“Bir iyiliğe davet edene, o iyiliği yapanların sevabı yazılır; onların sevabından da bir şey eksilmez.” (Müslim, ilm, 6, 6745)
Tesettür, iman ve hayânın kadın fıtratında tezahür eden en bariz fıtri, asli ve imanî inikâsıdır… İman ve hayal ile doğrudan alakalıdır ve olmazsa olmazıdır… Aile, çevre ve sözde eğitim faktörlerinin tesiriyle fıtratı bozulmamış her kadın yaradılışına bahşedilen fıtri ilhamla tesettürün kendisi için “fıtrat-ı asliyesi itibariyle elzem” olduğunu derhal idrak eder ve tereddütsüz kabul eder. Aslolan tesettürlü olmaktır; tesettürsüzlük ise fıtrata aykırılıktır; hayâsızlık ve arsızlıktır; bozulma ve hastalıktır; şeytana ve deccala tabi olmak, hidayetten sapmaktır!
Tesettürsüzlük, yolsuzluk ve şuursuzluktur; Hakk’tan ve hakikatten uzaklaşmak; isyan ve tuğyandır; melekleri bırakıp, şeytanlarla dost olmaktır; bile bile cehennemde yanmaya aday olmaktır…
Tesettür, imanın ve hayânın inikâsı ve İslam’ın alamet-i farikası ve iffetli olmanın nişanesidir… Tesettür, iffet, hayâ, edeb ve takvanın en bariz göstergesidir. Mü`mine şahsiyetin kimlik ifadesi ve temsil belgesidir. Tesettür, bu ümmetin şiar-ı azamından biri ve en ehemmiyetlisidir… Müslüman kadının şahsında temsil edilen İslam bayrağıdır; iman ehli her mü`mine kadına farz-ı ayndır. İman ve hayâ nasıl ki, birbirinin lazımı ve olmazsa olmazı ise, tesettür de iman ve hayânın icabıdır. İman ve hayâ varsa, tesettür de vardır ve tesettüre riayet, kişinin imani derecesini yansıtır. İmanı kuvvetli olanın hicabı daha muntazam ve sağlam; imanı zayıf olanın hicabı ise ya ince ve dar, göstermelik ve zoraki olduğu da gayet aşikârdır. Zira imanı zayıf olanın tesettür bayrağını hakkıyla taşıması ve onunla bütünleşmesi ve şahsında temsil edip cemiyete tebliğ edebilmesi beklenemez…
İman varsa tesettür de vardır; iman zayıfladıkça tesettür de azalır, kısalır ve daralır… İman ve tesettür birbiriyle sımsıkı alakalı ve doğrudan irtibatlıdır, kadının tesettürü imanı kadardır; ne kadar imanı varsa, kadın da o kadar kapalıdır.
Tesettür, mü`mine kadının şahsında temsil edilen İslam bayrağıdır; imanlı ve iffetli olmanın en bariz nişanı, Müslümanlığın alamet-i farikasıdır… Müslüman kadının dokunulmazlık zırhı, heybet, İslami şahsiyet ve vakarıdır. İslami kimliğin en mümeyyiz vasfı, tesettürlü olmaktır… Tesettür, kadını namahrem bakışlardan ve hayvani ihtiraslara ve şeytani tuzaklara hedef olmaktan koruyan fıtri bir kalkandır… Tesettürsüz bir kadın ise her türlü taarruza açık ve savunmasızdır. İslami ölçülere göre tesettüre bürünmedikçe, istese bile kendini koruyamaz. En azından, haram bakışlara hedef olmaktan ve bir takım garazkâr sataşmalardan kurtulamaz…
Kadın, tepeden tırnağa ziynet ve her uzvuyla örtülmesi ve korunması gereken mukaddes bir emanettir. Çünkü o, anne, zevce ve kız kardeştir. Cemiyetin en temel nüvesi, ailenin annesi, çocukların terbiyecisi ve ilk muallimesidir. Çocuk dilini ve dinini, ahlak ve edebini annesinden öğrenir. Çocuğu geleceğe hazırlayan annedir. Bir kadın için en şerefli makam anneliktir. Onu annelik makamından indirip fabrikaya işçi, patrona sekreter, radyo ve televizyonlara spiker yapmak, müşteri çeksin diye mağazalara oturtmak, kadın fıtratına hakaret ve ihanettir. Nadide mücevheri, izzet ve şerefini iki paralık etmek, dolayısıyla cemiyetin istikbalini heba etmek demektir. Çünkü kadın annedir ve cemiyetin istikbalidir; nesillerin doğuşuna vesile olan ve onları büyütüp yetiştirip geleceğe hazırlayan odur.
Kadınını koruyamayan bir cemiyetin geleceği de yoktur! Kadın iffet ve namustur; canlar pahasına korunur; iffet ve namusunu kaybeden cemiyet helak olur.
Kadın, ancak tesettürle korunur; tesettürün ölçüleri de Kur`an, sünnet ve icma-ı ümmet ile sabit olup üzerinde oynanamaz ve hiçbir şekilde pazarlık mevzusu yapılamaz! Dünyevi hiçbir değer ve kariyer, tesettürden taviz vermeye veya ölçülerini değiştirmeye sebep olamaz… İman ve iffet sahibi hiçbir kadın da ne pahasına olursa olsun tesettürünü bırakmaya, bozmaya, kısaltmaya ve daraltmaya asla razı olmaz… İmanın pazarlığı olmadığı gibi tesettürün de pazarlığı olmaz. Tesettür, Hakk’ın emridir, hüküm verilmiş, iş bitmiştir; hiçbir şekilde tevil edilemez, taviz verilemez ve tartışma konusu edilemez! İman eden her mü`mineye düşen “semi’na ve eta’na – işittik ve itaat ettik!” deyip Hakk’ın emrine canu gönülden teslim olup gerektiği gibi riayet etmektir, bunların akıbeti de cennettir…
İbadet ve amellere mana veren şuurdur; şuur ve manadan yoksun bir amel, ruhsuz cesed gibi kıymetini ve heybetini kaybeder; zamane fitnelerine karşı direnemez ve varlığını sürdüremez. Şüphesiz ki tesettür emri de İslam’ın diğer farizaları gibi bir ibadet ve salih ameldir; ruhu ve şuuruyla bir bütündür. Eksik, aksak, yarım yamalak olmaz. Abdest alırken bir kolumuzu yıkamasak o abdest kabul edilir mi?! Kadın tepeden tırnağa avrettir ve tesettürle muhafaza edilmesi gereken mahrem bir emanettir. Elbette başörtüsü tesettürün tamamlayıcı bir parçasıdır; ama sadece başörtüsünden ibaret de değildir!
Başını örterek saçını göstermeyen bir Müslüman kadın, saçından daha mahrem olan vücudunun diğer uzuvlarını mutlak surette örtecek demektir! Saçını-başını örttüğü halde, kolunu-bacağını gösteren, dar, kısa veya ince giyinen bir kadın tesettür farzıyla alay ediyor demektir. Hakk Teâlâ’nın emriyle alay edip dalga geçenlerin akıbeti ise dünyada zillet, ahirette de ateştir!
Bacılar! Tesettür bizim davamız ve bayrağımızdır; taşıdığımız bayrağın farkında ve şuurunda olalım! Mahremiyetimize göz diken zalimlerin ve İslami şerefimizi yok etmek isteyen facirlerin oyuncağı olmayalım! Tesettür emrine sımsıkı sarılalım ve canımız pahasına onu koruyalım! Tesettür davamız, bizim imtihanımız; önce davamızın şuurunda olmalıyız… Şuurundan uzak olduğumuz bir imtihanı kazanamayız… Zalimlere şirin görünmek adına tesettürü kısaltarak, daraltarak hiçbir yere varamayız; sadece kendimizi kandırırız; laiklerin maskarası olmakla kalmaz, gelecek nesillerin yüzüne bakamayız!
Madde ve manada yitik ve bitik bir nesil olarak tarihe geçmek istemiyorsak, iffet ve takva libasımız olan tesettür örtüsüne sımsıkı sarılmalı ve hayatımız pahasına da olsa onu korumalıyız!
Tesettür, bizim bayrağımız; uğruna, malımızı, makamımızı ve canımızı feda edebileceğimiz mukaddes bir şiarımızdır; iffet ve hayâ nişanımızdır; izzet, şeref ve itibarımızdır. Tek kelimeyle, Rabbimizin fermanıdır. Müslüman kadının alamet-i farikası, iffet, edeb ve hürriyetinin dokunulmaz ve tartışılmaz libasıdır… Tesettür, Ümmet-i Muhammed (s.a.v)’in sancağı ve her Müslüman’ın canla başla koruması ve savunması gereken kutsal bir davasıdır. İnananlar bu davayı canı pahasına savunur; imanı zayıf olanlar da sağa sola savrulur; zalimlerin oyuncağı olur!
Üç beş günlük fani, gelip geçici makamlar uğruna tesettürünü feda edenler, kendilerine çok yazık ederler; dünyayı da ahreti de kaybederler.
Ey tesettür libasını kısaltıp daraltarak, sağından solundan kırparak, modaya uydurarak dünyalık makamını kurtaracağını sanan gafil bacı! Üç günlük dünya menfaati uğruna ebedi ahiret hayatını mahvettiğini ve kendine zulmettiğini, yazık ettiğini göremeyecek kadar kör, tutku ve ihtirasların esiri mi oldun?! Tesettürü bozup modaya uydurarak; fakültelerde, resmi dairelerde peruk takarak, uyduruk elbiselerle ortaya çıkarak kimi kandırıyorsun?! İffetine göz diken zalimleri böylece memnun edeceğini ve sana aferin diyeceklerini mi sanıyorsun? Yanılıyorsun el bacı! Yanılıyorsun ve kendi elinle kendini ateşe atıyorsun; dünyanı da ahretini de kaybediyorsun! Elini göstersen kolunu kurtaramazsın; kolunu gösterecek olsan vücudunu kurtaramazsın! Tesettür farzına emredildiği gibi sarılmadıkça, şehvet köpeklerinin elinden ve dilinden kurtulamazsın ve Hakk’ın inayetine mazhar olamazsın! Ölümü, ahreti, cenneti ve cehennemi düşün ey bacı! Üç günlük dünya için ahretini kaybetme; dünya b.iter, ahiret bitmez!
Dur, düşün, senin rızkını veren kim?! Hasta olduğunda şifanı veren, sıhhat ve afiyet bahşeden kim? Rabbinin gazabından korkmuyor musun ey bacı?! “Hâlbuki gazabından korkulmaya layık olan ancak Allahu Teâlâ’dır.”(Tevbe, 13 mealen)
Yarın ruz-i mahşerde Rabbinin huzuruna varınca ne diyeceksin; hangi mazereti ileri süreceksin?! “Zamanın icabı, fakülte okuyordum, amir-memur olmak istiyordum, evde oturmak istemiyordum…” filan diyerek kendini kurtarabilecek misin acaba?! Hz. Aişe (r.anha) ve Hz. Fatıma (r.anha) annelerimiz hangi fakültede okuyordu?! Ümmetin mübarek anneleri dairelerde amirlik memurluk mu yapıyordu?! “Evlerinizde vakarla oturun; Allahu Teâlâ’nın ayetlerini tefekkür edin! Cahiliye kadınları gibi açılıp saçılmayın!” (Ahzab 33-34) ayetleri kimin için nazil oldu acaba? Ahirette cennetten ve cehennemden başka gidilecek yer mi var?! Dünyada bir kibritin alevine dayanamazsın; yarın, açıp namahreme baktırdığın uzuvlarının yanışına nasıl katlanacaksın?! Açan da bakan da günahkârdır ve azapta ortaktır; harama vasıta olmak katmerli günahtır! Hevaya tabi olanın sonu hüsrandır…
Dünya, bir lokma ekmek uğruna iffetini ayaklar altına atmaya; bir anlık zevk için namusundan olmaya; üç beş günlük fani mevkiler için dalkavukluk yapmaya; gelip geçici adi menfaatler için faziletini karartmaya değmez! İnsanı insan kılan, kahramanca yaşanmış acılar ve sabırla karşılanmış ve izzetle kazanılmış imtihanlardır! İrade ve azmini kaybeden heveslerin kölesi olur, öncekilerden ibret almayan, sonrakilere ibret olur!...
Yusuf Akyüz / İnzar Dergisi – Kasım 2012
Yusuf Akyüz