İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

İstikamet rotamız; İtidal...

2020-02-27
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Âdemoğlu dediğimiz varlığı, türlü türlü vasıflarla vasıflandırmak mümkündür. Hem aktif yaşam içinde hem de bizatihi zihin dünyamızda. Zaten sık sık yaptığımız şeydir. Patron deriz, işçi deriz, anne deriz, baba deriz. Hâsılı kelam, bu minvalde sürüp gider örnekler. Fakat ortak bir tanımla tanımlarsak, her kesin ve her kesimin de kabul edebileceği bir tanım olmasını istersek, buna en uygun tanım “yolcu” tanımı olur herhalde. Bulunduğu konum, aldığı vazifeler, yaşam içinde aldığı pozisyon ne olursa olsun, âdemoğlu esasen bir yolcudur aslında. Seçenekleri arasında istediği yolu seçme konusunda muhayyer bırakılan, seçtiği yolun menziline doğru hızla yol alan fani bir yolcudur. Tercihlerinin ve performansının, baki bir âlemde değerlendirileceğinin farkında olsa da olmasa da... Fakat fani bedenini, baki âleme kadar, izzet ve sorumluluk bilinciyle taşıyan, ruhunu- aldığı emanetlerin, bilinç ve idrakiyle diri tutma çabasında olan için, seçtiği yolun önemi ayrıca çok daha önemlidir. Zira seçeceği tek bir yol vardır. O yolunda başarı şartı,  istikamet üzere istikrara bağlıdır. İstikamette istikrar etmenin sırrı ve formülü ise seçilen rotada gizlidir. Rota, istikamet yolunda istikrarı besleyecek ve nihayetinde kutlu menzile ulaştıracaktır. Bu rota ise itidaldir... Yani, denge- ölçü- tutarlılık- adalet ve netice de selamet... O halde itidal, kişinin ancak dilerse alacağı tavır-hâl veya kuru laf- boş iddialarla edebiyatını yaptığı qil û qâl değil, kesinlikle tutmak ve tutunmak zorunda olduğu doğru iptir ve kökü sağlam bir dal... Zira itidalden kopuş, kişiyi ifrat ve tefrite muhakkak götürecektir. İfratın doruklarına çıkmanın, uçlarında gezmenin, sınırlarında cambazlık yapmanın sonu, muhakkak ama muhakkak, uçurum aşağı düşmektir. Yine aynı şekilde, tefrit yolunda, yolun çizgilerine aldırmadan, lakayt bir şekilde yol almanın sonu da, ya yanlış şeride geçerek istikametten ayrılmaya, böylece farklı bir yola girmeye, ya da sınır ihlaline götürüp, bariyerleri (!) aşarak, takla üstüne takla (!) atmaya sebep olacaktır. Yani sonuçta, ortada ne yol- ne yolcu- ne araç - ne de amaç kalacaktır. İnsan gerek fikirlerinde, gerek duygularında, gerek tavırlarında her fırsatta kendine dair özelliklerini izhar eden, kendine has tavırlarla ortaya koyan özel bir varlıktır. Bu nedenle şurayı iyi algılamak elzemdir, itidal üzere olmak, tüm insanların birbirinin aynısı ve tıpkısı olmasını gerektirmez hiç kuşkusuz. Ancak itidal üzere olmak, ölçü sahibi olmayı ve ölçülü hareket ederek dengeli olmayı gerektirir. Denge üzere olmak ise,  dengeyle hareket etmeyi, yalpalamamayı, koşul ve şartlara göre zikzak çizmemeyi, dosdoğru bir şekilde, istikrarla istikamet üzere yol almayı sağlar. O halde itidal üzere kalmanın en temel koşulu ölçülü olmak ise, ölçülerimiz ne olmalıdır? ‘’Göklerin ve yerin mülkü O'nundur; çocuk edinmemiştir. O'na mülkünde ortak yoktur, her şeyi yaratmış, ona bir düzen vermiş, belli bir ölçüyle takdir etmiştir.’’ (Furkan, 2 ) Göklerin ve yerin mülkü de, yoktan var ettiği- varlığından haberdar ettiği-vahyine muhatap kıldığı kulları hakkında tasarruf hakkı da,  muhakkak ki El- Hak olan, Allah Azze ve Celle' ye aittir. Yarattığı varlıklar ve işler için ölçü koyma hakkı da yine O'na aittir. Demek ki ölçü Rahman'dan olmalıdır. Rahman’ın vahyi ve âlemlere rahmet olarak gönderilen- vahyin en müşahhas insan modeli olan,  Resulü'nün  (s.a.v) sünneti yegâne ölçüsü olmalıdır Âdemoğlunun. Bu ölçüler konusunda ciddiyet ve samimiyet muhakkak ki, itidal üzere kalabilmenin de şartıdır. Yani aslında, ölçülerde tutarsızlık baş gösterince, itidalden kopuşta peşi sıra gelmektedir. Böylece ya tefrit noktasına ya da ifrat noktasına doğru hızlı bir kayma başlar. Kayma istikametten kopuşa da sebep olur. Hatta kişinin kalması gereken istikameti, ona yabancılaştırır. Varması gereken menzili bulanıklaştırır. Ölçü sorunu- idrak sorununu, idrak sorunu – algı sorununu, algı sorunu- bakış açısı noktasında sıkıntılar meydana getirir. Böylece biricik ölçülerini yitiren kişi, ifrat ve tefrit tehlikesini sezemez- göremez- kabullenemez. Manevi kazalara da engel olamaz. İkaz ışığı mesabesindeki nasihatlere de, kalbini ve kulağını tıkar. Tabiri caizse itidalden kopan kişi, ters şeritte yol alan araç şoförü gibidir. Aslında ters giden kendiyken, kendi dışında doğru giden tüm araç şoförlerine ibret ve hayretle bakar. Zira ona göre, her biri terstir- yanlıştır. Temel'in meşhur bir fıkrası vardır. Temel otoyolda ters yöne girer. Temel'i gören trafik polisi, sürücüleri uyarmak için radyodan anons yapar: "Dikkat ters yönde ilerleyen bir araç var." Bu anonsu duyan Temel bağırır: "Ne bir tanesi hepsi hepsi..."der. Bu da, o misal işte. Bilhassa içinde bulunduğu toplumu, kendi pozisyonu üzerinden değerlendirme yanlışına düşürür kişiyi. Kişi, kendi üzerinden ölçer ve tartar her şeyi. Kişiyi sabit fikirli kılar. Böylece anlama yetisi sekteye uğrar, anlama ve uzlaşmaya yanaşmayan ve her şekilde aşırılığa meyleden bir hüviyete bürünür. Bugün ümmet üzerinde oynanan birçok oyunun, başarılı olmasının en büyük nedenleri bu aşırılıklar değil midir? Olayları ve olguları değerlendirirken, doğduğu – büyüdüğü coğrafyayı, kendi yaşanmışlıklarını, sahip olduğu kısıtlı tecrübeyi baz alarak, farkında olmadan, hakkaniyetten kopan insanların sayısı azımsanmayacak kadar çoktur maalesef. İşte bu hakikat,  kontrolden çıkan vakalarda, her seferinde bizzat itidal çağrısı yapan insanın, aslında kendinin bile ne denli itidalden uzak olduğunun adeta resmidir. İtidal demişken, büyük ve geniş değerlendirmeler dışında, özelimize de rahmeti yağdıracak bir vesile olduğunu bilelim. Çünkü hayatın her alanında, insan dediğimiz varlığın her yönüyle itidale ihtiyacı vardır. İtidal üzere olmak, iki kanadı olan, hür bir şekilde, emniyetle uçan kuş olmak gibidir. İtidal yok ise, tek kanatlı kuş gibidir insan. Hatta belki de, iki kanadından da mahrumdur. Uçmaz- uçamaz. Bu nedenle her ne durumda veya konumda olursa olsun, her koşulda vahyin ölçüleri esas alınmalıdır: Duygularımızda itidal Düşüncelerimizde itidal Fikirlerimizde itidal Sözlerimizde itidal İşlerimizde itidal olmalıdır. Böylece ne kendi nefsimize, ne içinde yaşadığımız hem küçük hem büyük topluluklara zulmetmemiş oluruz. Tabi şunu da belirtmek gerekir, itidal taviz vermek değildir, bukalemun gibi renkten renge girmek değildir. Köklerinden kopup, yanlış adreslerde filizlenip boy vermek değildir. Sekülerizmin tornasından (!) çıkmış gibi, birilerinin aynısı olmak değildir. İtidal, fikirlerinde ve fiillerinde omurgasız olmak değil, bilakis sağlam duruş sahibi olmaktır. Rabbimiz ifrat ve tefritten korunmuş, razı olduğu duruşu ayet-i kerimede şöyle açıklıyor; ‘’İşte böylece, siz insanlara şahit olasınız, peygamber de size şahit olsun diye sizi vasat (örnek) bir ümmet yaptık. Biz bu yöneldiğin kıbleyi özellikle resule uyanlarla sırt çevirenleri açıkça ayırt edelim diye belirledik. Bu, Allah’ın hidayet verdiği kimselerden başkasına elbette ağır gelecektir. Allah imanınızı asla zayi edecek değildir. Çünkü Allah insanlara karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.’’ (Bakara, 143) İtidal sahibi olmak, şahitliği, örnekliği, hidayeti, rahmeti ve şefkati içinde barındırıyor. Rabbimiz kulluk yolculuğumuz boyunca, itidal üzere kalmayı ve bu şekilde yol almayı bizlere lutfetsin...
inzar

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS