İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

İtidali kaybetmekle ne kaybettik?

2020-02-20
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

“Adl” kökünden gelen “itidal”, “iki aşırı tutum ve davranış arasındaki orta hâl” diye tarif edilmiştir. Bu kapsamda itidal, vasattan ayrılmamaktır;  ölçülü olmaktır, duygulara kapılmakta haddi aşmaktan kaçınıp soğukkanlılığı korumaktır, dengede durmaktır, düzgün ve doğru olmaktır. Bu hâllerin hepsi de söz konusu İslam olunca birbirini tamamlıyorlar. Zira İslam, Sıratü’l-Müstakim’dir, dosdoğru yoldur. Dosdoğru yolda olmak, sağa sola sapmamaktır.  İtidal, adâlet ile doğrudan ilgilidir; adaletin bir anlamının da “itidal ve istikamet” olduğu belirtilir. İnsan, dengeli olursa istikamette kalır. İnsan, duygularda aşırılıktan kaçınıp soğukkanlılığını sürdürebilirse engellerle dolu zorlu bir yolculuğu sürdürebilir. İtidal, mü’minin karakteridir, onun değişmez ahlakıdır. Zira mü’min adildir, dengelidir ve dosdoğru yolun takipçisidir. İtidalin zıddı ise ifrat ve tefrittir. İfrat, fazlalıkta aşırı gitmektir; tefrit ise eksiklikte aşırı olmak, eksikleri ile geri kalmaktır. Örneğin, mühim bir konuda ihtiyacı aşan bir duyarlılık ifrattır, o konuya duyarsızlık ise tefrittir. İslam dünyasında geçmişte bu konu en çok Ehl-i Beyt sevgisi üzerinden anlatılmıştır; kişilerin Ehl-i Beyt sevgisini abartmaları ifratla; o sevgiyi ihmal etmeleri ise tefritle açıklanmıştır. Her iki husus da itidalden sapma olarak kabul edilmiştir. Günümüzün İslam dünyasında ise ifrat ve tefrit, bid’at konusu üzerinden de çokça işlenmektedir. Bir yanda her şeyi bid’at sayan aşırılık ifrat iken, öte yandan bid’atları adeta yok sayacak bir duyarsızlık içinde olmak da tefrit olarak kabul edilmiştir. Ne var ki mesele, bu iki hususla sınırlı değildir: Yüce Allah celle celâlühü, Kitabı’nda şöyle buyurmaktadır: “İşte böylece insanlara şahit ve örnek olmanız için sizi orta/vasat bir ümmet kıldık. Peygamber de size şahit ve örnektir.” (Bakara 143) Bu ayet-i kerime, Kıble’nin Mescid-i Aksâ’dan Kâ’be’ye çevrilmesi üzerine inmiştir. İslam, putları yasaklamış ama Ka’be’yi muhafaza etmiştir. Bununla birlikte Kâ’be’ye de taptırmamıştır. İslam, putperizme hayır demiş ama Ka’be’yi dışlamamıştır. İslam, bir arınmadır, temizlenmedir ve onun arınma, temizlenme tercihinde hep bu vardır: İslam, yanlışı atar; doğruya gerektiği kadar sahip çıkar. Ne aşırı gider ne eksik bırakır. Müslüman, her namazda Fatiha'yı okuyarak Rabbine şöyle dua eder:“Bizi dosdoğru yola ilet. Gazaba uğramışların ve sapmışların yoluna değil, nimet verdiklerinin yoluna ilet.” Hz. Peygamber salallahü aleyhi vesellem, bu ayetleri açıklarken, gazaba uğramışlar ve sapmışlardan amacın, ifrat ve tefrite düşmüş Yahudi ve Hıristiyanlar olduğunu ifade etmiştir. Yahudiler, dini salt birtakım kurallara indirmişlerdir; Hıristiyanlar ise Şeriatı yok saymış, dini sadece ibadetlerden ve inziva hayatından ibaret görmüşlerdir. Yahudiler, malperesttir; Hıristiyan din adamlarının mühim bir kısmı ise mal edinmeyi tamamen reddetmiştir. Hz. Peygamber salallahü aleyhi vesellem, dünyevileşmeyi nehyettiği gibi çalışması gereken kişilerin bütün vakitlerini ibadete vermesini de nehyetmiştir. İslam, tutarlı bir bütündür, itidalli olmak onun bütün yönlerinde esastır. Yahudilik, Cumartesi; Hıristiyanlık Pazar günleri çalışmayı yasaklamıştır. Öyle ki günümüzde bile kimi Yahudi gruplar, Cumartesi günleri asansörün düğmesine basmayı bile haram sayarlar. Kimi Hıristiyanlar ise çocuklarının oyun gereği çekiç kullanmasını bile şiddetle cezalandırırlar. İslam ise Cuma günü çalışmayı serbest bırakmış, sadece Cuma saatinde alışverişi haram kılmıştır. Nitekim Kur’an-ı Kerim, “Ey iman edenler! Cuma günü namaz için ezan okunduğunda Allah'ı anmaya koşun. Alışverişi bırakın, bilseniz bu sizin için daha hayırlıdır. Namaz bitince yeryüzüne dağılın ve Allah'ın lutfünden rızkınızı isteyin!” (Cuma 9-10) diye buyurur. İTİDALİ KAYBETMENİN BEDELİ Yapı, uçların çatışmasıyla değil, buluşmasıyla oluşur. Uçlar, orta yolda buluşunca ortaya sağlam bir bina çıkar. İslam’ın bereketi itidalindedir. İtidal kaybedilince İslam’ın bereketi kaçar. Müslümanlar, hangi konuda itidali kaçırmışlarsa o konuda kaybetmişlerdir. İslam’ın her bir yönü, Müslümanlar için birer kanattır. Kanatlardan biri eksik olduğunda İslam üzerine yol almak zorlaştığı gibi kanatlardan biri büsbüyük, diğeri eksik veya aşırı küçük olduğunda da İslam içinde yol almak zordur. Müslümanların bir kısmı, özellikle Hicri 3. ve 4. Yüzyıllarda ilme yönelmeyi abarttılar. Eski İran ve Eski Yunan’ın ilmiyle yetinmediler, Hint ve Çin’in dahi ilmini getirdiler. Bu aslında hayırlı bir yoldu. Ama bunu yaparken, Hadisi, Sünneti, küçük ve büyük cihadı; Allah yolunda savaş ve nefisle mücadeleyi ihmal ettiler. Bu yüzden o asırlarda İslam aleminde ilim dorukta iken Müslümanlar, Bizans’a toprak kaptırdılar. İtidal kaybedilmiş; ifrat ve tefrit, yol almayı imkânsızlaştırmıştı. Bu aşırı ilmîliğe karşı Müslümanların bir kısmı da ilmi neredeyse ihmal etti. Kendisini tamamen zühde, ibadete adadı. Onların o hâli bir süre sonra bid’atların yaygınlaşmasına yol açtığı gibi İslam toplumunda cehalete de yol açtı. Diğer bir kısmı ise ilmi sadece hadis ve fıkıhtan ibaret bildi, diğer bütün ilimlere düşmanlık yaptı. Onlar, bu hâlleriyle Müslümanların yolunu açmadıkları gibi Müslümanlar için sorunlara da yol açtılar. Yine Müslümanların bir kısmı re’yi, içtihadı neredeyse hiçleştirdi. Bu vaziyet İslam dünyasını daha o günlerde güncel meseleler konusunda çaresiz bıraktı. Buna karşı başta Mütezile mensupları olmak üzere Müslümanların bir kısmı da aklı adeta vahiy konumuna çıkardı. Onların aklı da Müslümanların dertlerine çare olmadı. Emirlerimiz asker yetiştirmeye önem verdiler ama nefisle mücadeleyi yok saydılar. İslam dünyası böyle bir ortamda Haçlı istilasına uğradı. Düşman; Kudüs’ü istila etti, az kılsın Mekke ve Medine’yi dahi ele geçiriyordu. İmam Gazzâlî Hazretleri işte böyle bir ortama karşı adeta ihya devrimini gerçekleştirdi. O, geceleri zahid, gündüzleri mücahid, akla önem veren, bununla birlikte aklı putlaştırmayan, ilme sarılan ama ruh terbiyesini de ihmal etmeyen, itidali ahlak edinmiş bir nesil önerisinde bulundu. Selâhaddîn-i Eyyûbî Hazretleri, onun projesinin tam olarak somut bir karşılığıydı. Dersini üstadı Nûreddîn Hazretlerinden kamilce alan Selâhaddîn, nerede bir medrese açsa onun yanı başına bir de zikir dergahı açtı. Yıllar yılı at sırtından inmedi ama bir gün olsun namazını da ihmal etmedi. Öte yandan fırsat bulduğu her anda ilimle uğraştı. İlim, cihad ve zikri Sünnet-i Seniyye üzerinde bir arada tuttu. Onu cephede gören, uçan bir kartal zannederdi; çadırında zikrederken fukara bir derviş gibiydi. İlimden söz ettiğinde ise sanki hayatı boyunca ilimden başka hiçbir işle uğraşmamıştı. O, uçları buluşturmuş ve İslam’ın bereketini yakalamıştı. Sufîydi, Gazzalî hayranıydı ama Gazzâlî karşıtı olsa da mutaassıp olmayan Hambelî ulemaya da çok kıymet verirdi. Bu iki tarafı bir arada tutarak bereketi bulmuştu. Kadere hakkıyla iman ederdi. Ama planlamada olabildiğine titizdi. İşini asla rastgeleliğe bırakmazdı. Duaların şifa verici olduğuna inanmıştı. Ama İslam âleminde ilk kez o, hastane binası dışında tıp fakülteleri kurdu. Falcılık, sihir gibi akıl ötesi faaliyetleri ise lanetle anıp yasakladı. Ülkeleri fethederken gönülleri fethetmeyi unutmadı. Bunun için haftada iki gün, kimi zaman daha fazla bizzat Mezalim Mahkemesi’ne başkanlık edip adalet divanında halka adalet dağıtırdı. Halbuki bir zamanlar Emevîlerin kimi hükümdarları, ülkeler fethetmiş ama adaleti ihmal etmişlerdi. Bundan dolayı da ümmet muzaffer iken kaybetmişti. Selâhaddîn’den sonra Müslümanların özellikle cihada da odaklanmış bir kısmı, nefis terbiyesine ifrat noktasında yöneldi, bid’atlara karşı duyarlılık konusunda ise eksik davranıp tefrite düştü. Diğer bir kısmı ise bid’talar konusunu öylesine abarttı ki cihadı adeta yalnızca bid’talarla mücadeleden ibaret bildi, cihad o kadar ihmal oldu ki ancak en büyük âlimler bizzat cepheye gittiklerinde halk cihada ilgi duydu. Bu iki taraf arasındaki çekişme az kalsın İslam âleminin tamamen Moğol istilasına müptela olmasına yol açıyordu. Allah’ın lutfü keremi ve ancak bizzat Selâhaddîn’in son evlatları ve onun fikirleri üzerine yetişmiş Memlûklar olmasaydı maazallah Moğollar Mekke ve Medine’yi bile işgal edeceklerdi. Bir de günümüze bakalım: Müslümanlar, bir zamanlar fikri tamamen ihmal ettiler, kendilerini tamamen ya Batılı düşmanlarla savaşa ya da nefis terbiyesine verdiler veya ikisini bir arada yürütürken fikre hiç yatırım yapmadılar. Fikir, ümmetin gözüdür. Bundan dolayı İslam âlemi adeta körleşti. Sonra, Müslümanların bir kısmı da o tefrite tepki duyup tamamen fikre yöneldi. Ameli, zühdü ihmal etti. Amel ve zühd, Ümmetin bedeni ve ruhudur. Gözsüz beden, perişan olur; bedensiz ve ruhsuz bir göz ise iş görmez, bir aksesuar gibi durur. Bu fikirdeki ifrat da Müslümanların sorunlarına çare olmadı. Kanatlardan biri kocaman, diğeri yok veya çok küçük olunca Müslümanların manzarası da bozuldu, garipleşti, Müslümanlar uçmak bir yana maskaralaştı, gülünç duruma düştü. Hâlbuki olması gereken Müslümanların kanatlarının dengeli olması, yani itidalli olmasıdır. Müslümanlar, amel ve zühdün yanında fikre de önem verdiklerinde maddi ve manevi sorunlar karşısında güçlü oldukları gibi ferasetleri de açık olur, yol alırlar. Yine bu son asırlarda Müslümanların bir kısmı heyecanla dünyaya sarıldı, dünyevileşti. Onlar yüzünden maneviyatımız berbat oldu. Diğer kısmı ise dünyayı ihmal etti, Müslümanları yoksul ve başkasına muhtaç kıldı. Olması gereken ise Nûreddin Zengi Hazretlerinin Sünnete uygun hâli idi. Nûreddin Hazretleri mala önem verir, yoksulluktan çekinirdi ama mala tapmazdı. Dolayısıyla hem kimseye muhtaç olmaz hem dünyeviliğe de duçar olmazdı. Ve son nokta mezhep meselesidir: Kişilerin bir mezhebe tabi olmaları, o mezhebin ilmini edinip o mezhebin gereklerini izah etmeleri İslam ümmetinin tabii bir hâlidir, bundan bir zarar görülmüş değildir. Buna mezhepçilik denmez. İhtilafta yani çeşitlilikte rahmet vardır. Ama kişiler, mezheplerini yaymayı İslam’ın önüne geçirdiklerinde,  başka mezheplerin esas itikadına hakaret ettiklerinde, başka mezheplerin mensuplarını kendi mezheplerine geçirmek için kurumlar açıp ümmetin gençlerini bu işlerle uğraştırdıklarında, hatta kimi yerlerde para dağıtarak mezhep mensupları kazanmaya çalıştıklarında bu ifrattır, fitnedir, ümmeti böler. Biz itidali kaybetmekle, bereketi kaybettik, her biri İslam’ın bir yönünden gelen kanatlarımızı, kanatlarımızın fonksiyonlarını kaybettik, yol almayı, Ashab gibi adeta uçarak dünyayı fethetme üstünlüğümüzü kaybettik. İtidalle uçtuk, galip geldik, itidali kaybedince yolumuzu kaybettik, esir olduk. Rabbim,  bu hâlden ders almayı nasip eylesin ve bizi salih insanların yolu üzerinde itidal ehli kılsın…
Dr. Abdulkadir Turan

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS