En değerli ve müstesna vakitlerde Allahü Teala`yı zikretmek ve yine bu değerli vakitlerde Hz. Resulullah salallahu aleyhi ve selleme ve Onun ehli beytine salat ve selam etmek bizim en köklü geleneklerimizdendir...
Mehmet Zeki Ergin
اِنَّ اللّٰهَ وَمَلٰٓئِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيّ يَٓا اَيُّهَا الَّذينَ اٰمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْليماً ﴿٥٦﴾
Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber`e salât ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de Ona salât edin, selam edin. ﴾56﴿
Allahümme salli ala seyyidine Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammed kema sallayte ala İbrahime ve ala ali İbrahim.
Ve barik ala Muhammedin ve ala ali Muhammed kema barekte ala İbrahime ve ala ali İbrahim filalemin inneke hamidün mecid
En değerli ve müstesna vakitlerde Allahü Teala`yı zikretmek ve yine bu değerli vakitlerde Hz. Resulullah salallahu aleyhi ve selleme ve Onun ehli beytine salat ve selam etmek bizim en köklü geleneklerimizdendir.
Allah, Hz. Resule salat ve selam getirdi. Bunu meleklere emretti, Melekler de bu emri kusursuz yerine getirdiler.
Allahü Teala kendisinin ve meleklerinin icra ettiği bu eylemi mümin kullarına da yöneltti. Allahü Teala`nın bu emrini Selef-i salihin ilk günden tıpkı melekler gibi en mükemmel şekilde yerine getirmenin uğraşısı içinde oldular.
Bu hitab emir de olabilir taleb de olabilir. Netice salat ve selam getirilmesi istenilen adı övülmüş Efendimiz aleyhisalatü vesselamdı. Ve ashab zaten sürekli olarak Onu övüyordu ve şanını yüceltiyorlardı. Ama onlar bunu en güzel şekilde yapmanın talibi idiler.
Sahabeden bir topluluğun yanına uğradı Hz. Resulullah... Ashab sordu. "Ey Allah`ın Resulü Allah Sana salat ve selam okumamızı bize emir buyurdu. Bunun en mükemmel şekli nasıldır. Bize öğret ,dediler.
Hz. Resulullah benim üzerime;
Allahümme salli ala seyyidine Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammed kema sallayte ala İbrahime ve ala ali İbrahim.
Ve barik ala Muhammedin ve ala ali Muhammed kema barekte ala İbrahime ve ala ali İbrahim filalemin inneke hamidün mecid şeklinde salat ve selam ediniz." diye buyurdu.
Başka bir vakitte Hz. Resulullah Sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Size cimrilerin en cimrisini haber vereyim mi?" diye Ashab`ına sordu. Ashab "evet" Ya Resulallah" haber veriniz dediler. Hz. Resulullah; "En cimri adam odur ki yanında ben zikredildiğim halde bana salat ve selam okumaz...” buyurdular.
Hem ayeti kerimenin sarih lafzı ve hem de Hz. Resulullah Sallallahu aleyhi ve sellemin uyarıları ashabı bu konuda çok iştiyakli bir hassasiyetin içine sokmuştu. Onlar Hz. Resul Sallallahu aleyhi ve selleme salat ve selam etme konusunda hiç cimri davranmadılar tam aksine diğer hususlardaki o engin cömertliklerini fersah fersah geçecek bir cömertlikle Ona salat ve selam ettiler.
Bu ayeti kerime Hz. Resulullah Sallallahu aleyhi ve selleme yapılan yüce övgülerden biridir. Onun sağlığını ve ölümünü, bulunduğu yüce menzilleri öven, Onu ve ailesini, zevcelerini kötü yakıştırmalardan tathir eden bir övgüdür.
Salat; Allah`tan olunca, rahmet ve rıza manasındadır. Meleklerden olunca, dua ve istiğfar manasındadır. Ümmetten olduğu zaman ise dua ve ta’zim manasındadır.
Ayeti kerimenin mefhumundan yola çıkarak Hz. Resulullah salallahu aleyhi ve selleme salat ve selam getirmenin hükmü hakkında üç ana görüş öne çıkmıştır.
Kimi alimler, "Hz. Resulullah (s.a.v)`ın zikri her geçtiğinde üzerine salat ve selam getirmenin farz olduğunu ifade etmişler. Zira Hz. Resulullah salallahu aleyhi ve sellemden şöyle bir hadis rivayet olunmuştur.
"Hz. Resulullah (s.a.v)`a Ahzab 56. ayet hakkındaki görüşü soruldu.
Hz. Resulullah (s.a.v) cevaben dedi ki;
"Bu meknun olan ilimdendir. Ve eğer siz sormasaydınız size haber vermezdim.
Allahü Teâlâ iki meleği benim durumumla ilgili görevlendirmiş. Hiçbir mümin yoktur ki ben kendisinin yanında zikredildiğim halde kendisi bana salat ve selam getirmiş olup da o iki melek cevaben kendisine; "Allah`ın ğufranı sana olsun" demesin. Allah ve melekleri de; o iki meleğe cevaben; "amin" demesin.
Ve yine hiç bir mümin yoktur ki ben yanında zikredildiğim halde bana salat ve selam getirtmemiş olup o iki melek ona; Allah sana ğufranda bulunmasın" demesin ve Allah ve melekleri de o iki meleğe cevaben; "amin" demesin."
Başka bazı alimler de; bir mecliste zikri kaç kere geçerse geçsin sadece bir kere Ona salat ve selam getirmenin farziyeti yerine getirmiş olmak için yeterli olacağını ifade etmişler.
Tıpkı secde ayetlerinde olduğu gibi... Kaç kere okunursa okunsun sadece bir kere secdeye gitmek hepsinin yerine nasıl geçiyorsa aynen öyle bir mecliste Hz. Resulullah salallahu aleyhi ve sellemin zikri ne kadar geçerse geçsin sadece bir kere Ona salat ve selam getirmenin yeterli olduğunu ifade etmişler.
Bir kısım alim ise ömürde bir kere Hz. Resulullah salallahu aleyhi ve sellem üzerine salat ve selamın getirilmesinin farzı yerine getireceğini ifade etmişler.
Bu görüşlerin hepsi göz önünde bulundurulduğunda Hz. Resulullah salallahu aleyhi ve sellemin adının anıldığı her defa için Ona salat ve selam etmenin takvaya en yakın olan olduğu tartışılmazdır.
Bütün güzel övgüler Allah (cc)’a mahsustur. O hem yerde ve hem de gökte övülendir. O’nun şanı yücedir. Vacibu’l-vücud’tur. İşte bu Zat-ı Akdes Efendimiz Muhammed Mustafa’yı yüce âlemlerde övüyor. Aynı şekilde yüce âlemlerin sakinleri melekler de Ona sürekli duada bulunuyorlar, Onu övüyorlar. Hem Allah (cc)’ın hem de meleklerin övgüsünü alan O Yüce Resul hiç başka bir övgüye talip olur mu? Oluyorsa bu hiç kendisi için olan bir talep olur mu? Haşa…
Hz. Resulullah salallahu aleyhi ve sellem ümmetini kötülüklerden korumaya çalışıyordu. Ama kötü fiillerden önce ümmetini kötü hasletlerden, sıfat ve ahlaklardan korumaya çalışmış. Zira kötülükler çok istisna hariç, kötü ahlakların ürünüdür. Kötü ahlakların en şerur olanlarından bir tanesi de nankörlüktür. Zira küfür nankörlükten doğar. Allah (cc)’ın nimetlerini görmemekten neşet eder. Kâfir, asıl mün’imini görmeyen veya göremeyendir. Kendisine hayatı bahşedeni, kendisini donatını, hayatının devamını sağlayanı görmeyendir. En ufak bir bahaneyi inancı ile sahibi ve sahibinin verdiklerinin arasına koyandır.
Allahu Teâlâ kendisine, nimetlerine karşı nankörlüğü insanlığa yasakladığı gibi, Resulü sallallahu aleyhi ve selleme karşı nankörlüğü de mümin kullarına yasaklıyor bu ayet-i kerimede…
Hz. Resulullah salallahu aleyhi ve sellem en büyük nimet olan iman nimetinin vesilesidir. Hidayeti Allahu Teâlâ Onun eliyle mümin kullarına dağıtmış. Evet, en büyük nimet olan varlık, var olma nimetini gören bir kulun bu nimeti anlamlı kılan iman nimetine karşı nankör olması o kulun tahdisi nimet sıfatına uyum sağlamaz.
İman nimetinin bizlere ulaşmasında Hz. Resulullah salallahu aleyhi ve sellem çok büyük zahmetler çekti. Tabiri caizse her şeyini iman nimetini insanlara ulaştırsın diye bir kenara bıraktı. Dünyalık hiçbir şeyin ardına düşmedi. Dünyalık hiçbir şeyi kendisi için talep etmedi. Mesaisini hiçbir zaman sırf kendisi için kendisine ayırmadı. Müminlerin üzerine bir anadan babadan daha fazla düştü. Onları ateşten korumak için bir ömrü bu uğurda harcadı. Onları temizledi. Onlara kitap ile hikmeti öğretti. Onları Allahu Teâlâ’nın razı olacağı kullar olarak eğitti ve yetiştirdi. Hz. Resulullah salallahu aleyhi ve sellemin bu çabalarının kadirşinas olan müminler tarafından görülmemesi düşünülemez. Allahu Teâlâ’yı sürekli olarak zikretmek, Hz. Resulullah salallahu aleyhi ve selleme sürekli olarak salavat getirmek nimetlere karşı şükreden müminlerin ayrılmaz, ayrılması düşünülemez ahlaklarından oldu. Bu büyük ahlakı onlara Allahu Teâlâ emir buyurduğu gibi, Hz. Resulullah salallahu aleyhi ve sellem de onları bunun üzerine eğitti.
Öyle ise Resul aleyhi’s-selama salat ve selam etmek evet Resul aleyhi’s-selamın makamını yüceltiyor. Ama bu eylemde en büyük dönüş gene müminlere oluyor. Resul aleyhi’s-selam müminleri kötü bir sıfata bürünmekten korumak ve onlara en memduh olan sıfatlardan birini kazandırmak için bu eğitimi verdi. Ama kadirşinas müminler bunu kendilerine bir dönüş olsun diye değil, gerçekten O yüce Resul’den kendilerine dokunan bu büyük iyiliklere bir karşılık olarak bu görevi ifa ediyorlar, etmeliler.
Rabbim!
Bizler için bu kadar büyük emekler harcamış, bizi insi ve cinni şeytanların şerrinden korumak, cehennem ateşinden azade edip cennetle müşerref kılmak için bu kadar gayret etmiş, yoğun çaba içine girmiş O Yüce Resul’e gani gani rahmet et. Şükranlarımızı kendisine ulaştır. Görevini hakkıyla ifa ettiğine şahitlik eden ashab gibi bizim Onun görevini hakkıyla ifa ettiğine dair şahitliğimizi kabul buyur.
O Yüce Resul’e şükran borçluyuz. Şükranlarımızı Yüce Zatlarına takdim et! Bu ve bütün dualarımızın kabul edilmesi için yine Onu vesile kılıyoruz. Bizden kabul buyur.
Mehmet Zeki Ergin / İnzar Dergisi – Nisan 2016 (139. Sayı)
Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber`e salât ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de Ona salât edin, selam edin. ﴾56﴿
Allahümme salli ala seyyidine Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammed kema sallayte ala İbrahime ve ala ali İbrahim.
Ve barik ala Muhammedin ve ala ali Muhammed kema barekte ala İbrahime ve ala ali İbrahim filalemin inneke hamidün mecid
En değerli ve müstesna vakitlerde Allahü Teala`yı zikretmek ve yine bu değerli vakitlerde Hz. Resulullah salallahu aleyhi ve selleme ve Onun ehli beytine salat ve selam etmek bizim en köklü geleneklerimizdendir.
Allah, Hz. Resule salat ve selam getirdi. Bunu meleklere emretti, Melekler de bu emri kusursuz yerine getirdiler.
Allahü Teala kendisinin ve meleklerinin icra ettiği bu eylemi mümin kullarına da yöneltti. Allahü Teala`nın bu emrini Selef-i salihin ilk günden tıpkı melekler gibi en mükemmel şekilde yerine getirmenin uğraşısı içinde oldular.
Bu hitab emir de olabilir taleb de olabilir. Netice salat ve selam getirilmesi istenilen adı övülmüş Efendimiz aleyhisalatü vesselamdı. Ve ashab zaten sürekli olarak Onu övüyordu ve şanını yüceltiyorlardı. Ama onlar bunu en güzel şekilde yapmanın talibi idiler.
Sahabeden bir topluluğun yanına uğradı Hz. Resulullah... Ashab sordu. "Ey Allah`ın Resulü Allah Sana salat ve selam okumamızı bize emir buyurdu. Bunun en mükemmel şekli nasıldır. Bize öğret ,dediler.
Hz. Resulullah benim üzerime;
Allahümme salli ala seyyidine Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammed kema sallayte ala İbrahime ve ala ali İbrahim.
Ve barik ala Muhammedin ve ala ali Muhammed kema barekte ala İbrahime ve ala ali İbrahim filalemin inneke hamidün mecid şeklinde salat ve selam ediniz." diye buyurdu.
Başka bir vakitte Hz. Resulullah Sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Size cimrilerin en cimrisini haber vereyim mi?" diye Ashab`ına sordu. Ashab "evet" Ya Resulallah" haber veriniz dediler. Hz. Resulullah; "En cimri adam odur ki yanında ben zikredildiğim halde bana salat ve selam okumaz...” buyurdular.
Hem ayeti kerimenin sarih lafzı ve hem de Hz. Resulullah Sallallahu aleyhi ve sellemin uyarıları ashabı bu konuda çok iştiyakli bir hassasiyetin içine sokmuştu. Onlar Hz. Resul Sallallahu aleyhi ve selleme salat ve selam etme konusunda hiç cimri davranmadılar tam aksine diğer hususlardaki o engin cömertliklerini fersah fersah geçecek bir cömertlikle Ona salat ve selam ettiler.
Bu ayeti kerime Hz. Resulullah Sallallahu aleyhi ve selleme yapılan yüce övgülerden biridir. Onun sağlığını ve ölümünü, bulunduğu yüce menzilleri öven, Onu ve ailesini, zevcelerini kötü yakıştırmalardan tathir eden bir övgüdür.
Salat; Allah`tan olunca, rahmet ve rıza manasındadır. Meleklerden olunca, dua ve istiğfar manasındadır. Ümmetten olduğu zaman ise dua ve ta’zim manasındadır.
Ayeti kerimenin mefhumundan yola çıkarak Hz. Resulullah salallahu aleyhi ve selleme salat ve selam getirmenin hükmü hakkında üç ana görüş öne çıkmıştır.
Kimi alimler, "Hz. Resulullah (s.a.v)`ın zikri her geçtiğinde üzerine salat ve selam getirmenin farz olduğunu ifade etmişler. Zira Hz. Resulullah salallahu aleyhi ve sellemden şöyle bir hadis rivayet olunmuştur.
"Hz. Resulullah (s.a.v)`a Ahzab 56. ayet hakkındaki görüşü soruldu.
Hz. Resulullah (s.a.v) cevaben dedi ki;
"Bu meknun olan ilimdendir. Ve eğer siz sormasaydınız size haber vermezdim.
Allahü Teâlâ iki meleği benim durumumla ilgili görevlendirmiş. Hiçbir mümin yoktur ki ben kendisinin yanında zikredildiğim halde kendisi bana salat ve selam getirmiş olup da o iki melek cevaben kendisine; "Allah`ın ğufranı sana olsun" demesin. Allah ve melekleri de; o iki meleğe cevaben; "amin" demesin.
Ve yine hiç bir mümin yoktur ki ben yanında zikredildiğim halde bana salat ve selam getirtmemiş olup o iki melek ona; Allah sana ğufranda bulunmasın" demesin ve Allah ve melekleri de o iki meleğe cevaben; "amin" demesin."
Başka bazı alimler de; bir mecliste zikri kaç kere geçerse geçsin sadece bir kere Ona salat ve selam getirmenin farziyeti yerine getirmiş olmak için yeterli olacağını ifade etmişler.
Tıpkı secde ayetlerinde olduğu gibi... Kaç kere okunursa okunsun sadece bir kere secdeye gitmek hepsinin yerine nasıl geçiyorsa aynen öyle bir mecliste Hz. Resulullah salallahu aleyhi ve sellemin zikri ne kadar geçerse geçsin sadece bir kere Ona salat ve selam getirmenin yeterli olduğunu ifade etmişler.
Bir kısım alim ise ömürde bir kere Hz. Resulullah salallahu aleyhi ve sellem üzerine salat ve selamın getirilmesinin farzı yerine getireceğini ifade etmişler.
Bu görüşlerin hepsi göz önünde bulundurulduğunda Hz. Resulullah salallahu aleyhi ve sellemin adının anıldığı her defa için Ona salat ve selam etmenin takvaya en yakın olan olduğu tartışılmazdır.
Bütün güzel övgüler Allah (cc)’a mahsustur. O hem yerde ve hem de gökte övülendir. O’nun şanı yücedir. Vacibu’l-vücud’tur. İşte bu Zat-ı Akdes Efendimiz Muhammed Mustafa’yı yüce âlemlerde övüyor. Aynı şekilde yüce âlemlerin sakinleri melekler de Ona sürekli duada bulunuyorlar, Onu övüyorlar. Hem Allah (cc)’ın hem de meleklerin övgüsünü alan O Yüce Resul hiç başka bir övgüye talip olur mu? Oluyorsa bu hiç kendisi için olan bir talep olur mu? Haşa…
Hz. Resulullah salallahu aleyhi ve sellem ümmetini kötülüklerden korumaya çalışıyordu. Ama kötü fiillerden önce ümmetini kötü hasletlerden, sıfat ve ahlaklardan korumaya çalışmış. Zira kötülükler çok istisna hariç, kötü ahlakların ürünüdür. Kötü ahlakların en şerur olanlarından bir tanesi de nankörlüktür. Zira küfür nankörlükten doğar. Allah (cc)’ın nimetlerini görmemekten neşet eder. Kâfir, asıl mün’imini görmeyen veya göremeyendir. Kendisine hayatı bahşedeni, kendisini donatını, hayatının devamını sağlayanı görmeyendir. En ufak bir bahaneyi inancı ile sahibi ve sahibinin verdiklerinin arasına koyandır.
Allahu Teâlâ kendisine, nimetlerine karşı nankörlüğü insanlığa yasakladığı gibi, Resulü sallallahu aleyhi ve selleme karşı nankörlüğü de mümin kullarına yasaklıyor bu ayet-i kerimede…
Hz. Resulullah salallahu aleyhi ve sellem en büyük nimet olan iman nimetinin vesilesidir. Hidayeti Allahu Teâlâ Onun eliyle mümin kullarına dağıtmış. Evet, en büyük nimet olan varlık, var olma nimetini gören bir kulun bu nimeti anlamlı kılan iman nimetine karşı nankör olması o kulun tahdisi nimet sıfatına uyum sağlamaz.
İman nimetinin bizlere ulaşmasında Hz. Resulullah salallahu aleyhi ve sellem çok büyük zahmetler çekti. Tabiri caizse her şeyini iman nimetini insanlara ulaştırsın diye bir kenara bıraktı. Dünyalık hiçbir şeyin ardına düşmedi. Dünyalık hiçbir şeyi kendisi için talep etmedi. Mesaisini hiçbir zaman sırf kendisi için kendisine ayırmadı. Müminlerin üzerine bir anadan babadan daha fazla düştü. Onları ateşten korumak için bir ömrü bu uğurda harcadı. Onları temizledi. Onlara kitap ile hikmeti öğretti. Onları Allahu Teâlâ’nın razı olacağı kullar olarak eğitti ve yetiştirdi. Hz. Resulullah salallahu aleyhi ve sellemin bu çabalarının kadirşinas olan müminler tarafından görülmemesi düşünülemez. Allahu Teâlâ’yı sürekli olarak zikretmek, Hz. Resulullah salallahu aleyhi ve selleme sürekli olarak salavat getirmek nimetlere karşı şükreden müminlerin ayrılmaz, ayrılması düşünülemez ahlaklarından oldu. Bu büyük ahlakı onlara Allahu Teâlâ emir buyurduğu gibi, Hz. Resulullah salallahu aleyhi ve sellem de onları bunun üzerine eğitti.
Öyle ise Resul aleyhi’s-selama salat ve selam etmek evet Resul aleyhi’s-selamın makamını yüceltiyor. Ama bu eylemde en büyük dönüş gene müminlere oluyor. Resul aleyhi’s-selam müminleri kötü bir sıfata bürünmekten korumak ve onlara en memduh olan sıfatlardan birini kazandırmak için bu eğitimi verdi. Ama kadirşinas müminler bunu kendilerine bir dönüş olsun diye değil, gerçekten O yüce Resul’den kendilerine dokunan bu büyük iyiliklere bir karşılık olarak bu görevi ifa ediyorlar, etmeliler.
Rabbim!
Bizler için bu kadar büyük emekler harcamış, bizi insi ve cinni şeytanların şerrinden korumak, cehennem ateşinden azade edip cennetle müşerref kılmak için bu kadar gayret etmiş, yoğun çaba içine girmiş O Yüce Resul’e gani gani rahmet et. Şükranlarımızı kendisine ulaştır. Görevini hakkıyla ifa ettiğine şahitlik eden ashab gibi bizim Onun görevini hakkıyla ifa ettiğine dair şahitliğimizi kabul buyur.
O Yüce Resul’e şükran borçluyuz. Şükranlarımızı Yüce Zatlarına takdim et! Bu ve bütün dualarımızın kabul edilmesi için yine Onu vesile kılıyoruz. Bizden kabul buyur.
Mehmet Zeki Ergin / İnzar Dergisi – Nisan 2016 (139. Sayı)
Mehmet Zeki Ergin