İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Kalpler ancak Allah'ın zikri ile itminan bulur

2019-11-22
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Yaşam formumuz zıtlıkların iç içe olduğu, iç içe yaratıldığı bir formdur. Allah azze ve celle güzel ile çirkini, zor ile kolayı, zevk ve sıkıntıyı, fakirlik ile zenginliği… iç içe yaratmış. Hatta bu kanunu daha beliğ ifade için cennet(gölgesi) ile cehennem(gölgesi) iç içe yaratılmış deniliyor. Üstad Bediüzzaman bu hakikati Allahu Teâlâ’nın Celal ve Cemal isimlerinin yansıması üzerinden izah ediyor.   اَللّٰهُ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيَقْدِرُۜ وَفَرِحُوا بِالْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۜ وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا فِي الْاٰخِرَةِ اِلَّا مَتَاعٌ۟ ﴿٢٦﴾  وَيَقُولُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَوْلَٓا اُنْزِلَ عَلَيْهِ اٰيَةٌ مِنْ رَبِّه۪ۜ قُلْ اِنَّ اللّٰهَ يُضِلُّ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَهْد۪ٓي اِلَيْهِ مَنْ اَنَابَۚ ﴿٢٧﴾  اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُمْ بِذِكْرِ اللّٰهِۜ اَلَا بِذِكْرِ اللّٰهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُۜ ﴿٢٨﴾   - Allah dilediği kimselerin rızkını bollaştırır ve daraltır. Onlar dünya hayatıyla sevinip mutlu oluyorlar, oysa âhiretin yanında dünya hayatı, geçici bir faydadan başka bir şey değildir. -İnkârcılar, "Ona rabbinden bir mûcize indirilseydi ya!" diyorlar. De ki: "Allah dilediğini saptırır; kendisine yöneleni de gerçeğe ulaştırır." -Bunlar, iman edenler ve Allah’ı zikrederek gönülleri huzura kavuşanlardır. Bilesiniz ki gönüller ancak Allah’ı zikrederek huzura kavuşur. (Ra’d Suresi 26-28)   Yaşam formumuz zıtlıkların iç içe olduğu, iç içe yaratıldığı bir formdur. Allah azze ve celle güzel ile çirkini, zor ile kolayı, zevk ve sıkıntıyı, fakirlik ile zenginliği… iç içe yaratmış. Hatta bu kanunu daha beliğ ifade için cennet(gölgesi) ile cehennem(gölgesi) iç içe yaratılmış deniliyor. Üstad Bediüzzaman bu hakikati Allahu Teâlâ’nın Celal ve Cemal isimlerinin yansıması üzerinden izah ediyor.   Kur’an’ın; فَاِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْراًۙ ﴿٥﴾  اِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْراًۜ ﴿٦﴾ “Demek ki zorlukla beraber bir kolaylık vardır.  Evet, doğrusu her güçlüğün yanında bir kolaylık var.” ayeti bu gerçeğe işaret ediyor. Mümin bu gerçeğin farkında olarak yaşar. Bu gerçekle barışık yaşar. Yunus’un; Hoştur bana senden gelen: Ya hilat-ü yahut kefen, Ya taze gül, yahut diken.. Kahrın da hoş lütfun da hoş. Beyiti tabii/doğal olana olan bakış açısını ifade ediyor. Bu, farkında olmasak da mümin kişinin hayat felsefesidir. Laik/seküler hayat felsefesine sahip olanlar ise bu doğal olanı kabullenmez. Bununla savaşır ve ayrıştırmaya çalışır. Sıkıntıyı, rahatsızlığı, hastalığı yok etme üzerine kurgulanmış bir hayat felsefesi vardır. Sadece din ile dünyayı birbirinden ayırmakla yetinmez. İç içe yaratılmış her şeyi ayırmaya çalışır. Kolaylıkla beraber var olan sıkıntıyı, lezzet ile iç içe geçmiş acıyı, sıhhat ile yan yana olan huzursuzluk ya da hastalığı yok etmeye ayarlanmış bir dünya görüşünün güdümünde hareket eder. Mutlak zevk için sıkıntıyı yok etmeye çalışır. Dünya ile ilgili olan için uhrevi olanı ayırıp hatta uhrevi olanı yok sayıp dünya ile mutlu olmaya çalışır. Oysa bu mevcut yaşam içinde hem mümkün değil hem de zannedildiği gibi doğru değil. Bu yaradılışa zıttır. Bu sapıtmadır. Dalalete daldıkça dalmadır. Karanlıklarda kaybolmadır. Kaybolanın mutlu olması ise muhaldir. وَفَرِحُوا بِالْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۜ وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا فِي الْاٰخِرَةِ اِلَّا مَتَاعٌ۟ “Onlar dünya hayatı ile/dünyevi olan ile sevindiler/mutlu oldular. Oysa dünya hayatı/dünyevi olan ahiret hayatı/uhrevi olanla kıyaslandığı zaman çok az bir metadan başka bir şey değildir.” Dünyevi olanın insan gibi büyük bir varlığı doyurması, onu mutlu ve mutmain kılması mümkün değil. Ahiret âleminin sultanı olsun diye yaratılmış olan insanın dünya ile iktifa etmeye çalışılması insan varlığına zulümdür. Dini, hayatının dışına itmiş olan insan, dünyevi ile ilgilenip uhrevi olanı terk ettiği zaman sadece zahir ihtiyaçlarını gidermenin projelerini yapar. Ahiret ile ilgili olan bileşenlerinin hepsini unutur. En başta da kalbini unutur. Midesinin ihtiyacını giderir, damağının ihtiyacını giderir hatta aklının ihtiyacını da bir yere kadar giderir ama kalbini ihmal eder. Hatta yok sayar. Hiçbir ihtiyacına kulak vermez. Oysa ferdi planda varlığın sultanı olan kalp ihmal edilmeyi, aç bırakılmayı kabullenip köşesine çekilir mi? Hangi memlekette sultan ihmal edilmeyi kabullenmiş ki insanın varlık memleketinde sultan ihmal edilmeyi kabullenmiş olsun. İhmal edilen kalp “Ben devre dışı ediliyorsam hiçbir şeye müsaade etmem” der ve vücut ve ruh; madde ile mana âleminin hepsini allak bulak eder. Kahkahaların zirve yaptığı anlarda dahi ruhun, aklın ve bedenin boğazını nefesleri kesilinceye kadar sıkar. Böyle birisinin doğru bulması, doğru üzerinde yürümesi mümkün müdür? İnsan dünyevi olan ile iktifa edip uhrevi olanı göz ardı ettikçe insanın mutluluğu değil boşluğu artar. İstikametten sapıp karanlıklarda kaybolması artar. Zira dünyevi olan ya yetersiz bir meta ya da aldatıcı bir metadır. Allah dünyevi olanı böyle tarif etmiş. Hidayet bulmaması, önünde Kur’an gibi tüm asırları kaplayan bir mucize durduğu halde doğruyu bulmaması bundandır. Kur’an gibi bir mucize olduğu halde kendi gözünde harikulade addettiği şeyleri talep etmesi bundandır. Dalaletlerinin artması bundandır. Bunlar dalaletlerinin artırılmasını da hakkediyorlar. وَيَقُولُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَوْلَٓا اُنْزِلَ عَلَيْهِ اٰيَةٌ مِنْ رَبِّه۪ۜ قُلْ اِنَّ اللّٰهَ يُضِلُّ مَنْ يَشَٓاءُ İnkârcılar, "Ona rabbinden bir mûcize indirilseydi ya!" diyorlar. De ki: "Allah dilediğini saptırır; وَيَهْد۪ٓي اِلَيْهِ مَنْ اَنَابَۚ Kendisine yöneleni de gerçeğe ulaştırır. Allah’ın doğru olana, gerçeğe ulaştıracağı kimseler ancak kendisine yönelenlerdir. Elmalılı Hamdi Yazır tefsirinde;  اَنَابَۚ kelimesini: Hakk'a teslimiyetle yönelmek ve Hakk'ın ayetlerini derinden derine düşünerek O'na dönmek ve tevbe etmektir ki, asıl anlamı "hayır nöbetine girmek" demektir. Şeklinde açıkladıktan sonra devamla şöyle diyor; “hidayetin şartı nefsin istek ve iradesinden çıkıp, Hak Teâlâ'nın iradesine yönelmek, O'na teslim olmak ve bağlanmak demek olan cüz'î iradedir.” Allahu Teâlâ kendisine yönelip doğruyu bulmuş olanların sıfatlarını da zikrediyor.   اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُمْ بِذِكْرِ اللّٰهِۜ اَلَا بِذِكْرِ اللّٰهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُۜ Bunlar, iman edenler ve Allah’ı zikrederek gönülleri huzura kavuşanlardır. Bilesiniz ki gönüller ancak Allah’ı zikrederek huzura kavuşur. Bunların birinci özelliği Allah’a imandır. İman bütün uzuvların en faziletlisi olan kalbin en faziletli amelidir. Bu olmaksızın insanın diğer bütün amelleri boştur, batıldır. Ondan sonra; وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُمْ بِذِكْرِ اللّٰهِۜ Allah’ın zikri ile kalpleri mutmain olmuştur. Dünyalıklar ile kalplerini susturmaya çalışmamışlar. Kalplerini kandırmaya çalışmamışlar. Kalbin istediği gıda ne ise onu ona ısmarlamışlar. Ve kalpleri de ihtiyacı olan gıdası karşılandığından dolayı sükûnete ermiştir. Her uzvun bir ihtiyacı bir gıdası vardır. Midenin gıdası nasıl içecek ve yiyecek ise, aklın gıdası nasıl ilim ise, gözün gıdası ışık ve ışıktan tevellüt eden renkler ise kalbin gıdası zikrullahtır. Ama uhrevi olanı hayatlarından çıkarıp dünyevi ile mutlu olmaya çalışanlar kalp ve ruhları “açız” diye feryad ettikçe onlar daha fazla zevk u sefaya, haza dalarak onların çığlıklarını boğmaya çalışmışlar. Bu patolojik bir durumdan başka bir şey değil. Makul derecede zevk, eğlence fıtridir olması da gerekiyor. Ama her isteğe zevk ve eğlence ile cevap vermek ruhsal bir sorunun tezahürüdür. Ruhsal bir sorunla ömür geçirenlerin doğru istikameti bulmaları kendilerinden beklenemez. Ancak kalpleri huzur ve itminan bulmuş olanlar Allah tarafından doğruya hidayet edilirler. Kalbin huzur ve itminanı ise ancak Allahu Teâlâ’nın zikri ile mümkündür. اَلَا بِذِكْرِ اللّٰهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُۜ Bilesiniz ki gönüller ancak Allah’ı zikrederek huzura kavuşur. Zikir, sadece örfen öğrendiğimiz ve belli bazı kelimelerin tekrarı ile yapılan zikir ile sınırlı değildir. Evvela Kur’an en büyük zikirdir ki Allahu Teala Kur’an-ı Kerim’i zikir olarak isimlendiriyor. اِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَاِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ Kesin olarak bilesiniz ki zikri(Kur’an’ı) kuşkusuz biz indirdik ve onu mutlaka koruyan da yine biziz. (Hicr Sûresi 9) Ayrıca zikirden en büyük murad kalben Allah tarafından gözetlendiğini, korunduğunu, kendisinden haberdar olunduğunun bilinmesidir.  اِذْ يَقُولُ لِصَاحِبِه۪ لَا تَحْزَنْ اِنَّ اللّٰهَ مَعَنَاۚ فَاَنْزَلَ اللّٰهُ سَك۪ينَتَهُ عَلَيْهِ   “Hani onlar mağaradaydılar; arkadaşına "Tasalanma! Allah bizimle beraberdir" diyordu. Derken Allah kendi katından onun üzerine sekine indirdi.” (Tevbe Sûresi  40) Evet, kalpler başka şey ile ancak Allah’ın esmaül hüsnasını tekrar tekrar terennüm ederek, Onu her daim anarak ve Peygambere verilen en büyük mucize olan Kur’an-ı Kerim’i rehber edinerek mutmain olur. Zira kalbin gıdası budur. Bunun dışında hiçbir yol ve yöntem ile kalbin itminan bulması mümkün değildir. Belki kalbin açlık feryatlarının bastırılmasıdır.
Mehmet Zeki Ergin

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS