller ekonomik iyileştirmeler yapabilmek için hazinenin borçlanma ihalelerini iptal ettirdi. İptal edilen ihale gelirlerinin kaybını önlemek için özelleştirmelere gidildi ve PTT’nin T si yani Telekominikasyon satılmaya çalışıldı ancak Anayasa Mahkemesi kararı iptal ettirdi. Meşru olmayan para basımına gidildi ve ülke hiper-enflasyon yaşadı. Yerli ve yabancı sermaye ülke dışına kaçtı ve durum daha kötü bir hale geldi. Yaşanan kriz sonucunda hükümet bir dizi önlem paketi açıkladı. TL’de devalüasyona gidildi. Çeşitli tüketim ürünlerine zamlar yapıldı. Alınan kararlar sonrasında IMF[3] ile 14 aylık Stand-By Anlaşması imzalandı. IMF ile ilgili şu hususlara değinmekte fayda vardır. IMF Dünya’da yaşanan ekonomik krizleri önlemek amacıyla kurulan uluslararası bir kuruluş iken varlığı her zaman krizleri daha da büyütmek olmuştur. Kurulduğu günden beri bağımsız kalamayan IMF, ABD ve G-7 ülkeleri güdümünde bulunmaktadır. Türkiye son 50 yıldır sürekli IMF’nin çözüm önerilerine kulak vermiş ve her zaman uygulanan istikrar politikalarında kaybetmiştir. Şimdiye dek önerilen 18 IMF programı uygulanmaya konulmuş ve hepsinde vaziyet daha kötü bir hal almıştır. 1998 yılında faiz ortalama %83,9’a kadar tırmandı. 4- 2001 KRİZİ 1994 krizinin yankıları devam ederken, Türkiye’nin en büyük ticaret ortağı olan Rusya’nın ekonomik krize girmesi ve yaşanan Marmara Depremi ekonomik sıkıntıları daha da artırdı. O dönemde sabit kur - serbest faiz politikası vardı. MGK toplantısında yaşanan anayasa fırlatma krizi, ekonomideki sıkıntıları daha da körüklemiş ve bankacılık sektöründe başlayan krizin reel sektöre de sıçramasına neden olmuştur. Bunun sonucunda pek çok işyeri kepenk kapatmış ve çoğu insan işsiz kalmıştır. Bu kriz sonucunda da yüksek faiz oranları oluşmuştur. 5-2018 DÖVİZ KRİZİ Ortalama 2013 yılına kadar ekonomik olarak bir nefes alan ülke 2016 yılında Fetö darbe girişimi,  2018 yılında Rahip Brunson krizi, bu sorunları iyice tırmandırmış ve 2018 yılı ekonomik krizinin fitilini ateşlemiştir. Türk lirası büyük oranda değer kaybı yaşarken, enflasyon çift hanelerde takılı kaldı. Faiz artırımlarına gidilmesiyle büyüme ivmesini kaybetti. Yüksek enflasyon ve ekonomik daralma derken, işsizlik verileri de bir hayli yükseldi. 2013 yılında faiz oranları %7,75’e kadar düşürülmüş iken yaşanan kriz neticesinde yeniden %20 oranlarına yükselmiştir. Ayrıca Rahip kriziyle mevcut döviz kuru bir anda tırmandı. 2017’de 3,80 TL olan dolar 2018’de 7 TL’yi aştı. 2021 yılı Aralık Ayında dolar 14.50 TL’den daha fazla oldu. Başta inşaat olmak üzere pek çok sektörde tıkanıklıklar yaşandı ve beraberinde iflaslar geldi. Merkez Bankası döviz rezervleri de 2018 yılında önemli ölçüde azaldı. 2018 yılı Ocak Ayında net döviz rezervi 77,9 milyar dolar iken, 2020 yılı Ocak Ayı itibarıyla 33,9 milyar dolara gerilemiştir. 2021 Aralık Ayında ise net rezervler 22,5 milyar dolar seviyelerine geriledi. SONUÇ Tüm ülke tarihi boyunca yaşanan ekonomik krizlerin yaşanmasında çeşitli etkenler sebep olmuş ve yaşanan krizlerin ardından uygulanmaya çalışılan ekonomik iyileştirme politikaları başarısızlıkla sonuçlanmış, akabinde ise yüksek faiz oranları hayli bir artmıştır. Yüksek faiz oranları ülke ekonomisinin her geçen gün daha da fakirleşmesine sebebiyet vermiş, işsizlik artmış, enflasyon artmış, dış ticaret açığı artmış, alım gücü azalmış, döviz kurları ve borsa çok hızlı bir şekilde değişiklikler göstermiştir. Ham maddenin yurt içinde üretilemeyişi ithalata bağımlılığı artırmıştır. İthalata bağlılık azaltılamadığı için kurda yaşanan en ufak hareketliliğin bile ekonomiye yansıması ağır olmuştur. Gerçekleştirilen büyüme oranları kısa süreli olmuş, uzun vadede ekonomik büyüme istikrarı sağlanamamıştır. Ömer DEMİRKIRAN KAYNAKÇA:
  • Kutlu Sezai, Demirci Rıza, “Stand-By Anlaşmaları Açısından Türkiye-IMF İlişkileri” 2001, Ankara.
  • Aygüç Öztin “Kriz Nedeni ve Çıkış Yolları”
  • Turan Zübeyir “ Dünyadaki ve Türkiye’deki Krizlerin Ortaya Çıkış Nedenleri ve Ekonomik Kalkınmaya Etkisi”
  • Kahraman Serpil “Finansal Krizler ve Krizlerin Öngörülebilirliği”
  • Https://Vergialgi.Net/Turkiyede-Yasanan-Ekonomik-Krizler-Tekrarlanan-Hatalar-Ve-Cikis-Yollari
  • Https://Dergipark.Org.Tr/Tr/Download/Article-File/319382
  • Https://Www.Tcmb.Gov.Tr/Wps/Wcm/Connect/Tr/Tcmb+Tr/Main+Menu/Temel+Faaliyetler/Para+Politikasi/Merkez+Bankasi+Faiz+Oranlari/Faiz-Oranlari
[1] Banker; bankası olan kimse, banka sahibi. [2]Bono; devlet ve kurumsal firmalardan yatırımcıların sabit veya değişken faiz oranlarıyla belirlenen süre içerisinde kredi aldığını gösteren bir belgedir. [3] Uluslararası Para Fonu. Türkiye 1947 yılından beri IMF’nin kurucu üyelerindendir.
inzar

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS