Dünya nüfusunun yaklaşık %15’i engelli bireylerden oluşuyor. Bu nedenle engelliler dünyadaki “en büyük azınlık” olarak nitelendiriliyorlar. “3 Aralık Dünya Engelliler Günü” Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 1992 yılında almış olduğu 47/3 sayılı karar ile Uluslararası Engelliler Günü olarak 1992’den beri kutlanagelmiştir. Birleşmiş Milletler bu günün amacını; “Toplumun ve toplumun her alanında engelli bireylerin haklarını ve refahını teşvik etmeyi ve engelli bireylerin durumuna dair politik, sosyal, ekonomik ve kültürel yaşamın her alanında farkındalık arttırma” olarak ifade etmektedir.
Bizler imtihan dünyasında yaşıyoruz. “Hanginizin davranışça daha iyi olduğunu deneyerek göstermek için ölümü ve hayatı yaratan O’dur. O, güçlüdür, çok bağışlayandır.” (Mülk, 67/2). “Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla; bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz." (Bakara, 2/155) ayet-i kerimeleri bu dünyada imtihanın bir realite olduğunu hatırlatmakta ve imtihan çeşitlerine işaret etmektedir. Yüce Allah insanoğlunu hastalık, açlık, can, mal, makam, aile vb. şeyler ile imtihan eder. Kimilerini de sağlık ile imtihan eder. Engelli bir birey olarak dünyaya gelmek de bir imtihandır, daha sonradan engelli bir birey olmak da imtihandır. Engel türleri hakkında fiziksel, zihinsel, psikolojik ve kronik olmak üzere çeşitli şekillerde sınıflandırmalar yapılmıştır. Oysaki en büyük engel kişinin önüne koyup da asla geçemeyeceğini düşündüğü ve pes ettiği düşünce engelidir.
Engellilik hali, insanın temel fonksiyonları açısından eksiklik olsa da, insani yönden bir kusur değildir. Erzurumlu İbrahim Hakkı'nın;
"Harâbât ehline hor bakma şâkir,
Defineye mâlik virâneler var"
Şiirin de ifade ettiği gibi, dış görünüşü itibariyle önemsenmeyen veya engelli pek çok kimse, zengin ve diri bir gönül yapısıyla Allah katında çok değerli olabilir. Hatta diğer insanlar, bu gibi kimselerin hürmetine bir kısım sıkıntılara maruz kalmaktan korunmuş bile olabilirler. "Şayet Allah'tan korkan gençleriniz, can taşıyan hayvanlarınız ve beli bükülmüş ihtiyarlarınız olmasaydı belâlar üzerinize sel gibi yağacaktı" hadisinde de ifade edildiği gibi, acziyet, ilahî rahmet ve merhamete bir vesiledir.
Bu âlemde acıyla tatlı, iyiyle kötü, hayırla şer iç içedir. Bu dünyada insanın sahip olduğu veya olamadığı her şey bir imtihan vesilesidir. Fizikî güzellik bir imtihan vesilesi olduğu gibi, güzel konuşmak, güzel yazmak gibi kabiliyetler de insana imtihan için verilmiştir. Zenginlik ve fakirliği de aynı şekilde değerlendirebiliriz. Bu bakış açısına göre, zengin ve güzel olan mutlaka üstün olmadığı gibi, fakir veya bazı uzuvlarını kaybetmiş olan bir kimse de değersiz değildir. Zaten Kuran'da "Sizin en değerliniz takvada en ileri olanınızdır." (Hucurat, 49/13) buyrularak üstünlük takvaya bağlanmıştır. Allah Resulü (s.a.v.) de, "Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz. Fakat kalplerinize ve amellerinize bakar." buyurarak, Allah'ın insanlara muamelesinin kalp ibresine göre cereyan ettiğine/edeceğine işaret etmiştir.
Her toplumda olduğu gibi Hz. Peygamber döneminde de engelli kimseler bulunmaktaydı. Bu dönemdeki engelli sahabe sayısı tam olarak bilinmemekle birlikte, günümüz kaynaklarındaki oranları dikkate alırsak azımsanmayacak miktarda olduğu söylenebilir. Özellikle görme ya da bedeni bir özrü bulunan sahabe arasında isimleri Müslümanların çoğu tarafından bilinen, Abdurrahman b. Avf, Amr b. Cemuh, Muaz b. Cebel, Amr b. Tufeyl, Habbab b. Eret, Imran b. Husayn, Abdullah b. Ümmü Mektum gibi sahabenin meşhurlarının olması da bu kanaati desteklemektedir. Bunlar arasında 30 yıl kronik bir rahatsızlıktan dolayı yataktan kalkamayan ama halinden şikâyet etmeyen İmran b. Husayn gibi sahabiler olduğu gibi, Efendimiz'in (s.a.v.) ahirete irtihalinden sonra bir gözünü kaybetmiş Abdullah b. Mes'ud ve Ebû Süfyan gibi sahabiler de vardır. Bu arada ortopedik özürlü sahabilerin çoğunun savaşlarda aldıkları ok ve kılıç darbeleriyle bu hâle geldikleri unutulmamalıdır. Yine dikkatlerden kaçmaması gereken bir husus da, engelli sahabilerin kimler olduğunu düşündüğümüzde aklımıza pek fazla bir ismin gelmeyişidir. Bu durum bize sahabenin Allah'tan gelen her şeyi rıza ile karşılayıp, herhangi bir isyan tavrı sergilemeden İslâm'a hizmet etmeye ve toplum içinde faydalı bir unsur olmaya çalıştıklarını göstermektedir. Mesela, Muaz b. Cebel'in ayağındaki sakatlığın pek çok kimse tarafından bilinmediğini söyleyebiliriz. Oysa Hz. Muaz, Efendimiz (s.a.v.) tarafından o günün şartlarında oldukça uzak sayılabilecek olan Yemen'e gönderilmiş ve İslam’a hizmet etmekten bir an geride kalmamıştır.
Günümüz dünyasında da engelli olup da bizlerin yapamadıklarını yapan/yapacak insanlar vardır. Mesela; İngiliz fizikçi, evrenbilimci, astronom, teorisyen ve yazar Prof. Dr. Stephen Hawking bilim dünyasında Albert Einstein'dan sonraki en büyük dahi olarak görülmektedir. Bilim dünyasındaki buluşlarıyla adını tüm dünyaya duyurmuştur. Kendisi “1960'ların başında 21 yaşındayken tedavisi olmayan Amyotrofik lateral skleroz (ALS) hastalığına yakalanır. Motor nöronların zamanla yüzde seksenini öldürerek sinir sistemini felç eden; ancak beynin zihinsel faaliyetlerine dokunmayan bu hastalık, Hawking'i tekerlekli sandalyede yaşamaya mahkûm eder. 1985 yılından bu yana sesini de yitirmiş olduğu için, koltuğuna yerleştirilmiş, yazıları sese dönüştürebilen bilgisayarı sayesinde insanlarla iletişim kurabiliyor. Şu anda Hawking, bilimsel uğraşlarında ve günlük yaşantısında çevresinden ve ailesinden büyük destek almaktadır. Konuşmak istediği anda, elindeki elektronik aleti sıkarak, sandalyesine bağlı özel bilgisayarının ekranına, dakikada ortalama 10 kelimeyi sıralayabilmektedir. Bu sessiz konuşan dehanın, özel bilgisayarının hafızasında yaklaşık 2600 kelime bulunmaktadır. Böylece herhangi bir kelimeyi söylemek istediğinde ekrana yazabilmektedir. Sağlıklı insanların konuşmalarında kullandığı kelime sayısı da 2500 civarında olduğu düşünüldüğünde Hawking duygularını ifade etmede kelime sıkıntısı bile çekmemektedir.” (Hürriyet Gazetesi).
Yine araştırmalarım esnasında Rebecca Huseyn adında bir kadın ile karşılaştım. Kendisi doğuştan işitme engelli. Fakat onun konuşamaması ve duyamaması insanları İslam’a davet etmesini engellememiş. Onun vesilesi ile 9 kişi Müslüman olmuş. Şu an işitme engelliler için açtığı vakıfta insanları İslam’a davet edip İslam’ı anlatıyor.
Kendim üniversite yıllarımda iken 2 kolu ve 2 bacağı dirseklerden itibaren olmayan ve protez ayaklar ile yürümeye çalışan bir ablamız vardı. Öz Ablam bana bu engelli ablamızın kitaplarından bahsettiğinde kocaman bir kütüphanesi olduğunu anlamıştım. Çalışma azmini, yaptığı seminerleri, sohbetleri ve sunumlarını hemen her hafta duyardım. En sonunda da üniversiteyi derece ile bitirdiğine şahitlik etmiştim. Sadece sağ dirseğine bitişik 2 parmağı ile tüm sınavlara girip başarı ile 2. Üniversiteyi okuduğunu hatırlamaktayım. Tüm bunları yaparken bir an bile tesettüründen ve namazından asla taviz vermiş değildi.
Ahmet Bulut Hoca’nın anlatımından sizler için kısa bir derleme yapıyorum. “Fatma adında bir engelli kızımız vardı. Fatma bedensel engelli ve doğuştan yürüyememekteydi. Kendisi Sivas’ta iskân eden ve bizler de Sivas’a seminer için gittiğimizde bizler ile görüşmek isteğini duyduk ve gittik. Fatma bizlere bir rüyasından bahsetti. Hocam dedi: ben geçen gece rüyamda namaz için kıyama kalktığımı gördüm. Namaz için kıyama kalkabilmenin sevinciyle hemen şükür secdesine kapanmak istedim. Sonra bir kez daha kıyama kalkmak istediğimde uyandım ve bunun bir rüya olduğunu gördüm. Bir kez daha ayağa kalkmak ve namaz kılabilme zevkini tadabilmek için aynı rüyayı defalarca görmek istedim. Hocam lütfen ayakta namaz kılabilenlere deyin ki kıyamınızı uzun uzun yapınız.”
Ve daha nice gerek Müslüman gerek gayri Müslim insanların hayat hikâyeleri ile bu örneklendirmeler artırılabilir. İşin özü şudur ki engel bedende değildir. Engel akılda ve kalptedir. Engel; gözü, eli, kolu olmayan değil, engel; gözü olduğu halde görmeyen, kulağı olduğu halde duymayan, ayağı olduğu halde hakka yürümeyen aklı olduğu halde kullanmayan vs’dir. İman varsa imkân da vardır. İman yoksa/az ise her zaman bir bahane vardır. Engel kişinin kendi düşünceleridir. Engel tembelliktir. Engel çalışmamaktır. Engel okumamaktır. Engel araştırmamaktır. Evet, engel biziz. Engel bedeni ve uzvi kusurları olduğu halde asla bahane üretmeden, her zaman hayata tutunan ve yaşamları başarılar ve güzel örnekler ile dolu kişiler değildir.
inzar
inzar