İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Kalbe dokunmayan davetin ölümü

2020-09-08
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Olgunlaşmamış fikirlerle, kalbe dokunmayan bir davetten gelecek tasavvur etmek, yağmurlu havada harmanda saman savurmaya benzer. Peygamberler veya insanlığı insani medeniyete davet eden fikir öncüleri insanlığı çağın buhranlığı ikliminden uzaklaştırmak için ilkönce kendilerinin yaşamış oldukları Çağın fikir çöplüklerinden arındırmak için uzlete çekilmişlerdir. İnsanlık tarihinin kötü giden seyrini uzleti yaşamış toplumsal sorunları yüreğinde taşıyıp kalbinde acısını hissetmiş toplum önderleri değiştirmişlerdir. Bu önderler kendi varlıklarını ve yaşamlarını içinde bulunmuş olduğu toplumlara fark ettirmişlerdir. Bu toplum önderleri için  dünyanın adalet yönünden mizan ve adaletin ayakta tutulması her şeyden önemlidir. Bu toplumun manevi mimarları peygamber ve elçileri oldukları yerde ahkam kesmeden kendileri insanlığın ayağına kadar gidip, kapısını çalıp iletmesi gereken ahlaki mesajlarını karşısındaki muhatabın kalbine sözüyle, kelamıyla dokunarak, gözle temas ederek iletmişlerdir. “Ey peygamberler! O müşriklere şu şehir halkını, hani kendilerine elçiler gelen malum şehir ( Antakya) halkının durumunu ibret verici mesaj ile anlat!”  (41/13) Ayetten anlaşıldığı kadarıyla Allah Hz. Adem’den beri yeryüzündeki insanın imtihanının rahat geçmesi ve bahane üretmemesi için onlara her yüzyılda bazen bir,  kimi zaman da yüzlerce elçi ve davetçi gönderdiği anlaşılıyor. Ayetten Anlaşıldığına göre davetçiler muhataplarının beldelerine gidip onlarla yüz yüze temas kurup lisanı hal ile kalplerine dokunarak bulunmuş oldukları yanlış inançtan tevhid dinine davet ediyorlar. Tüm sıkıntı ve eziyetlere göğüs gererek postmodernizm ile şekillenen dünyada insan insanı muhatap almaktan çıkarmakla insani ilişkiler yapay ve suni yaşam tarzına dönüşmüştür. Sosyolojik olarak insan nasihatte bulunmayı ve nasihat almayı terk etmekle sekülerleşerek her nefs kendisinin elçisi, uyarıcısı ve putu oldu. Modernizm ve postmodernizm insanı yalnızlaştırma projesidir. Komşuluk ilişkilerinin bittiği, dostluk ve vefanın önemsizleştirildiği görgüsüz ve cahil çağdır. İnsani değerlerin fıtratını yeni bir algıyla yozlaştırarak dini kavimleştirerek nebevi ruhtan soyutlayıp ,insanın insana olan yakınlığını uzaklaştırdı. Oysa insanlık tarihindeki nebevi her davetçi kavminin kapısını çalıp içeri girerek  sözünü, muhatabın kalbine temas ettirerek davetini yerine getirmiştir. Modernizm veya postmodernizim insanlığa iletişim ile ilgili tüm araçları kolaylaştırırken insanı insandan daha çok uzaklaştırdı. İncilin giriş kısmındaki ilk ayette belirttiği gibi ‘önce söz vardı’ kelamı davetin ana eksenini oluştururken  modernizm veya postmodernizm çağı sözü geçersizleştirerek, tüm davet metodlarını lisani lal yaparak kısa mesajlar halinde karşısındaki muhatabın kendi itibarını kaybetmekle birlikte sözün gücünü kış mevsimindeki suyun buz haline çevirdi. Kur’an elçilerin davetçilerin hayat hikayelerinden şöyle bahsediyor. “Evet biz vaktiyle o halka 2 elçi gönderdik; ama onlar ikisini de yalanladılar. Biz de üçüncü bir elçiyle onları destekledik. Onlar halka; ‘Biz size Allah tarafından gönderilen elçileriz’ dediler.” (41/14) Modernizm  insanı metalaştırarak, metanın emir komuta zincirine nefer yaparak yüz yüze ilişki ve kalbe temas eden sözden mahrum kalmakla iyiyi kötüden, yalancıyı doğrudan, nifakı ıslahtan, riyakarlığı erdemlilikten ayırt edemedi. Çünkü insan bireyselleştikçe insani ilişkiler kavramlarından bihaber cahil kalır. Sosyal medya çağında birey bu duygu ve düşünceden mahrum kaldığından veya ayırt edemediğinden daveti akim kalmaktadır. Bir davetçi davetinde yalanlama denen o psikolojiyi yaşamadığı müddetçe doğrulanmanın ne olduğunu anlayamaz. Nitekim zikrettiğimiz ayet-i kerimede iki elçiyi belde halkı yalanlıyor, Allah üçüncü bir elçiyle onları doğrulamak için destekliyor . Şehir halkı onlara şöyle karşılık verdi. Siz Allah’ın elçisi değil sadece bizim gibi birer insansınız. Rahman/ Allah size hiçbir şey indirmemiştir. Sizin söyledikleriniz yalandan ibarettir. Bunun üzerine elçiler şöyle dediler: ‘Rabbimiz biliyor ki biz gerçekten gönderilmiş elçileriz. Bizim görevimiz Allah’ın ayetlerini size açıkça tebliğ etmektir, ulaştırmaktır.’  (41/15-16-17) İnsanlık tarihinin ana kaynağı olan dinler tarihine bakıldığı zaman davetçiler, nebiler ve bunların önderleri olan resuller hep yalanlanmış, yalanlamanın psikolojik tüm boyutlarını fiziksel, ruhsal olarak yaşamışlardır. Yalanlamanın psikolojisini yaşayıp görmeyen bir davetçi kendi davasında ne kadar başarılı olabilir. Muhatabının söz ve eylemleri ile onu yalanlamasını görmese, hissetmese ne derece iyi bir davetçi olduğu anlaşılır. Oysa peygamberler ve elçiler muhataplarının tüm kınama ve yalanlamasını hissetmiş bu yolda canlarına kastedilerek öldürülüp, sürgüne göndermek, ekonomik ambargoyu bile onlar üzerinde uygulamışlardır. ‘Halk da şöyle karşılık verdi ‘bize uğursuzluk getirdiniz. Eğer bu elçilik iddiasından vazgeçmezseniz bilin ki size çok ağır hakaretlerde bulunacak ve canınızı fena şekilde yakacağız.’ (41/18) ‘Bu defa elçiler şöyle dediler. Uğursuzluk kendinizdedir. Size öğüt verildi ve bu yüzden uğursuzluğa uğradınız, öyle mi? Yo! Gerçekten siz haddi aşmış toplumsunuz’ (41/19) Modernizm çağında insanın Allah ile olan ilişkisi simgeler üzerinden (emojinler) şekillenmiştir. Allah’a itaatin olmadığı bir davet ve davetçinin insana ulaştıracağı davete insanlar nasıl itaat etsinler. Sanal dünyanın olmayan labirentlerine gömülmüş, insan yüzü ve sesi duymayan davetin kalbe tesiri ne kadar olabilir. Bugün insanlık ilahi dinin davetinden uzaklaşıyor, seküler hayat tarzına inanmaya başlıyorsa burada İslam davetçilerinin önce kendilerini sorgulaması gerekiyor. Şu an yürüdüğümüz yol modernizm çağının karanlık dünyasının bireyselcilik çağının yolu ve sokağı, mahallesi, şehri olmayan sanal dünyada yaşayıp yürümediğimiz çağın buhranlığına kurban edilmiş nesillerimizin ruhsuz ve insansız çağını yaşıyoruz. Bu yüzden bizim önceliğimiz söze, eyleme dayalı kalbe dokunan bir davetçi çağını yeniden inşa edip ihya etmeliyiz. Selam ve dua ile.
inzar

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS