İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Kerbela Acısı

2013-11-10
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Her ne niyetle olursa olsun kendi yeğenlerine eman verip de Hz. Resulullah (s.a.v)’ın evladına, Ehl-i Beytine eman vermeyen, kendi aile bağını Hz. Resulullah (s.a.v)’ın aile bağından üstün tutan bir zihniyet…
“(Hz. Hüseyn’i şehid etmekle görevlendirilen adamlardan) Şimr bin Zilcevşen ayağa kalktı. (Hz. Ali’nin kendi kabilesinden olan hanımının oğullarına “Nerede kız kardeşimizin çocukları?” diye seslendi. Hz. Ali’nin oğulları Abbas, Abdullah, Cafer ve Osman ayağa kalktılar. Şimr, “Siz emandasınız” dedi. Onlar “Bize eman veriyor da Resulullah’ın evladına eman vermiyorsan senin emanına ihtiyacımız yok” dediler.

Her ne niyetle olursa olsun kendi yeğenlerine eman verip de Hz. Resulullah (s.a.v)’ın evladına, Ehl-i Beytine eman vermeyen, kendi aile bağını Hz. Resulullah (s.a.v)’ın aile bağından üstün tutan bir zihniyet…

“O sırada Hz. Hüseyn (r.a) kılıcına dayanmış hafif bir uykuya dalmıştı. Kız kardeşi onu uyandırdı. Başını çevirdi ve dedi ki: “Ben Resulullah’ı rüyada gördüm. Bana sen bize geliyorsun, dedi.” Kız kardeşi, kendi yüzüne vurup vay halimize, diye ağladı. Hz. Hüseyn (r.a) “Sana veyl yoktur, ey kız kardeşim. Sakin ol, Rahman olan Allah, sana rahmet etsin” dedi. (Yezid’in askerlerinden) Bir gece süre istedi. Hayır, dediler. (Yezid’in askerlerinden biri, komutanına) Eğer Deylemili bir adam sizden süre isteseydi, ona icabet ederdiniz, dedi.”

Müşriklere mühlet verip Hz. Resulullah (s.a.v)’ın evladına, Ehl-i Beytine mühlet vermeyen bir zihniyet…

Ümmet, bugün Hz. Resulullah (s.a.v)’a yönelik her tür saygısızlık için ayağa kalkıyor; o gün Onun ümmeti içinde yer aldığını iddia edenlerin Onun evlatlarına bir gece mühlet vermek için bile tereddüt etmeleri “Tarihte kaldı” denip geçilecek bir vaka olamaz.

“Hur bin Yezid, Ömer bin Sa’d’a sordu: Allah seni ıslah etsin. Sen Hüseyn’le savaşacak mısın?” Ömer bin Sa’d “Evet, vallahi” diye cevap verdi.”

Hz. Resulullah (s.a.v)’ın evladına, Eh-i Beytine onların Rabbi ve kendi Rabbi olan Allah adına yemin ederek savaş açan bir zihniyet… Makam, mal uğruna her şeyini tüketen bir zihniyet…

“Şimr bin Zilcevşen, bana ateş getirin, Hüseyn’in çadırını, içindekilerle birlikte yakacağım, dedi. Ehl-i Beyt kadın ve çocukları çığlıklar içinde çadırdan çıktılar. Adamın biri, Şimr’e; “Sen kendinde iki şey mi toplamak istiyorsun, Allah’ın azaplandırdığı gibi azaplandırmak ve çocuk ve kadınları öldürmek mi istiyorsun?” Şimr; “sen kimsin” diye sordu. Adam, Yezid’e ihbar edilme korkusuyla adını söylemedi.

Kadın ve çocukları diri diri yakmaya kalkışan bir komutan ve ona karşı çıkanın sultan korkusu…

“Hz. Hüseyn (r.a); gün boyu tek başına bekledi, kimse ona yanaşmadı. Nihayet, Malik bir Beşir adlı bir adam, Hz. Hüseyn’in başına kılıçla vurdu, Hz. Hüseyn’in miğferi yarıldı, başından kan aktı.”
“(Yezid’in askerlerinden biri anlatıyor) (Hz. Hüseyn’in çadırından) bir genç bize doğru geldi. Yüzü ay gibiydi. Elinde kılıç vardı. Üzerinde bir entari vardı. Ayağında bağı kopmuş bir papuç vardı. Ömer bin Sa’d ona vurun, diye emretti, askerlerin emirlerinden (çavuşlarından) biri onu vurdu. Genç, “Ey amcacığım!” diye Hz. Hüseyn’e seslendi.”

“(Başka bir adam anlatıyor) Hüseyn’in ehlinden sakalı henüz çıkmış bir genç çıktı. Adamın biri atıyla gitti, onu yakaladı ve kılıcıyla kesti.”

Buluğa henüz ermiş gençleri, mal uğruna, makam uğruna, emirin emrine itaat adına kesen bir zihniyet…

“Sonra Hüseyn, çadırın kapısında oturdu. Adı Abdullah olan küçük bir oğlu ona geldi, onun kucağına oturdu, onu öptü. Beni Esed Kabilesinden biri, bir ok attı, onun boğazını kesti, kanı Hüseyn’in avuçlarına aktı. Sonra Abdullah bin Ukbe, Ebu Bekir bin Hüseyn’i okla katletti. Sonra Hz. Ali’nin oğulları Hz. Hüseyn’in kardeşleri Abdullah, Abbas, Osman, Cafer ve Muhammed katledildiler.

Hz. Hüseyn susuzdu, şiddetli bir susamışlık içindeydi, Fırat’ın suyuna kastetti, onu engellediler…”

Kendi Peygamberlerinin evladını Allah’ın özgürce akıttığı sudan bile alıkoyarak katledenler, ne yapmaya çalışıyor, neyin intikamını almak için uğraşıyorlardır?

Yoksa bu Bedir’in intikamı mıydı? Hz. Resulullah (s.a.v)’tan müşriklerin intikamını mı almaya çalışıyordu?

Katliamların üstünü örtmek suçtur; katliam üstünü örtmek, katliamı hoş görmektir.

Hem böyle bir katliamın üstünü örtmeye kimin gücü yetebilir? “En iyisi yaşanmamış saymaktır” deyip geçmek sadece haksızlık değil, insanlığın hafızasıyla da alay etmektir. İnsanın hafızası, bazı acıları unutmaya yatkın değildir; hafızayı o acıları unutmaya zorlamak da ayrı bir zulümdür.
Acının etki ve sonuçları acının kaynağına göre değişir: dışarıdan gelen acı birleştirir, içeriden gelen acı dağıtır.

Bugünün dünyasında “Acı Yönetimi” diye bir gerçekten söz etmek mümkündür demek yetersizdir; acıların yönetimi bugünün dünyasının en yaygın ve en etkin gerçeklerindendir. Acı yönetimi, acıların anlatılması-saklanması, küçültülmesi, büyütülmesi, toplumun bütününe yayılması ya da bir kesimiyle sınırlandırılması, eğitim kurumlarında işlenmesi ya da ilişkilendirilmemesi gibi etkinliklerde bulunur. Bu anlamda elbette kapısında levha bulunan bir kurum yoktur ama tarih kurumları ve kamuoyu oluşturma kurumları bu işten sorumlu sayılırlar.

Kerbela acısı, kendi başına bırakılsa onun doğuracağı netice dağıtmaktır. Zira bu bir iç acıdır; şeytandan başka bu acının bir dış ortağı yoktur. Biz, ümmete o acıyı yaşatanları dışarıda saysak da onlar kendilerini içeride sayınca ve onları içeride sayanlar bulununca Kerbela acısını bir iç acı olarak görmekten başka çaremiz yoktur. Biz, onu dışarıdan saysak da onun etkisi dış acıların değil, iç acıların etkisine benzeyecek, bu büyük acı sonuçlarını bir iç acı olarak gösterecektir.

İyilikten yana olanlar, dışarıdan gelen acılardan da içeriden gelen acılardan da toplumu bütünleştirmek ve yeni acıları engellemek için istifade ederler.

Acı, yeni acılar üretmek için değil, yeni acıları unutturmak için hafızalarda canlı tutulmalı.

Suçun veraset yoluyla geçtiğini iddia etmek, İslami bir yaklaşım değildir.

Ehl-i Beyt sevgisini kendi meşrebine has görmek, İslami bir yaklaşım değildir.

Olayları kendi bağlamından kopararak, hakem kürsüsüne kurulup yargılamalar yapmak haksızlıktır, hukuksuzluktur.

Öte yandan İslam dünyasında Emevicilik üzerinden yeni bir Arap-İslam sentezi üretimi çabası da yok sayılamaz. Arap-İslam âleminde iktidarlarına meşruiyet arayan Amerikan bağlantılı emirlerin Emeviciliğe sarıldıkları açıkça görülmektedir. Kral ve emirler, “Hz. Resulullah (s.a.v)’ın evladını, Ehl-i Beytini katledenlerin iktidarı meşru ise bizim iktidarımız hay hay meşrudur” demeye getiriyorlar. İki farklı gerçeği birbirine karıştırarak Kerbela acısının üzerini Emevi dönemi fetihleriyle örtme yoluna gidiyorlar. Bizim de kimi iyiliklerimiz, kötülüklerimizin üzerini örter, demeye çalışıyorlar.

İstisnalar bir yana Emevi saraylarındaki uygulamaların bugün Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi saraylarında tekrarlandığından şüphe yok. Emevilerin yaptıklarını meşru sayarsak onlarınki niye meşru olmasın ki…

Ama onların Emevilerden de farklı bir yanı vardır: Emevi yönetimi, kendi başına bir yönetimdir. Hiç kimse, Emevi meliklerinden Yezid’in bile şeytandan başka bir dış bağlantısından söz edemez. Yezid, Bizans’ın adamıdır, diyemez.

Oysa bu emirliklerin dış güç bağlantıları, Amerika ile ilişkileri herkesçe bilinmektedir. Geçen yıl veya daha önceki yıllarda Amerikan yetkililerine verilen milyar dolar hediyeleri herhalde hiç kimse Emevi sarayının kabile reislerine dağıttığı hediyelerle bir göremez.

Ümmet, bu kral ve emirlerden öte bir manevi şahsiyettir. Bu emir ve kralları denklemin içinde görerek bir sonuca ulaşmak mümkün değildir.

Emeviciliğe karşı Safeviciliği canlandırmanın, Neo Emeviciliğin karşısına Neo Safevicilikle çıkmanın da ümmet fikriyatında yeri yoktur.

Ehl-i Beyt, ümmeti seviyor, ümmet de Ehl-i Beyti seviyor. Ümmet Ehl-i Beyt sevgisinden vazgeçemez, Ehl-i Beyt sevgisinden vazgeçse ümmet olmaz.

Bu sevgi, Hz. Resulullah (s.a.v)’a ve Onun sahabelerine duyulan sevgi ile birlikte olduğunda birleştirici olur, ümmeti bütünleştirir, ümmetin önünü açar.

Siyasi emellerle bu iki sevgiyi birbirine karşı kullanmak, şeytanın oyununa gelmektir.

İstisnalar bir yana Emevi döneminde iktidarın inşası anlaşılmadan Hz. Muhammed Mustafa(s.a.s) sonrasında ilahi nizama karşı beşeri nizamın oluşturulmasını anlamak mümkün değildir. Ancak bunun yolu, şeytani bir tartışma-çatışma yolunu tercih etmek olmamalıdır.

Rabbimiz buyuruyor:


“Mü`min kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler. Doğrusu şeytan, aralarını bozmak ister. Çünkü şeytan insanın apaçık düşmanıdır.” (İsra Suresi 53)

“Şeytan, insanı uçuruma sürükleyip yalnız ve yardımcısız bırakıyor.” (Furkan 29)

“Çünkü şeytan, sizin düşmanınızdır. Siz de onu düşman bilin. O, kendi taraftarlarını ancak ateş ehlinden olmaya çağırır.” (Fatır 6)

“Rabbine and olsun ki Biz onları mutlaka izinden gittikleri, şeytanlarla beraber haşredeceğiz. Sonra onları cehennemin etrafında diz üstü çökmüş vaziyette hazır bulunduracağız. (Meryem 68)

Ümmete yönelik tefrika girişimleri, şeytanın en çok içinde olduğu etkinliktir. Rabbimizin bu kadar uyarısına rağmen şeytanın oyununa gelmek akıl kârı değildir.

Bununla birlikte Ehl-i Beyt sevgisini gizlemek ya da gündem dışı tutmak da akıl kârı değildir.

Ümmetin Ehl-i Beyt acılarından ders alma zorunluluğu kıyamete kadar devam edecektir.

Ümmet, bu dersten kaçamaz

Ehl-i Beyt, ümmetin bir olmasını, bütün olmasını ister. Ehl-i Beytin acıları, Ehl-i Beytin sevgisi bu isteğe uygun anlatıldığında doğru anlatılmış olur.

Hz. Hüseyn’in şehadetinden ümmeti bütünleştirme dersleri çıkarmak Hz. Hüseyn’i de Hz. Hüseyn’in babası Hz. Ali’yi de Hz. Hüseyn’in dedesi Hz. Muhammed Mustafa’yı da onların ve bütün insanlığın Rabbi olan yüce Allah’ı da memnun eder.

Rabbim, bizleri Ehl-i Beyti hakkıyla sevenlerden, onların acısını ümmeti, Rabbimizin ve Onun Peygamberinin (s.a.s) dilediği bir vaziyete taşımak için hatırlayanlardan eylesin.
Kaynak:

Tarihi bilgiler, (özetle) İbn-i Kesir’den alınmıştır.

Abdulkadir Turan / İnzar Dergisi – Kasım 2013 (110. SAYI)
 

 


Dr. Abdulkadir Turan

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS